
Wilders’e Özgürlük Müslümanlara Pranga
Hollanda Özgürlükler Partisi modern ırkçı partilerin son örnegi. Hollanda bu noktada nasıl ki bir dönem çokkürtürlülügüyle örnek gösteriliyordu simdi diger Avrupalı ırkçı harketlere esin kaynagı oluyor.
Persembe günü Amsterdam mahkemesi Wilders’ün müslümanlara hakaret , “Ayrımcılık yoluyla halkı kin ve nefrete sevk etmek” suçlamasıyla açılan davada kararını açıkladı. Karar davacı tarafı soke ederken Wilders’ü sevindirdi. Mahkeme Wilders’ün açıklamalarını “ifade hürriyeti” çerçevesinde degerlendirdi ve beraatine karar verdi. Hollanda’da asrın davası olarak takdim edilen dava bu sekilde son buldu. Ancak davacı taraflar konuyu Birlesmis Milletler İnsan Hakları Komisyonu ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne tasıyacaklarını duyurdular.
Wilders son üç yılda yaptıgı açıklamalara bakıldıgın çogunlukla müslümanları ve İslamiyeti hedef aldıgı görülüyor: Kur’an-ı Adolf Hitler'in Mein Kampf’ına benzetiyor, İslamı fasist olmakla suçluyor, Hollanda sınırlarının tüm müslümanlara kapatılması gerektigini savunuyor, basörtüsü takan kadınlara para cezası verilmesi gerektigini söylüyor ve minarelerin tamamen yasaklanmasını talep ediyor… Özellikle “fitne ” filmiyle İslam ve müslümanlar dogrudan hedef gösteriliyor. Mahkeme filmin nefret duygusunu körükleyebilecegini ancak Wilders’ün nefrete tesvik etmedigi kararına vardı. İslamiyete ve müslümanlara iliskin kullandıgı ifadelerini “ kaba ve asaglayıcı” bulmakla birlikte insanları galeyena getirecek nitelikte olmasına ragmen bunları da “ifade özgürlügü” çerçevesinde degerlendiri.
Le Figaro gazetesinde yayımlanana Wilders kararına iliskin haberin sonunda mahkeme heyetinin “ifade özgürlügünü” desteklekleyen bir durusa sahip oldugunu kantılama çabası içinde bir müslümanın yahudi soykırımına iliskin düsüncelerinin de –aynı mahkeme heyeti tarafından- ifade özgürlügü çerçevesinde degerlendirdigi ve beraat kararı verdigi ifade ediliyor. Verilen örnek mahkemenin durusunu desteklemekten ziyade bir karsıt argüman olarak sunuldugunu anlasılıyor.
Mahkeme çıkısında Wilders “ifade özgürlügünün kazandıgını”, mücadeleye devam edecegini ve dıs basına yaptıgı açıklamada “İslam’ın elestirilmesi hukuka haykırı degil” diyerek konusmaya devam edecegini söyledi. Dıs basına İngilizce yaptıgı bu açıklama mesaj niteliginde. Dıs basın Hollanda basını gibi konuya önemli bir yer ayırdı. Hollanda açısından asrın davası olarak takdim edilmesi ve medyanın yogunlasması davanın önemini bir kat daha artırdı. Yaptıgı açıklamalardan uzuna zamandır çekmeyi düsündügü “fitne” filminin ikinci bölümünü çekecegi de anlasılıyor.
Wilders’ün Hollanda Özgürlükler Partisi son on yılda yükselen ırkçı ve popülist partiler kategorisinde degerlendiriliyor. Bir farkla ki lideri oldugu parti diger ırkçı ve popülist partiler gibi genel olarak “yabancıları” hedef alan bir söyleme sahip degil. Bütün tezlerinin merkezine müslümanları yerlestiriyor. “Kötü gidisatın” tek sorumlusu olarak müslümanları gösteriyor.
Daniel Pipes’ın 20 Ocak 2010’da Wilders davası basladıgında kaleme aldıgı “Why I stand with Geert Wilders “ baslıklı makalesinde Wilders’ün neden desteklenmesi gerektigini iliskin ipuçları bulmak mümkün: “Bu gün hayatta olan en önemli Avrupalı kim ? Adayım Hollandalı siyasetçi Geert Wilders. Onu tercih ettim ; çunki kıtanın karsı karsıya kaldıgı İslamın meydan okumasına karsı koyabilecek konumda. Tarihi bir figür olarak dünya sahnesine çıkabilecek potansiyele sahip” diyordu. Bununla birlikte Wilders neoliberal ekonomiye karsı degil, Avrupa’da ırkçı partilerle her hangi tarihi bir bagı yok, yabancılara karsı dıslayıcı olmamakla birlikte (iyi bir liberalist olarak), yahudi karsıtı (antisemit) degil… Pipes makalesinde hangi ırkçı ve popülist partilerin Amerika’dan destek görecegini de bu sekilde ifade etmis oluyor.
Hollanda Özgürlükler Partisi modern ırkçı partilerin son örnegi. Hollanda bu noktada nasıl ki bir dönem çokkürtürlülügüyle örnek gösteriliyordu simdi diger Avrupalı ırkçı harketlere esin kaynagı oluyor. Fransa’da Ulusal Cephe partisi de ondan esinleniyor. Yeni baskanı elestirilerinin merkezine yalnızca müslümanları yerlestiriyor. Müslümanların yerlestirilmesi “ifade özgürlügü” baglamında degerlendirilmesi ve müslüman karsıtlıgının yahudi karsıtlıgı gibi irite etmemesi ve kabul görmesi Marine Le Pen’i cesaretlendiriyor. Söylemlerinin merkezine müslümanları yerlestirerek güvenlik tartısmalarında ortaya çıkmayan cepheleri biraz daha belirginlestiriyor. Diger partilerin dolaylı yollardan ifade etmeye çalıstıklarını dogrudan söyleyerek rol çalmalarını da engellemis oluyor.
Mahkemeler her zaman hukuku veya toplumsal hassasiyetleri göz önünde bulundururarak kararlar vermezler. Mahkemeler gerektiginde siyasi kararlar da verebiliyor. Karar metnine bakıldıgında mahkemenin çeliskilere ragmen “ifade özgürlügü”nün arkasına sıgınarak beraat kararı verdigi anlasılıyor. Buna benzer kararlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdigi kararlarda da görülebilir.
Amsterdam mahkemesinin kararı çehre degistiren ırkçı ve popülist partileri mesru hale getirmekle kalmıyor gelistirdigi dıslayıcı söylemlere hukuki zemin de hazırlıyor. Mahkeme verdigi kararla Hollanda’da bir dönemi kapatıyor. Erasmus ve Thomas More’dan bu yana hosgörüsüyle örnek gösterilen Hollanda Amsterdam kararıyla 16. yy’ın gerisine düsmüstür.
24.06.2011
Sinan Özdemir / Dünya Bülteni