
Sudan’ın Parçalanmasının Sonuçları
Parçalanmada yalnız Güney Sudanlıların rolü oldugunu söylemek yanıltıcı olacaktır. Çünkü 1956'da Sudan'a İngilizler tarafından dahil edilen güneyin yönetiminde Hartum merkezli idarecilerin önemli zaafları, hataları oldu.
Güney Sudan'ın 9 Temmuz'da bagımsızlıgını ilan etmesiyle dünya yeni bir devletle tanıstı. 21 yüzyılda kurulan ikinci devlet olan Güney Sudan(ilki Kosova)İslam dünyasından kopan bir devlet olarak ta yerini aldı.
ABD, İsrail, İngiltere, Yunanistan, İrlanda ile İslam dünyasından Suudi Arabistan, Mısır, Sudan ve Türkiye, Güney Sudan'ı ilk tanıyan ülkeler oldular. İran Eritre ve Kaddafi yönetimindeki Libya ise Güney Sudan'ı tanımayacaklarını ilan ettiler.
Güney Sudan'ın kurulmasını Pakistan-Banglades, Etiyopya-Eritre, Kongo-Demokratik Kongo Cumhuriyetlerinin ayrılmasına benzedigi iddia edilse de sanırım daha çok Osmanlı Devleti'nin parçalanmasıyla ortaya çıkan devletlere benziyor. Sözü edilen devletler de etnik, dini hatta siyasi yapılarında önemli bir degisiklik yasanmazken Osmanlı Devleti'nden ayrılan Hıristiyan devletlerinde oldugu gibi Sudan'dan ayrılan Güney Sudan'da etnik, dini ve siyasi bakımından önemli bir farklılık oldugu kesin.
Baskent Cuba'da gerçeklestirilen bagımsızlık serenomisinde Güney Sudan Devlet Baskanı Salva Kiir Mayardit ve diger üst düzey yöneticilerin milli marslarını söylerken sag ellerini gögüslerine koyarak “Tanrı sizi korusun” seklinde belirtmeleri bu farklılıgı göstermeye yetiyordu. Güney Sudan halkının yalnız yüzde 25'i Hıristiyan olmasına ragmen anayasada resmi dinin Hıristiyanlık olarak zikredilmesi bu farklılıgın diger bir örnegini gösteriyordu.
Güney Sudan'ın İslam dünyasından sadece sınırlar itibarıyla kopmadı; aynı zamanda ekonomik, kültürel ve sosyal olarak ta koptu. Güney Sudanlıların dörtte üçü Arapça konusurken simdilerde yalnız yönetici sınıfın bildigi İngilizce devletin resmi dili haline geldi. İki ay öncesine kadar Sudan'ın taze sebze ve meyve ihtiyacının yüzde 40'ını Güney Sudan, buna karsılık Güney Sudan'ın ticaretinin yüzde 95'iSudan'dan karsılanırken simdilerde Güney Sudan yönetimi ekonomik iliskilerini Kenya, Uganda ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti üzerinden sürdürmeye basladı. Güney Sudan'ın degisik bölgelerinde yasayan yaklasık 2 milyon Müslüman'ın Sudan yönetimiyle baglantısı kesildi.
Bu ayrılmada yalnız Güney Sudanlıların rolü oldugunu söylemek yanıltıcı olacaktır. Çünkü 1956'da Sudan'a İngilizler tarafından dahil edilen güneyin yönetiminde Hartum merkezli idarecilerin önemli zaafları, hataları oldu. Fakat yıllardır gölgesini eskitmedigi İngiltere'nin Sudan'dan ayrılması ancak soguk savasın sona ermesiyle gerçeklesebildi. 1990'lı yıllarda askeri bir İslami yönetimle tanısan Sudan ABD'nin İngiltere'nin boslugunu doldurmak istemesiyle kendini küresel bir savasın içinde buldu. Yeni imparatorluk süreci Sudan'ın parçalanmasını dogurdu ve bu parçalanma süreci devam edecek gibi gözüküyor.
Sudan, güneyin bagımsızlıgını ilan etmesiyle petrole dayalı gelirinin yüzde 75'ini daha kaybetmis oldu. “Ver kurtul” anlayısı ile açıklanmayacak bu karar Sudan'ın, bölgedeki jeostratejik konumunu da zayıflattı. Nil suları üzerinde belirleyici bir konumda iken Güney Sudan yaramaz bir çocuk gibi devreye girdi. Nil havzası üzerine alınacak kararlarda Hartum yönetiminden çok juba yönetiminin belirleyici olacagını söylemek sürpriz olmayacaktır.
Hartum yönetimi de bu bölünmeden pek rahatsız görünmeme imajı vermeye çalısıyor. Devlet Baskanı Ömer el Besir cumartesi gerçeklestirilen bagımsızlık törenine katılarak iki ülke arasındaki iliskilerin kardes ülke seviyesinde sürdürülecegi, Güney Sudan'a her türlü destegi vermeye hazırlıklı olduklarını belirti. Besir'in bu açıklamaları iki anlama gelebilir. Biz hala sizi kendimizin bir parçası sayıyoruz ve sorunlarımızı birlikte çözecegiz. Besir kadar iyimser olmak için fazla nedenimiz yok çünkü Güney Sudan'ın, Sudan'ın bir parçası olmadıgını Salva Kiir'in yemin töreninde vurgu yapması ve Sudan'dan daha güçlü partnerlerinin oldugunu ifade etmesi manidardır.
