Suçlar, Yalanlar Ve Hatalar…

Suçlar, Yalanlar Ve Hatalar...

Prof. Dr. Richard Falk

İsrail'in insani barıs konvoyuna yaptıgı bu saldırının, uluslararası hukuka yönelik çirkin ve insanlık suçuna esit bir ihlal oldugu konusunda güçlü bir uluslararası görüs birligi mevcut. Özgürlük filosunu olusturan Mavi Marmara ve diger gemiler, uluslararası denizciligin sagladıgı serbest dolasma hakkını kullandıkları uluslararası sularda yol alıyorlardı.

Gazzelilere insani yardım tasıyan silahsız gemilere karsı İsrail'in güç kullanması, özünde hukuk dısıdır; aynı zamanda orantısız ve asırıdır. Bu gemiler, 2007 yılının ortalarından itibaren sivil nüfusun tamamında magduriyete yol açan hukuk dısı ve katı kusatmadan magdur olan 1,5 milyon Gazzeliyi az da olsa rahatlatacak 10.000 ton gıda, tıbbî malzeme ve insaat malzemeleri tasıyordu. Kusatma, 2006 yılında yapılan özgür ve adil seçimlerde Hamas'a beklenmeyen bir zafer kazandıran Gazze halkına karsı besbelli öç almak için uygulanan toplu cezalandırmanın arsız bir örnegidir. Hukuki açıdan kusatma, İsrail'in suç arz eden hukuk dısı bir uygulamasıdır. İsrail bu uygulamasıyla 4. Cenevre Sözlesmesi'nin 33. maddesinin toplu cezalandırmaya dair kesin yasaklamasını ihlal etmistir.

KINAMAK İSİN EN KOLAY KISMI

Barıs konvoyu Gazzelilere ihtiyaç duydukları ürün ve malzemeleri götürmeyi amaçladı; aynı zamanda bu barıs konvoyundaki 50 farklı ülkeden 700 idealist barıs gönüllüsü hayatlarını tehlikeye attıklarının farkında olmadan, uluslararası dayanısmayı göstermek istediler. Bu barıs gönüllülerinin bazılarının hayatını kaybetmesi, bazılarının yaralı olması ve bazılarının ise İsrail hapishanelerinde dayak yiyerek alıkonulması trajiktir ve aynı zamanda bu, Tel Aviv'in siyasi liderlerinin uluslararası hukuk ya da temel ahlakın kurallarına uymakta isteksiz olduklarını da göstermektedir. İsrail'in saldırıdan sonra yaralıların isimlerini ailelerine ve diplomatik temsilciliklere bildirmeyi acımasız bir sekilde reddetmesi de söz konusu isteksizligi desteklemektedir. İsrail, nezarete aldıgı insanları tecrit etmis ve onları olanlardan habersiz bırakmıstır. Aynı zamanda İsrail yetkilileri, olayların çarpıtılmıs yorumlarıyla medyayı istila etmis ve İsrail savunma güçlerinin siddetine maruz kalan kurbanların yasadıklarını anlatmalarını tamamıyla engellemistir. Agır silahlar kullanan saldırganlara karsı kendilerini savunmak için hareket ettikleri gibi manasız iddiaları ve gülünç çarpıtmaları gerçeklermis gibi haberlerde yayınlamak utanmazca bir istir. Birlesmis Milletler Güvenlik Konseyi'nin 31 Mayıs tarihli baskanlık açıklamasında saldırı oybirligi ile kınanmıstır ve tarafsız bir sorusturmanın yapılmasına karar verilmistir; daha da önemlisi, ABD dısındaki diger tüm Konsey üyeleri, kusatmanın bir an önce sonlandırılmasını istemistir. Dünya kamuoyunun kesin talebi ve barıs konvoyunun amacı olan insani yardımı basarabilecek yeterince gücün olup olmadıgını sadece zaman gösterecektir.

