
Sonuçta, Ruanda'da katliamsonrası Fransız sömürgeciligi gitmis yerine ABD sömürgeciligi gelmistir!
Orta Afrika’da uzun bir dönem bulunmus, adı açıklanmayan bir CIA yetkilisinin Kanada merkezli bir gazeteye verdigi “Ruanda soykırımının arkasında biz vardık” demeci, ABD’li yetkililerce bir spekülasyon olarak degerlendirmelerine karsın, Global Research’in Ruanda soykırımı hakkında deneyimli arastırmacısı Michel Chossudovski, bu demecin geç kalınmıs bir itiraf oldugunu belirtiyor.
1994’te üç ay içerisinde 800 bin insanın ölümü ile sonuçlanan bu trajik olay hakkında onlarca spekülasyon yapıldı. Bazıları soykırımı etnik bir çatısma seklinde degerlendirerek sorumlulugu milliyetçi Hutular üzerine attılar, bazıları da olayın arkasında Fransızlar ve Belçikalıların oldugunu söylediler.
Milliyetçi Hutularin çogunlugu Tutsi olmak üzere ılımlı Hutuları da katletmesi olayın sadece görünen yüzüdür. Trajedinin arkasında ise karanlık iliskilerin, ABD, Fransa ve Belçika arasındaki bölgesel bir çekismenin oldugu ortadadır. Fransa’nın Cezayir’de, Belçika’nın Kongo’da yaptıkları Ruanda soykırımını yapabileceklerini gösterse de ABD’nin de bu katliamda “rol çaldıgı” görülmektedir.
1990’lı yılların ortalarında iç savası gerginlestiren nedenlerin basında ABD yönetiminin isyancı hareketlere verdigi askeri ve mali destek gelmektedir. Sudan’da John Garang liderligindeki SPLM’nin, Uganda’daki “Rabbinin Kurtulus Ordusu” ve Ruanda’daki “Ruanda Vatansever Cephesi” gibi grupları Clinton yönetiminin destekledigini bilmeyen yok. Bu bölgelerdeki ABD’nin nüfuz kurma, iktidarları dize getirme arayısı isyancı örgütler vesilesiyle yapılmaya çalısılmaktaydı. ABD, 1980’li yılların basında Uganda’da Yoweri Musaveni liderliginde gerçeklestirdigi devrimi, diger orta Afrika ülkelerine de yaymak istiyor, Uganda demokrasi modelini bu ülkelerde de gerçeklestirmeyi hedefliyordu.
Bu yaklasım, okuyucular açısından bir komplo teorisi olarak degerlendirilebilir, fakat su anki Ruanda devlet baskanı Paul Kagame’nin ABD ile iliskilerine bakıldıgında Washington yönetimin kumpasın bas sorumlusu oldugu görülmektedir.. Kagame, Ruanda devlet baskanı olmadan önce Uganda Ordusu'nun istihbarat baskanlıgını yapıyordu. Aynı zamanda ABD’nin Kansas eyaletinde önemli bir askeri üs olan Leavenworth’te gerilla egitiminden geçirildikten sonra Ruanda Vatansever Cephesi baskanlıgına getirilmisti.
Kagame, Uganda yönetiminden aldıgı destekle Zaire, Burundi, Orta Afrika Cumhuriyeti’nde ki Tutsiler arasında bir ordu kurarak Juvenal Habyarinama liderligindeki Hutu yönetimine karsı silahlı mücadele içerisine girmisti. Hutular ve Tutsiler arasında çatısmaların yogunlasması üzerine, 1990’lı yılların baslarında BM genel kuruluna bir soykırım olabilecegi uyarısı içeren 26 rapor sunulmus, Fakat BM genel sekreteri Butros Gali, uzmanları konuyu abartmakla suçlamıstı. Hatta o dönemin Fransa devlet baskanı Mitterand, binlerce Ruandalının ölmesinin dünya açısından pek önemli olmadıgını söylemisti. 1993 yılında New York Times de, Ruanda’da gerginligin arttıgını kitlesel ölümlerin gerçeklesebilecegini okuyucularına duyurmustu.
Fransa ve ABD’li askerler, bölgeden çekildikten üç gün sonra 6 Nisan 1994’te Ruanda devlet baskanı Habyarimana’yı tasıyan uçak, Kigali havalimanı yakınlarında düsürüldü. Devlet baskanının öldürülmesi, katliamın baslamasını saglayarak bir milyona yakın insan vahsi bir sekilde Hutu milliyetçileri tarafından öldürüldü. Fransız istihbaratına göre uçagın düsürülmesi emrini Paul Kagame vermisti. Bir katliamın yasanacagı bilinmesine ragmen Kagame bu emri niçin ve kime güvenerek vermisti? Katliamın basladıgı gün çogunlugu Tutsilerden olusan Ruanda Vatansever Cephesi gerillaları Uganda sınırında niçin bekletilmisti?
