Sömürge Dönemi Ve Özür Gerçeği

Sömürge Dönemi Ve Özür Gerçeği

Sömürge Dönemi ve Özür Gerçegi

Açeliler veya geçmiste sömürgecilerin vahsetine konu olmus cografyalardaki halklar niçin Batı Cavalıların giristigi çaba içinde degiller?
Sömürge döneminin sona ermesinden bu yana asagı yukarı 65 yıl geçmesine ragmen, etkileri hâlâ çesitli alanlarda hissediliyor. Burada söz konusu bu etkinin yeni kurulan ulus-devlet yapılanmalarında geçmisin sömürge güçlerinin devamını saglayacak siyasi ve sosyal etkilesimlerden bahsetmeyecegim. Aksine, siddeti çok daha derinden hissedilen insani bir durumla karsı karsıya oldugumuza deginecegim. Sömürgecilik döneminin sonlarına dogru, milliyetçiliklerin gelisme katetmesi, akabinde bagımsızlık hareketlerinin dogmasıyla sömürge güçleri ile gögüs gögüse karsılasmalar ortaya çıkmıstı. Tam da bu süreçte, 'sömürge etigi' olarak adlandırdıgım olguyla irtibatlı gelismelerden biri yasanmıstı. Nedir bu diye soruldugunda karsımıza cevap olarak kitlesel katliamların çıktıgını görürüz.
İste böylesi bir katliamın aradan geçen on yıllar sonrasında zalimlerin özür borcunu ödedigine sahit olduk. Hollanda Krallıgı, II. Dünya Savası'nın Güneydogu Asya ayagında gerçeklesen Pasifik Savası baglamında, Japonların Asya isgali karsısında basta Cava Adası olmak üzere Malaka Bogazı'nın güneyindeki Malay dünyasını terk etmekte gecikmemisti. Aynı sekilde, Japonların teslim bayragını çekmesiyle geri dönüsleri de o kadar uzun sürmedi. 19. yüzyıl son çeyreginde Açe'de içine düstükleri askeri ve siyasi açmazın da önemli katkısı ile 20. yüzyılın basından itibaren, Güney Malayları olarak adlandırdıgım ve bugün adına Endonezya denilen cografyada bagımsızlık atesi çoktan bas göstermisti bile. İste bu nedenle, II. Dünya Savası'nın sona ermesiyle Cava Adası'na İngiliz destegiyle dönen Hollandalılar sivil halka yönelik katliamlara girismekten geri durmamıslardı. Bunun en asikar ve bugüne sarkan örnegi, 9 Aralık 1947 tarihinde Cava Adası'nın batısında, Rawagede Kasabası'nda bir köyü basarak sömürgecilerin tabiriyle bagımsızlık hareketine destek verdikleri gerekçesiyle “isyancılıkla” suçlanan köydeki yaslı-genç tüm erkekler, -Hollanda kaynakları ölü sayısını 150 olarak verirken, olaya tanık olan ve bugün hayatta kalan birkaç sahidin ifadesine göreyse 431 kisi- ailelerinin gözleri önünde kursuna dizilmisti. Yanılmıyorsam, 2008 yılıydı. O dönem, Hollanda Dısisleri Bakanı Cakarta ziyareti sırasında geçmiste yaptıklarından dolayı özür içeren bir açıklama yapmıstı. O zaman pek ses getirmeyen bu açıklamanın devamı bir kaç hafta önce su yüzüne çıktı.
Köyde katledilen yedi kisinin dul esleri ve katliamdan kurtulmayı basaran bir kisinin Hollanda'daki Uluslararası Mahkeme'de Hollanda Krallıgı'na karsı açtıkları dava nihayet sonuçlandı ve Krallık 64 yıl sonra köylülerden resmen özür dilemek zorunda kaldı. Hollanda'daki mahkemenin bu “özür kararını” Hollanda Büyükelçisi Tjeerd de Zwaan'ın ölenler anısına düzenlenen törende yaptıgı konusmada Endonezya kamuoyuyla paylasırken, Endonezya Dısisleri Bakanı Marty Natalegawa da Hollanda hükümetinin bu resmi özürünü takdirle karsıladıklarını ve birkaç kisi de olsa geride kalanlara tazminat verilecegini ümit ettigini söyledi.