İsrail'in saldırısını ve sonrasında yaptıklarını kınamak degerlendirmenin kolay kısmı. Daha zor olanı ise İsrail'in siyasi liderlerinin böylesine bir muhalefet ve kamuoyu öfkesini tahrik etmeden basitçe kusatmayı kaldırmak yerine neden bu kadar yankı uyandıran bir insani yardıma yönelik kaba kuvvet uygulamaya karar verdiklerini anlamaktır. İsrail, konvoyun kıyıya yanasmasını bekleyebilir, sonra da kendi gemileriyle konvoya İsrail ya da Gazze limanına kadar eslik edebilirdi ve gönüllülerle de insani bir sekilde ilgilenebilirdi. Bunun yerine, İsrail, kasti bir sekilde Türk bayragı olan öncü gemi Mavi Marmara'ya çıktı ve saldırdı. İsrail, bastan sona hayret verici bir umursamazlıkla kendi ulusal çıkarlarını göz ardı ederek kendi kendisinin en kötü düsmanıymısçasına hareket etti. Neden İsrail bölgede önemli bir ülke olan, güçlü isbirligi ve dostluk iliskilerine sahip oldugu Türkiye'de kendisine yönelik öfkeyi kıskırtmak istesin ki? Benzer bir sekilde, İsrail bu hareketiyle neden İsrail'in koruyucusu olarak addedilen ABD ve AB ülkelerinin genis çaplı uluslararası, özellikle de İslam ülkelerinin düsmanlıgı karsısında İsrail'i korumalarının anlasılmasının fazlasıyla zor bir hal almasına izin versin? Ve bunların ötesinde, neden İsrail, uzun süredir magdur olan iki halk arasındaki siyasi çatısma çözümlenmemisken yüksek moral saglamak için mücadele sürüyorken Filistinlilerin eline böylesine bir halkla iliskiler zaferi versin?

Bu soruların hiçbirinin net bir cevabı yok. Genis çevrelerce takdir edilen Filistinli gazeteci Amira Hass, bu saldırının İsrail siyasi liderlerinin sagduyularını kaybettiklerini açıga çıkardıgını, bunun da liderlerin siyasi gerçekligi kavrayıslarının saglıksız oldugunu gösterdigini ve dolayısıyla İsrail'in açıklanamayan bir halde bizatihi kendi çıkarlarına karsı hareket ettigini söyledi. Bu insanı korkutan bir yorum; çünkü bu yorumda, İsrail'in hukuk dısı ve umursamaz eylemleriyle tüm Ortadogu'yu tehdit edebilecek bir delifisek oldugu ve herhangi bir noktada tüm bölgeyi yıkıcı bir savasa sürükleyebilecegi ileri sürülüyor. Söz konusu yorum, İsrail'in İran'a yönelik askerî tavrının göründügünden daha da karanlık oldugunu belirtiyor. Diger açıklamalar ise İsrail'in tavırlarının hiçbir zaman Birlesmis Milletler'in otoritesine ve uluslararası hukuka saygı etrafında sekillenmeyecegini ve İsrail'in dısarıdan gelen elestirileri göz ardı edip bu elestirilerin kaynagına hınçla saldıracagını Filistinlilere ve muhtemel diger hasımlara iletmenin yollarını arıyor. Richard Goldstone'un, İsrail'in 27 Aralık 2008'den 18 Ocak 2009'a kadar üç hafta süreyle savunmasız Gazze'ye tek taraflı olarak yaptıgı toplu saldırının (Dökme Kursun Operasyonu) ciddi delillerini de içeren elestirel raporundan sonra kendisine yönlendirilen öfke, önemli açılardan Mavi Marmara saldırısının ölçüsüzlügü hakkında önceden haber veriyordu.

İsrail'in isledigi acımasız suçlar için jeopolitik bir bedel ödeyip ödemeyeceginin su an için ortada emaresi yok. Görünen o ki; Tel Aviv, BM ve dünyanın birçok ülkesinden ensesine bir saplak yiyip uzun süredir yaptıgı gibi hayatta kalabilir. Bas koruyucusu ABD simdiden hizaya girdi ve aynen İsrail'in yaptıgı gibi Goldstone Raporu'nu kabul etmeyerek İsrail'in davranısını kınamayı reddetti, dolayısıyla hukukun üstünlügü ilkesine sözde verdigi destegi de bırakmıs oldu. Bu baglamda, İsrail'in barıs konvoyuna yaptıgı saldırı yüzünden yükselen hiçbir öfke İsrail'in herhangi bir hareketinin benzer sekilde uluslararası ceza hukukunu çignediginde cezalandırılmasını saglamayacaktır. Belki de en uzun süre tesir edecek uluslararası etki öngörülebilir bir gelecekte Türkiye ile iliskilerinin gerilmesi olacaktır ve bu, elbette bölgesel dengeleri degistirecektir.

