Uluslararası Hukukun Devletler Nezdinde İhlali

Uluslararası Hukukun Devletler Nezdinde İhlali

Onaylayan Prof. Dr. Beril Dedeoglu – [email protected]

Uluslararası hukuk ihlallerinin nedenlerinden birisi, ihlal edenlere karsı yaptırım mekanizmasının islememesi gibi klasik durumun devam etmesidir. İkincisi ise, zaten eldeki yapı ve mekanizmaların var olan kosulları düzenlemeye yetmemesidir.

Uluslararası hukuk, köklerini 19. yüzyıl Avrupa'sındaki güç dengesi sisteminden alır. Dönemin güçlü devletlerinin Avrupa'da bir düzen ve istikrar yaratılması amacıyla gelistirdikleri uluslararası isbirligi anlayısından dogan uluslararası hukuk, özü bakımından devletlerin karsılıklı iliskilerini düzenlemeyi esas edinmis ve güç dengelerinin olusturdugu status quo'nun korunması amacıyla gelistirilmistir. Söz konusu durum, kendisini I. Dünya Savası sonrası ortaya çıkan yeni güç dengelerinde de göstermis ve Milletler Cemiyeti, uluslararası hukukun referansı haline gelmistir. Savas, barıs, çatısma, ekonomik isbirligi, mali isbirligi ya da kitle imha silahları gibi temalar çerçevesinde gelisen uluslararası hukukun öznesi devlet olarak kabul edilmistir. II. Dünya Savası'na kadarki dönemde uluslararası hukuk, kurallara uymayan devletlerin ne türden bir cezai müeyyideye tabii tutulacaklarını da düzenlememistir.

II. Dünya Savası sonrası olusan güç dengesi sistemi ise, Birlesmis Milletler Örgütü içinde düzenlenmis ve bu dönemde bazı yenilikler getirilmistir. Bunlardan birincisi, dogrudan kurallara uymayan ülkeler oldugunda alınacak önlemlerin saptanmasıdır. Söz konusu uygulama, BM Gvenlik Konseyi ile ifade bulmus ve bu kurulusun bes daimi üyesine de veto hakkı tanınarak sistemin temel güçlerine status quo'nun korunmasında bekçilik görevi verilmistir. Yaptırımların en üst asaması olan askeri yaptırım ise, sadece çatısmaların durdurulması konusunda pasif görevler alacak BM askerlerinin görevlendirilmesi biçimindedir.

Her bir olay için katılma arzusu bulunan devletlerin ortak birlige asker göndermesi ile olusan müdahale güçleri vardır ve bu yine klasik devletler arası iliskileri esas alan yaklasımdan uzaklasılmadıgının göstergesidir. Yaptırım kararı alabilmek için gerekli olan, birbirine rakip olabilecek bes devletin ortaklasa olumlu karar vermesi sartı, zaten çok az olaya müdahale edilebilir bir mekanizma yaratmıstır. BM sisteminin getirdigi ikinci boyut, birey haklarının uluslararası hukuk kapsamına girmesi ile ilgilidir. Bununla birlikte, iki kutuplu sistem degisinceye kadar, genel olarak bu konudaki ihlallerin sorumlulugu ilgili devletlere bırakılmıs, bir ülke halkının magduriyetinden o ülkenin yönetimi sorumlu olarak görülmüstür. Ayrıca, Avrupa'da gelisen uluslararası insancıl hukuk, kisi haklarına yönelik bir evrim baslatmıs, içinden de Uluslararası Ceza Mahkemesi'ni çıkaracak bir sürecin yasanmasına yol açmıstır. Bununla birlikte, Avrupa hukuku Avrupalıları ilgilendirdiginden tüm uluslararası alanı kapsamamaktadır.

90'lı yıllardan sonra ise ortaya çok temel üç sorun çıkmıstır. Öncelikle, küresel sistem degismis, ancak bir önceki sistemin uluslararası hukuku uygulanmaya devam etmistir. Yani, hukukun öznesi devlet ve devletler arası kuruluslardır ve kurallar güç dengesine göre çalısır. İkincisi, sistemdeki güçlü oyuncular degismis ve çesitlenmis, ancak bunlar BM Güvenlik Konseyi içinde temsil edilmemislerdir. Üçüncüsü ise, çatısma ve anlasmazlıkların konusu ve tarafları farklılasmıs ve uluslararası hukukta karsılıgı bulunamamıstır. Dolayısıyla, uluslararası hukukta yeni dönemin sorunlarına iliskin yapılan degisiklik ve gelismeler, eski sistemin uygulama ve teamülleriyle çelisir olmustur.