Söz konusu bu gelisme Endonezya'daki insan hakları örgütlerinin hükümete yönelik elestirilerine hız verdigine kusku yok. Ülkelerin insan hakları sıralamasına tabi tutuldukları 0-12 derecelendirme sistemine Endonezya'nın 2.3 düzeyinde oldugu dikkate alındıgında Suhartolu yılların çoktan asılmasına ragmen, kayda deger gelismelerin pek de sanıldıgı kadar çarpıcı olmadıgı anlasılıyor. Peki Hollandalıların katliamlarının Batı Cava'daki bir köyle sınırlı oldugu söylenebilir mi? Bu gelismenin beni ilgilendiren yanı, Hollanda sömürgeciliginin daha derin boyutlarının yasandıgı Açe'deki savastır. Bırakın Açe'deki birkaç müzedeki ve önemli tarihi vesikalardaki fotografları, ya da Leiden'da ve Hague'daki kayıtları, sıradan bir arastırma ile internette karsınıza çıkacak bazı savas manzaraları Hollandalıların Açe'de nasıl bir katliam gerçeklestirdiklerinin kanıtları olacaktır. Örnegin, Victor de Stuers adlı bir Hollandalı parlamenter, 1904 gibi savasın devam ettigi bir dönemde Hollanda hükümetinin Açe'deki girisimini düpedüz kıyım oldugunu söylerken, Orta ve Güney Açe'de, yani Gayo-Alas'daki tüm köylerde gerçeklesen ve fotograflarla kanıtlanan katliamlara atıfta bulunuyordu. Peki Açeliler veya geçmiste sömürgecilerin vahsetine konu olmus cografyalardaki halklar niçin Batı Cavalıların giristigi çaba içinde degiller diye sorulabilir.
Bugün, Hollanda Kraliçesi'ni Açelilerden özür dilemeye davet edebilir miyiz minvalindeki sorumu absürd olarak karsılamayacaksınızdır umarım. 2009 yılından beri yetmisini geçkin Hollandalı Nico Vink ile yazısıyorum. Kimdir bu Nico? Babası Hollandalı annesi Endonezyalı bir sömürge dönemi tanıgı. Annesinin Açe'nin baskenti ve o dönemki adıyla Kota Raja'da, sömürge yıllarının son döneminde bir ilkokulda müdür olarak görev yapması dolayısıyla altı yasına kadar Açe'de yasamıs Nico. Belki yasadıklarının naif bir anlatısı, belki de mensubu bulundugu Krallıgın, Açelilere zulüm karsısında duydugu suçluluk duygusuyla hummalı bir çalısmanın içinde. Bu süreçte ürettigi makalelerden birinin adı When one small Acehnese boy is saved all of Aceh is saved. Nico, küçük bir katkıda bulundugum bu çalısmasını üç dilde yayınladı.
Nico Vink ile Hollanda Krallıgı'nın özür meselesini görüstügümde, adaletin aldıgı bu kararın ortaya çıkmasının için uzun ve çetrefil bir süreci içerdigini söyledi. Peki ya Açelilerin benzer bir girisimde bulunmasına ne dersin? soruma teknik bir karsılıkla, sayet Açe'de tıpkı Batı Cava'daki gibi halen hayatta olan canlı tanıklar varsa girisime destek verecegini ifade etti. Aslında Nico bu yönde zaten adımlar atmaya çoktan basladıgını da biliyorum. Kota Raja'yı konu alan “yenilikçi hikayesinin” Hollanda'da yayınlanması asamasında büyük zorluklarla karsılastı. Bu çalısmanın Hollanda kamuoyuyla paylasmanın önüne geçmek isteyenlerin basında sömürge dönemi yöneticilerinin son kalıntılarından üç kisiden bahsediyor Nico.Bunlardan biri de bugün Banda Açe'deki Hollanda Askeri Mezarlıgı denilen Kerkhof'u koruma ve yasatma dernegi (Stichting Kerkof Peutjut) tarzındaki olusumun basındaki bir subay. Nico, bu subayın metni gördügünde çılgına döndügünü söylüyor. Nihayetinde tüm engellemeleri asarak Hollanda Hıristiyan Günlük gazetesi Reformatorisch Dagblad'da yayınlatırken, aynı eserden uyarladıgı “Who Caused the Sad Fate of Koeto Reh?” baslıklı bir diger eserini de Hollanda Hint Kültür Merkezi (Nederlands Indisch Cultureel Centrum) tarafından yayımlatmayı basardı.
Bugünlerde ise annesinin Açe'deki yasamını konu alan ve pek de bildik bir edebi türe içine sıgmayacak bir eser üzerinde çalısıyor.
Örnegin, yukarıda zikrettigim makalesinin son bölümünde Hollanda Kraliçesi'ne Hollanda Savası sırasında Açelilere yapılan zulümden ötürü girisimde bulunması yönünde bir önerisi yer alıyor. Tabii bunun sembolik oldugunu da ilâve ediyor. Çünkü Hollanda siyaset rejimine göre bu gibi durumlarda sorumlu kisi Basbakan, Kraliçe degil… Ancak küçük bir umut da yok degil hani. Örnegin, Kraliçe'nin Kraliyet günü ya da Noel arefesinde yaptıgı konusmalardan birinde veyahut Endonezya'ya yapacagı bir resmi ziyarette konu gündeme getirilebilirmis.
Nico Vink'in girisimlerinin karsılık bulması bir yana, çabasının yetmis yıl öncesinin sömürge arkeolojisi için önemli veriler saglayacagına kusku yok.

05.01.2012
Dünya Bülteni