YUMUSAK BİR GÜÇ ORTAYA ÇIKIYOR

Filistinlileri göz önünde bulundurursak su ana kadar göze çarpan en önemli sey, dünyanın her tarafında tabanda neler oldugudur. Bir süredir belirgin olan sey, Filistinlilerin ve Filistin'e destek verenlerin İsrail isgaline silahlarla direnmek yerine ulusal kaderlerini tayin etmek ve isgali sonlandırmak olan temel amaçlarını çesitli yumusak güç kullanımlarının farklı araçlarıyla gözetiyor olmalarıdır. Bir nevi 2006'daki Lübnan Savası'ndan ve kesinlikle 2008-09'daki Dökme Kursun Operasyonu'ndan bu yana, İsrailliler Filistinlilere karsı verdikleri 'mesruiyet savası'nı kaybediyorlar. 'Mesruiyet savası' küresel alanda sürdürülüyor ve bu savasta 'Özgürlük Filosu'nun da yasadıgı korkunç deneyimde oldugu gibi boykot, tasfiye ve yaptırım gibi seyler önemli rol oynuyor. 1990'ların basında Güney Afrika'da ırkçı rejimin çökmesine neden olan ırkçılık karsıtı kampanyanın da benzer bir kampanya oldugunu hatırlamamız gerekiyor. Bu hattaki düsünce tarzı BM Güvenlik Konseyi'nde Türk Dısisleri Bakanı'nın yaptıgı konusmada desteklendi. Davutoglu, “Bir ulus hukuksuzlugun ve suçun yolunu izlerse 'uluslararası toplumun saygıdeger bir üyesi olma mesruiyetini' kaybedecektir.” dedi. Davutoglu, bu sözleriyle tüm dünya medyasında ilgi uyandırdı.

'Mesruiyet savası'nın gelgitlerinin farkına varmak çogu zaman güçtür. Tarihçiler, Hindistan'daki savasın Gandi'nin liderliginde ve bagımsızlık yolunda 2. Dünya Savası'nın da etkisiyle neredeyse 30 yıl sürmüs olmasına ragmen İngiltere'nin savası asıl, İngiliz askerlerinin Amritsar'da 1919 yılında Hintli sivilleri öldürmesi sonucunda kaybettigini savunurlar. Benzer bir sekilde bazıları da Güney Afrika'nın 'mesruiyet savası'nı polisin 1960 yılında Sharpesville'de silahsız göstericileri vurduktan sonra kaybettigi ve bunun da nihayetinde 1994'te ırkçılıgın çöküsüne neden oldugu konusunda ısrar ederler. İronik bir sekilde, İsrail'in tarihsel hafızası, İngiliz donanmasının 1947 yılında Yahudi soykırımından hayatta kalanları ve toplu göç edenleri tasıyan gemiyi alıkoydugunu ve bunun da İngiliz sömürge yönetiminin Filistin'deki mandasının bir yıl sonra çökmesini tetikledigini hatırlamalıdır. Elbette geçmise bakarak Mavi Marmara olayının benzer bir devrilme noktası yaratıp yaratmayacagını söyleyemeyiz. Bunun Filistin'in bagımsızlıgına ve Siyonizm'in çöküsüne yol açabilmesi için yıllar hatta on yıllar gerekebilir. Simdi farkına varmamız gereken sey, Filistinlilerin dünya kamuoyunun çesitli sektörlerinden inanılmaz destek almıs olmasıdır ve bu da Filistinlileri uzun süredir esarete mahkûm eden güç dengelerini degistirmek için kitlesel yumusak güç kullanımını harekete geçirmenin potansiyelini tasır. İnsan, Akdeniz'de 31 Mayıs sabahının erken saatlerinde yasanan bu korkunç katliamdan sonra sadece, katliamın iki halkın da özgürce seçecegi nihai barıs ve adaleti saglayabilecek bir kitlesel popüler hareketi hızlandırmaya vesile olmasını dileyebilir.

ZAMAN