Eski sistemin kurallarının günümüz sartlarında yeterli olmadıgı gerekçesiyle uluslararası hukukun ihlali mümkün olmakta, yeni sisteme uygun uluslararası hukuk düzenlemeleri de eski sistemin oyuncuları tarafından engellenmeye devam etmektedir. Bu durum, sistemde güçlü devletlerin davranıslarını kolaylastırabilecek bosluk alanları yaratırken, karar alıcıların insani suçlar islemesini zorlastıran bir zemin yaratmıstır.

Bu konuda verilebilecek ilk örnek, Balkanlar'da ortaya çıkan gelismeler sonrasında yapılan müdahaleye iliskindir. Bölgeye, özellikle de Kosova'ya yapılan NATO müdahalesi, önce bombalama, ardından BM'den karar çıkmasını saglama biçiminde olmustur. Ayrıca, bombalama yönteminin insancıl müdahale kapsamına girip girmedigi tartısılmıs olsa
da, sonuçta yapılana uygun bir karar çıkması mümkün olmustur.

Uluslararası Ceza Mahkemesi, bölgedeki katliamlara neden olanların yargılanma sisteminin kapısını açarken, mevzuat ancak bu mahkemenin kurucu belgesine taraf olanları yargılama ile sınırlı kalmıs, dolayısıyla örnegin G. W. Bush'un yargılanma ihtimalini ortadan kaldırmıs, Saddam'ın da Irak'taki otoritelerin ellerine bırakılması saglanabilmistir. İkinci örnek, Afganistan müdahalesi ile verilebilir.

ABD ve müttefiklerinin Afganistan müdahalesi, BM'nin mesru müdafaa konusuna girmekle birlikte, uluslararası terörizmle savası konu edinen mevzuatta karsılıgını bulamamaktadır. 11 Eylül olaylarının sorumlusunun Afganistan yönetimi oldugu konusundaki emin olma süreci oldukça kısa sürmüs, buna ragmen eminmis gibi bir müdahale yapılmıs, ardından mesele terörizmle savas kapsamına alınmıstır. Bir diger ve çok tartısılan konu, Guantanamo'da tutulanların niteligi ve orada tutulma gerekçesiyle ilgilidir. Bu konuda hiç bir uluslararası kural bulunmamaktadır, ABD'nin de bu türden bir uygulamaya hakkı oldugunu gösteren bir belge mevcut degildir. Dolayısıyla Guantanamo, hem hukuka uymama hem de uluslararası hukukun alanı dısında bir duruma karsılık gelmektedir. Öte yandan, burada tutulan kisilere yönelik muamele ve bu kisilerin Guantanamo'da tutulma gerekçeleri, aslında dogrudan insanlıga karsı suça girmektedir. Irak ise, baslı basına uluslararası hukukun ihlaline uygun bir örnektir.

BM düzenine göre nükleer silah bulundurma hakkı, Güvenlik Konseyi'nin bes daimi üyesindedir. Bugün bu sayı ciddi biçimde artmıs olsa da, ABD önce Irak'ınkinin kural dısılıgını gündeme getirmis ve Irak, kitle imha silahları bulundurmakla suçlanmıstır. Uluslararası hukukun tüm yaptırım ve isbirligi asamaları Irak'ın bu konuda suçunu tespit etmeyecek biçimde gelisse de, ABD bir koalisyon kurarak Irak'a müdahale etmistir.

Dolayısıyla sürecin tüm asamaları, tam da uluslararası hukukun devletler nezdinde ihlaline karsılık gelir. Müdahale sonrasındaki post-modern isgal biçimi ise, dogrudan insancıl hukukun ihlalidir. Ayrıca, terörizmle savas adı altında sürdürülen bazı uluslararası faaliyetler de hava sahalarının kullanımı, kisilerin haberlesme, ulasım ve ekonomik faaliyetlerinin izlenmesi gibi- insan hakları hukukunun delinmesi anlamına gelir.

Sonuçta uluslararası hukuk ihlallerinin nedenlerinden birisi, ihlal edenlere karsı yaptırım mekanizmasının islememesi gibi klasik durumun devam etmesidir. İkincisi ise, zaten eldeki yapı ve mekanizmaların var olan kosulları düzenlemeye yetmemesidir. Kısaca, eldeki uluslararası hukuk delinerek gayri hukuki durumlar ortaya çıkmakta, bunlara karsı bir yaptırım mekanizması gelistirilmemektedir. Çünkü uluslararası sistem uluslararası hukuktan hızlı degismekte ve hukuk bunun gerisinde kalmakta, kısmen hakların kazanımında yol alınırken hak ihlalleri konusu geride kalmaktadır.

 27 May, 2010

Kaynak : Düsünce Gündem