
Rohingya sorunu konusulmaya ve tartısılmaya devam ediyor. Bugün Kuala Lumpur’da ‘Perdana Global Peace Foundation’ (PGPF) inisiyatifiyle uluslararası Rohingya Konferansı düzenlendi. Konferans, Rohingya konusunun bir kez daha uluslararası katılımcılarla gündeme getirilmesi nedeniyle dikkat çekiciydi. Nurul Islam, Muhammed Yunus, Wakar Ruddin, Abdülhamid bin Musa gibi Rohingya kuruluslarının yetkililerinin hazır bulundugu konferansa İngiltere’den, Bengaldes’ten, Tayland’dan, Endonezya’dan, Filipinler’den sayısı yirmiyi askın akademisyen ve sivil toplum temsilcilerinin yanı sıra Human Rights Watch, Amnesty International gibi uluslararası kurulusların önemli isimlerinin konuk olmasıyla içerigi zengin ve yakın gelecekte bir dizi gelismeleri tetikleyebilecek bir konferans oldu. PGPF’nın merkezinin de yer aldıgı Buhari Vakfı Merkezi’ndeki oditoryumda gerçeklestirilen konferansta her biri alanlarında önemli bildiriler sunan katılımcıların yanı sıra toplantı salonunu ve avlusunu dolduran yüzlerce aktif dinleyici kitlesi sorularıyla ve yorumlarıyla etkinlige katkı yaparken, aksam üzeri saat altıya kadar süren etkinlige ilgi son ana kadar devam ettti.
ASEAN üyeligi, Myanmar (Burma) ile dogrudan ticari ve yatırım iliskileri olması gibi özellikleriyle dikkat çeken Malezya’nın bu konferansla Myanmar hükümetinin Rohingya Müslümanlarını yok sayan politikalarında degisikleri gündeme getirecek girisimlerde inisiyatif alacagı ve bu anlamda ciddi bir rol tasıyacagı düsünülebilir. En azından, toplantıya istirak edenlerin ortak bulustugu nokta, PGPF kurucusu ve baskanı Dr. Mahathir Muhammed’in yapabilecegi önemli rolün oldugu yolundaydı. Kaldı ki ASEAN’nın bu rolü üstlenmesi Jacob Zenn’in dile getirdigi üzere bölge üzerinde etkisini hissettiren Rohingya sorununun bölge içinden aktörlerin öncülügünde çözüme kavusturulmasından daha makul bir yaklasım olamaz.
Sömürge dönemi baglamında Myanmar ile benzer süreçleri tecrübe ettigi düsünüldügünde bu konferansa Malezya’nın ev sahipligi yapması oldukça anlamlıydı. Bu baglamda, Güneydogu Asya tarihinin sömürgecilik döneminden baslayarak, II. Dünya Savası, bagımsızlık süreçleri, etnik unsurlararası iliskiler gibi gelismeler baglamında iki ülkenin benzerlikler gösterdigine dikkat çekilmelidir. Ana konusmacı olarak konferansa katılan Dr. Mahathir Muhammed’in de vurguladıgı üzere Malezya, bu süreci tüm sıkıntılarına ragmen, görece basarı ile sonuçlandırmasına ragmen, Myanmar’ın benzer bir performası sergilemedigi artık çok asikar.
Haziran ayındaki son gelismelerden bu yana dünya medyasının ve kamuoyunun ilgisini çekmeyi ‘basaran’ Rohingya konusuna çözümün nerede oldugu da bir anlamda cevabını bekleyen bir soru. Bir yandan halkı Müslüman ülkelerde yapılan birtakım gösteriler ve yardım kampanyaları, öte yandan uluslararası toplantılarla konunun akademik ve insan hakları baglamlarında ele alınmasına ragmen, aradan geçen süreçte elbette önemli bir yol katedilmesini beklemek büyük bir iyimserlik olurdu. Ancak gelecege yönelik umut ısıgını da içinde barındırmıyor degil. Öte yandan, Myanmar hükümeti nezdinde gerçeklestirilen girisimlerin birbirinden bagımsız ‘tekil’ nitelik arz etmesi arzu edilen çözüm yollarının hayata geçirilmesi önündeki engellerden birini olusturuyor. Bununla birlikte, Dısisleri Bakanı Ahmet Davutoglu’nun, Yusuf Kalla’nın Myanmar’a yaptıkları resmi ziyaretlerin Malezya Yardım Kurumu (Malaysian Relief Agency)’nun Arakan Eyaleti baskenti Sittwe’ye girmeyi basarması baslangıç olarak önemli gelismelerdi. Bu girisimlerin önemi nereden geliyor diye soruldugunda, Myanmar hükümetiyle dogrudan temaslarla gelisme göstermesinde yattıgını söyleyebiliriz. Ancak bu girisimlerin diger uluslararası kurumlarla es-zamanlı, koordineli ve uzun erimli projelere evrilmesi, Myanmar hükümeti üzerinde olusturulacak uluslararası baskının kayda deger sonuç vermesinde hayati öneme sahip olacaktır. Aslında Rohingya sorununda temel nokta tam da burada yatıyor. Yani, son altmıs yılda halkı, uluslararası çevre ve kurumlar üzerinde stratejik oyunda basarılı olmus diktatörlerin yönetimindeki Myanmar gibi bir ülkenin, bugün küresel medyaya yansıyan gelismeler karsısında nasıl bir strateji gelistirecegi merak konusu. Bu süreçte su tehlike unutulmamalıdır. Myanmar hükümetinin demokratiklesme sürecine girmesine ragmen, bugünkü parlamentosu Batılı anlamda bir demokratik seçimle olusmadıgı, basbakanının atanmıs eski bir general oldugu, hükümetin bir sekilde kukla bir yönetim oldugu iplerin hâlâ perde arkasındaki cuntanın elinde oldugu vb. unsurlar göz ardı edilmemeli. Bu safhada kaygılar o ki, Rohingya sorununun uluslararası medyadan inmesiyle birlikte Myanmar ordu ve polis güçlerinin marifetiyle Rohingya halkı üzerindeki baskı ve siddetin yeniden nüksetmesi ihtimalidir.