Kagame’nin bu emri tek basına vermis olması mümkün görünmemektedir. En azından ABD’nin Uganda üzerinden parasal destek sagladıgı Kagame’nin bir gün önce Uganda devlet baskanı ile yaptıgı uzun telefon konusması manidardır. Kagame’nin,ABD’nin himayesiyle yönetime gelmesi için bilinçli bir soykırım hareketine göz yumuldugu, Kagame’nin iktidarı için Tutsilerin katledilmesine seyirci kalındıgı görülmektedir. Kagame iktidar olabilmek için kendi kardeslerinin öldürülmesinde rol oynadı ve katliamdan sonra ABD’nin destegiyle kurtarıcı olarak yönetimi devraldı.
Bu soykırım senaryosunun Washington ’da ustalıkla belirlendigini, Fransız istihbaratı daha önce dile getirmesine ragmen itibar edilmemisti. Fakat emekli CIA yetkilisinin açıklamaları ve Ruanda Vatansever Cephesi eski baskan yardımcısı Paul Mugabe’nin The Nation gazetesine verdigi demeçler katliamın arkasında Washington ve Kagame ittifakının rol oynadıgını dogrulamaktadır.
ABD’nin stratejik ve ekonomik çıkarları için titizlikle hazırlanan bu katliam projesinin ayaklarından biri de Yoweri Musaveni liderligindeki Uganda yönetimidir. Uganda’nın bu dönemde borç bataklıgı içerisinde olmasına ragmen ABD’nin destegiyle Dünya Bankası ve İMF’den krediler aldıgı biliniyor. Krediler alınmasına ragmen neden 1993’den 1996’ya kadar hiçbir devlet yatırımı yapılmadı?
Dünya Bankası temsilcisi Taylor’a göre bu paralar, sivil yatırımlara gitmiyor, askeri harcamalara gidiyordu ve el altından Kagame destekleniyordu. İç savas süresince gerek Habyarimana gerek Kagame dünya bankası tarafından finanse edilmis, ABD’nin bankayı askeri yatırımlar noktasında sınırlandırmanın kaldırılmasını istemesi ironik bir sonuç ortaya çıkarmıstı. Hutu yönetimine en büyük destek Fransız ve Belçika silah sirketlerinden gelirken, Kagame’ye el altından Mısır ve Uganda üzerinden askeri yardım yapılmıstı. ABD, bu dönemde dıs politikasını etnik çatısmalar üzerine kurmus, sirketlerine yeni sahalar açmak için yüz binlerce Ruandalının katledilmesine rıza göstermistir.
Katliamdan sonra iktidara gelen Kagame yönetimi, Hutuların yönetimindeki Fransız ve Belçika sirketlerini devletlestirmis, 2001’den sonra bu sirketlerin yönetimini ABD’lilere bırakmıstır. 1994’den önce ABD’nin Ruanda üzerindeki ekonomik payı yüzde 4 iken bugün bu pay yüzde 78’e çıkmıstır. Yer altı kaynakları bakımından zengin bir ülke olan Ruanda’da isletilmeyi bekleyen altın, kobalt, volfram, kotlan yatakları mevcut. Soykırımdan sonra Fransızlara ait isletim lisansları iptal edilerek ABD’li sirketlere verilmistir.
ABD yönetimi, iç savas boyunca Uganda yönetimi kanalıyla Kagame’ye aktardıgı 2 milyar doları bu madenleri isleterek kurtarmak istemektedir. Washington yönetiminin Tutsileri silahlandırarak hem iç savasta etkin bir rol oynamıs, hem de savas sonrası ülkenin yeniden yapılandırılmasında söz sahibi olmustur. ABD, Kagame’yi kullanarak Fransa’nın bölgedeki etkisini azaltmıs, Uganda, Ruanda ve Tanzanya üçgeninde bölgenin stratejik ve jeopolitik ekseninde rol oynayan tek güç haline gelmistir.
Sonuçta,yüz binlerce Afrikalı canlarıyla ödedigi bedel karsılıgında Fransız sömürgeciligi gitmis yerine ABD sömürgeciligi gelmistir. Kagame’nin Fransızcayı devlet okullarında yasaklayarak yerine İngilizceyi getirmesi yalnız sömürgeci güçlerin yer degistirdigini göstermiyor mu?
21 Haziran 2010
İbrahim Tıglı
Kaynak : Dünya Bülteni