Sudan sınırlarıyla yetinmek zorunda kalması, Sudan için bir kimlik krizini ortaya çıkaracaktır. Osmanlı'nın, Osmanlıcılıktan İslamcılıga sarılması gibi Sudan'ın da İslam kimligini birlestirici unsur görmesini temenni ederiz. Yalnız Hartum yönetimi Araplılık ve Afrikalılık arasında sıkısacak gibi gözüküyor. Hartum yönetiminin buradan çıkaracagı ders “Türklesmek” degil İslamlasmak olmalıdır. Çünkü Araplılık üzerine yönetici sınıfın vurgusu Sudan'ın balkanlastırılması sürecini hızlandıracaktır.
ABD'nin 1997'den beri uyguladıgı yaptırımlar ve Besir hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesinin tutuklama kararı belki belirli bir süre sonra kalkacak ve Sudan yönetimi gerek ekonomik gerek siyasi olarak uluslararası arenada rahatlama imkanı bulacak fakat Sudan yönetimi hizaya getirilmezse bu rezervler sürekli Sudan'ın basında bir balyoz gibi duracaktır.
Sudan'ın Orta Afrika Cumhuriyeti, Uganda, Ruanda, Etiyopya ve Kenya karsısındaki konumu zayıfladı. Sudan'ın bölgedeki rakibi Kenya bu bölünmeden karlı çıkan bölgesel güç oldu. Güney Sudan, yönetimi Kenya İsrail ve ABD'nin destegiyle tarım projeleri baslattı. Salva Kiir Mayıs'ta Nil havzasıyla ilgili sorunlarda Kenya ile birlikte hareket edecegi mesajını verdi. Afrika boynuzundaki güç yarısı Uganda ve Kenya arasında geçecek gibi görünüyor ve Güney Sudan bu rekabette anahtar rol oynayacak.
Sudan'ın parçalanmasından karlı çıkan ülkelerden biri de İsrail olacaktır. İsrail uzun zamandır bölgeye tarım basta olmak üzere sanayi ve turizm alanlarında yatırım yapıyordu. Nil üzerine yapılacak barajın İsrailli sirketler tarafından yapılacagı daha önce iddia edilmisti. İsrail Sudan'a karsı güney sudan kartını daima elinde tutacak ve Sudan'ın Filistin'e verdigi destegi Güney Sudanı destekleyerek caydırma yöntemi izleyecektir.
Güney Sudan'ın bagımsızlıgı bölgeye barıs getirecegi söyleyen BM Genel sekreteri ban Ki Moon kadar iyimser olmamızı gerektirecek bir durum gözükmüyor. Çünkü güney Sudan ile didismeye devam edecek gibi gözüküyor. Çünkü Abyei sorunu hala çözülemedi ve Kardofan eyaletindeki sınır çatısmaları ve gerginlikleri sürüyor. Ayrıca Darfur ve Dogu Sudan da ki isyancı hareketlerle SPLM arasında organik bir iliski oldugu da biliniyor. Darfur ve Beja'daki hareketlilikten Güney Sudan yönetimi istifade etmek isteyecektir.
Kuskusuz Sudan'ın parçalanması yalnız bölgesel bir durum degil. ABD yönetimleri basından beri güney Sudan'ın ayrılmasından yana bir politika izliyor. ABD'de baskanları degisse de ABD'nin Sudan politikası degismiyor. Bush yönetimi petrol gelirlerine dokunulmayacagı ve yaptırımlar kalkacagı vaadi ile Besir'in Güney Sudan için bir referanduma ikna etti. Fakat Bush ve obama yönetimleri sözlerini tutmayarak ne yaptırımları hafiflettiler ne de Abyei bölgesindeki petrolün Hartum'a ait oldugunu kabul ettiler.
ABD'nin 1997'den beri uyguladıgı yaptırımlar ve Besir hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesinin tutuklama kararı belki belirli bir süre sonra kalkacak ve Sudan yönetimi gerek ekonomik gerek siyasi olarak uluslararası arenada rahatlama imkanı bulacak fakat Sudan yönetimi hizaya getirilmezse bu rezervler sürekli Sudan'ın basında bir balyoz gibi duracaktır.
Sudan'ın petrolünden en fazla yaralanacak ülke süphesiz Amerika gözüküyor. Amerika gelecek bes yıl içerinde Kenya üzerinden petrol boru hattı döseyerek kuzey boru hattını etkisizlestirmeye çalısacak. ABD'nin bölgedeki amacına tepki, Sudan yönetiminin en büyük partneri Çin'den gelmesi beklenirken Çinli yetkililer, Besir'in Çin ziyaretinden sonra Güney Sudan yönetimiyle masaya oturarak petrol üzerindeki paylarını korumaya çalıstılar. Çin'in küresel bir güç yerine ekonomik güç olma ısrarı Sudan'ın elini zayıflatacak küresel güçlere karsı Çin'in destegini alamayacaktır. ABD için Sudan petrolü öncelikli oldugu iddia edilse de Güney Sudan, Uganda, Kenya ve Etiyopya arasındaki bölgenin istikrarı daha önemli gözüküyor. Çünkü Amerika bu bölgede imparatorlugunu ve emperyalizmini tazmin edecek uzun süreli bir yapı kurmak istiyor. Bu yapıyı Kenya'nın siyasi, Uganda'nın ekonomik yapısı, Etiyopya'nın askeri varlıgı ile gerçeklestirmek istiyor. Nitekim Abyei bölgesine Etiyopyalı askerlerin yerlestirilmesi, Kenya'da geçen yıl Amerikan devsirmesi anayasanın kabul edilmesi bu planlamanın ayaklarıydı.
Güney sudan'ın bagımsızlıgını ilan etmesi yalnız Afrika'nın 54, dünyanın 193. ülkesinin kuruldugu anlamına gelmiyor, İngiltere sonrasında Dogu Afrika'da ki boslugun Amerikan İmparatorlugu tarafından doldurulacagı ve dizayn edilecegi anlamına da geliyor.
11.07.2011
İbrahim Tıglı / Dünya Bülteni