Konferansta neler konusulduguna kısaca deginelim. Katılımcıların agırlıklı olarak ASEAN ülkelerinden olması, bir ASEAN ruhu olusumuna zemin hazırlama yönelimi tasıyordu. Bu yaklasım, katılımcılar tarafından da açıkça dile getiriliyordu. Elbette bunda, bölge ülkelerinin daha önce benzer süreçleri yasamıs olmasının katkısı gözardı edilemez. Öte yandan, kimi uluslararası kurulusların performanslarındaki istikrarsızlık, basarısızlık ve Rohingya konusunu ele alma tarzları Myanmar ile iliskilerde sürdürülebilirlik konusunda kimi çekincelerin gündeme getirilmesine yol açtı.
Konferansta azınlıkta da olsa Myanmar hükümetinin yaklasımından öte, Rohingyalıların mülteci olarak yasamak zorunda kaldıkları halkının çogunlugu müslüman olan ülkelerdeki yasam kosulları, hakları vb. konulardaki kabul edilemeycek konumları dillendirildi. Rohingya konusu tartısmalarında sürekli gündeme getirildigi üzere, özellikle Bengaldes basta olmak üzere Pakistan, Malezya, Endonezya, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri gibi ülkelerde yasayan Rohingyalıların ne tür haklara sahip oldukları veya olmadıkları aciliyetle üzerinde düsünülmesi gereken bir konu.
Rohingya sorununu çözüm neyi gerektiriyor? Bu soru herkesin dile getirdigi ve alanıyla ilgili yaklasımlar çerçevesinde cevap vermeye çalıstıgı bir soruydu. Ancak genel kanaat, özellikle Rohingyalıları hedef alan ve cunta rejimince hayata geçirilen, uluslararası standartlar gözetildiginde ‘insanlık suçu’ kapsamına girecek önemli eksiklikleri içinde barındıran 1982 Vatandaslık Yasası’nın yeniden gözden geçirilmesi ve Rohingyalılara, diger etnik azınlıklara verilen hakların aynısının verilmesi yönündedir. Bu baglamda, vatandaslık hakkının Rohingya sorununun halli meselesinde kritik bir rol oynadıgına kusku yok. Ancak sorun bununla bitmiyor, haddi zatında sorunların üstesinden gelinebilmesi için kapı aralanmıs olunacagı düsüncesi yaygın. Ortaya konan belgeler ısıgında bakıldıgında Myanmar hükümetinin ve Burma toplumunun Rohingyalıları dıslayan, yoksayan yaklasımlarının ne tarihi ne de modern dönem iliskileri baglamında bakıldıgında hiçbir dayanak noktası yok.
Bununla birlikte, katılımcılar arasında Burmalı Budist bir akademisyen olmakla birlikte Rohingya Müslümanlarını bugüne kadar savunmus, 88 kusagına mensup Dr. Maung Zarni farklı bir yaklasımla Rohingya sorununun çözümünde cunta rejimini teskil eden askeri elitin düsünce yapısının anlasılması gerektigi üzerinde durdu. Asker kökenli bir aileden gelen ve bu anlamda Myanmar yönetiminin kavramsal dünyasını algılayabilen Zarni’nin bu görüsü üzerinde durulmaya deger. Bu baglamda, Rohingya sorununun ortaya çıkısına sebep Rohingyalılar degil, Rohingyayı önce maddi olarak ardından manevi olarak sömürgelestirme projesini uygulama koymus olan Burma milliyetçiligidir. Sorunun temeli de budur görüsü agırlık kazanıyor. Pratikte yapılan ise, Arakan Eyaleti’nde yasayan Budist Rakinlerin (Magh) ihtiyaç duyuldugu zamanlarda devlet güçlerince kullanılmasıdır. Oysa geçen ikiyüzyıllık tarihi süreçte güçlü etnik milliyetçi anlayısın hakim oldugu Budist Rakinlerin merkezi güçle sınırlı iliskisine ragmen, son dönemde de tanık olundugu üzere sömürge döneminden kalma ‘böl-yönet’ politikasının aracı olmaktan kurtulamıyorlar. Konferans sonunda Rohingya sorununa çözüm olacak 28 maddelik öneri paketi yayınlandı. Simdi sıra, bu çözüm paketinin önümüzdeki dönemde ilgili ülke hükümetleri, sivil toplum kurulusları ve uluslararası kurumlarca dikkate alınarak fiilayata geçirilmesi konusunda bir iradenin teskil edilmesinde.
Mehmet Özay
17.09.2012 Dünya Bülteni