
Sayın Basbakan, Agır Yük Sizi Seçti!
“Ne agır imtihandır, basındaki” demek istiyorum en az bizim kadar evlat acısı çekiyor olan Basbakan Erdogan’a! “Bin bir baslı kartalı nasıl tasır kanarya?”
Biliyorum tasır… Çünkü O, “mukaddes yüke” hamaldır! Öyle bir “hamallık ki” üstelik, “sonunda ne rütbe, ne de mal” vardır.
“Yalnız acı bir lokma, zehirle pismis astan/ve ayrılık, anadan, babadan, arkadastan”
Bu yüzden, “Eyvah, eyvah” Basbakan, “sana mı düstü bu yük?/ Bu dâvâ öksüz, bu dâvâ hor, bu dâvâ büyük!” demek geliyor içimden.
Ama sundan eminim ki bu yük, dogru adamı seçti! Bu belâlı yük, sırtına çökmek için baskasını degil, Tayyip Erdogan’ı seçti!
Bu Allah’ın takdiri…
Degil mi ki O, “zoru basarırım, imkânsız zamanımı alır” felsefesiyle zihniyetimizi dönüstüren, lider ruhuyla örnek aldıgımız sahsiyettir!
Simdi gelmisin, geçmisin gözü üzerinde! Yasayanların ve ölülerin! Ülkemizin ve diger ülkelerin! Daha önemlisi Allah’ın!
İste bu yüzden, halkının, kendine inanan insanların, iktidarının kanatları altında emin hissettigi bir lider iken ipi gögüslemesini arzu ediyoruz.
Yine bu yüzden, “Bundan sonraki süreç çok daha farklı stratejilerle, farklı uygulamalarla kendini gösterecektir” sözlerinin anlamı bizi ürkütüyor.
Çünkü sayın Erdogan biliyor ki “böylesine hazırlıklı degiliz daha/ Bilmek/ Bu da ürkütüyor/ Gene de biliyoruz: Kapanmaz yagmurun açtıgı yaralar çocuklarda!”
Evet, bölge üzerinde açılan yaralar henüz kapanmadı. Ama yakındı…
Bu yüzden biz, bölgemizde yeni yaralar tetiklenmesinden endise ediyor, böyle bir akıbetten Allah’a sıgınıyoruz. Dicle ve Fırat’ın kıyılarında yetisen dogunun çocukları olarak biz, kimi kendini bilmezler gibi iktidardan intikam degil, çözüm istiyoruz. Sorunun çözümü noktasında süreci devam ettirmesini, Yeni Anayasa konusunda hızını kesmemesini…
İstanbul sermayesinin komutasında, demokratiklesme sürecine çelme takmaya kalkısan, Basbakan’ın canına kastedecek kadar pervasızlasan, Yeni Anayasa sürecini atese vererek, milletimiz için hayati önem arz eden bu süreci sehitlerin külleriyle tıkamaya çalısan, karanlık olusumların muradı olmasın istiyoruz. Bölge halkının, doksanlı yılların belâ çukuruna tekrar düsmemesini!
*
Doksanlı yıllarda dönemin OHAL valisi Ünal Erkan, “Devlet bunlara karsı çok pasif bir tavır sergiledi. Devlet çekilmisti. Oysa devletin, otoritesini göstermesi gerekiyordu. Terörü ezmeden bir sey yapılamaz.”(Hasan Cemal, Kürtler, sf 165-167)
O yıllarda yasandı çocuklugumuz. Susurluk, o sürecin dogurdugu kaostu. Ergenekon, o yıllarda karayılan gibi ülkenin yüregine sokuldu!
Biz çocukken, surların gölgesinde yetiskinler ölüyordu. Faili meçhuller, karabasanlar gibi hanelere çökerken, bölgenin çocukları yetiskin olmaktan korkuyordu.
Ölmekti yetiskin olmak çünkü! Belâya atlamaktı! Kaybolmaktı! Kurtarılamamaktı! Yakınlarını aramaktı! Bulamamaktı! Gitmek, hiç geri dönememekti! Gidecegi günü beklemekti. Geride kalmaya katlanmaktı! Korku içinde yasamaktı!
Köyleri atese verenler, sehrimizin sokaklarına buz gibi mezar tasları dikiyorlardı her gün. Ekonomik gücü olanlar bölgeden kaçıyordu! Güvenecek kimse yoktu. Kadınlar, gençler, hayat yerine, intihar intihar ölüme yürüyordu.
Zengin oluyordu OHAL döneminde birileri. Cesetler üzerinden zengin oluyordu. Habiller ve Kabiller toprak altında birikirken, onları kullanarak ülke istikrarını alabora edenler kazanç saglıyordu.
Mehmetçige dogrulan silahların, tüyü bitmemis yetimin hakkı olan, halkın vergileriyle alınan silahlar oldugu söylenirken kanımız donuyordu. PKK, bizim vergilerimizle alınan silahlarla evlatlarımızı vuruyordu!
Güvenliksiz bir ortamda, devletimizin bize sundugu karanlık rahmin duvarlarını tekmeleyerek, savasın sisini soluyarak geçti çocuklugumuz.
Zaten Güneydogu’da psiko-sosyal açıdan bir Vietnam sendromu yasıyoruz. İntiharlar sürüyor. Göç çocukları madde bagımlılıgının pençesinde. Yüzlerce çocuk, ne yazık ki Mardinkapı Mezarlıgı’ndaki mezarlara su tasıyarak karnını doyuruyor.
Kalabalık nüfuslarıyla minnacık evlere sıgmaya çalısan göçzedeler arasında ensest, pedofili, fuhus, hırsızlık, gasp, madde bagımlılıgı… almıs basını gidiyor.
İste bu yüzden bu sorunun çözümüne katkı sunacak herkese, basta iktidara rica ediyorum, tutun ve asla bırakmayın sakın bölgemin ellerini! Bırakmayın yoksa yeniden o karanlıkta kayboluruz.
Ergenekon hainleri için beslenecek güvenli bölge sahası olusur.
Sivil halkın kendini güvende hissettigi su günleri yasamak bile hayal olur bizler için.
Bu gün, ülke insanının bir kısmını, bir kısmına karsı kin ve düsmanlıga tahrik eden bu kara ellerin istedikleri olur.
İstanbul sermayesinin PKK isbirlikçisi baronları, terör masalarıyla ülke ekonomisine, iktidara genç neslin canına belâ olup durur!
18.07.2011
Mehtap Yılmaz / Yeni Akit