
Ortadogu'da son dönemde yasanan gerginlikler ve “sıcak” bir yaz çagrısımı yapan gelismeler, İsrail'in Suriye olmasa bile Lübnan'a, Hizbullah'a yöneltebilecegi bir saldırının altyapısını olusturuyor.
Washington ile Beyrut arasındaki bu söz düellosunun nedeni Suriye’nin Hizbullah’a scud füzeleri sagladıgı iddiası. 300 kilometre menzilli scud füzeleri İsrail’de istenen bir noktayı kolayca vurabilir. Bir Kuveyt gazetesinde yayınlanan bu iddia, Suriye’ye göre, İsrail’in saldırısı için bahane olusturabilir. Amerikalı yetkilinin kullandıgı dilse İran gibi ülkelerden söz edilirken kullanılan bir söylem. Anlamı ise Amerika’nın gerekli gördügü takdirde askeri harekete geçebilecegine isaret ediyor.
İsrail’in taktigi
Barıs görüsmeleri adına İsrail-Filistin arasında herhangi umut ısıgı yok. Çünkü taraflardan İsrail’in böyle bir niyeti yok. Türkiye’nin arabuluculugunu bilinçli bir biçimde ortadan kaldırdı, Amerika’yı oyalıyor. Obama yönetimi bu konuda sınıfta kaldı. Hiçbir barıs çabasına destek vermeyen, Amerika’nın önerilerini elinin tersiyle iten Tel Aviv, Filistin ile dolaylı görüsmelere baslama kararı alarak masaya oturdu görüntüsü vermek niyetinde. Ama bu masadan hiçbir sonuç çıkmayacagı, sadece görüntüyü kurtarmaya yönelik oldugu biliniyor. Yahudi yerlesimleri insaatını artırmakta kararlı olan İsrail, bir “düsman denizi ortasında oldugu” ve sürekli tehdit algısıyla statükoyu devam ettirmek istiyor. Mevcut durumun devamı, İsrail’in uluslararası yasalara göre yasa dısı olan Filistin toprakları üzerindeki insaatlarına imkan saglıyor. Diger yandan, Suriye ve Lübnan konusunda tehdit altında oldugu izlenimi vermek istiyor. Bir senaryoya göre İsrail, Suriye’nin Hizbullah’a gönderdigi iddia edilen scudlar gerekçesiyle bir “çılgınlık” yapabilir, Amerika’yı ikna edebilir. Böylece Filistin’le olan süreç gündemin iyice gerilerine itilebilir. Hatırlatmak gerek: Hizbullah’a gönderildigi iddia edilen füzeler hâlâ dogrulanmıs degil.
Ayagın denk alınması
Suriye Devlet Baskanı Besar Esad geçtigimiz hafta İstanbul’daydı. Esad, artık içtikleri su ayrı gitmeyen Türkiyeli liderlerle hos bir haftasonu geçirmek için gelmedi İstanbul’a. İki ülke arasında imzalanan anlasmalar da çok önemli degildi. Dikkatlerden kaçan, Suriye liderinin bölgede tansiyonun giderek yükseldigine yaptıgı vurguydu. Herhangi bir tatsız durum karsısında Türkiye de tercihini Suriye’den yana kullanacaktı. Bulusma sonrası yapılan açıklamada Gül’ün sözleri durumu özetliyordu: “Öncelikle savas sözünü hiç duymak istemeyiz açıkçası. Bu, bölgenin artık kaldırabilecegi bir yük degildir. Bu bölge bunu kaldıramaz artık. Zaten Gazze’de 2 sene önce olanlar bardagı tasırmıstır. Bundan sonra yeni bir savas veya savasa benzer faaliyetleri bu bölge kaldıramaz. Dünyada hiç kimse de bunlara artık sempatik bakamaz, duyarsız kalamaz. O bakımdan böyle bir seyi asla duymak istemeyiz. Herkesin de ona göre politikalarını tespit etmesi, ayagını denk alması gerekir.” Cumhurbaskanı Gül’ün “ayagının denk alınması” mesajının adresi belliydi. Türkiye bir kez daha bardagın tasmasına izin vermeyecekti.
Bu görüsmenin ardında Rusya Devlet Baskanı, önce Sam ardından Ankara’ya ugradı. Rusya’nın Ortadogu barısı için Suriye ve İsrail arasında yeni arabulucu olması gündemde. Ancak bu süreçte Suriye nedeniyle Türkiye her zaman devrede olacak. Ancak Rusya Devlet Baskanı Medvedev Sam’da “Ortadogu’da durumun nazik oldugunu hatta daha da kötüye gittigini” söylüyordu.
“Tek yol direnis”
İKÖ Zirvesi için geldigi İstanbul’da görüstügümüz İran Meclis Baskanı ve eski nükleer müzakerecisi Ali Laricani ise İsrail’in bölgedeki durumu suistimal ederek kendi lehine çevirmeye, Amerika’yı kıskırtmaya çalıstıgını söylüyor. Laricani, Hamas ve Hizbullah’a verdikleri destegi saklamıyor: “Oslo, Madrid, Annapolis gibi toplantıların, barıs süreçlerinin sadece İsrail’e zaman kazandırdıgını görüyoruz. Önemli olan direnistir. Lübnan’daki 33 günlük Hizbullah direnisi, bunu açık bir sekilde gösterdi. 22 günlük Hamas direnisini biliyoruz . İsrail Ortadogu’nun cani bir portresi. Amerika Birlesik Devletleri ise centilmen rolü oynuyor. Filistin sorunun çözümü için tek yol direnistir.” İran’ın, Türkiye ve Brezilya’nın arabuluculuguna soguk bakması halinde havanın daha da gerilecegi, diplomasinin yerini baska enstrümanların alacagı kesin gibi.
Çatısma ihtimali
Bu açıklamalar Amerika’nın bir türlü baslatamadıgı barıs görüsmeleri ve İsrail’in Suriye’nin Hizbullah’a scud füzesi yolladıgı iddialarını hemen arkasından geldi. Belki hissedilmiyor ama bölgede hava gergin. İsrail’in herhangi bir çatısmaya girme ihtimali her geçen gün artıyor.
Son dönemdeki gerginlik ve “sıcak” bir yaz çagrısımı yapan gelismelerin, Suriye olmasa bile Lübnan’a, Hizbullah’a yönelik bir saldırının altyapısını olusturdugu açık. 2006’yı hatırlayacak olursak bir gün önce Beyrut’ta denize girenler, ertesi gün İsrail bombalarıyla uyanmıstı.
İsrail’in Gazze’de durum normale dönmeden Türkiye ile arasının kolay kolay düzelmeyecegi biliniyor. Topraklarındaki İsrail isgali süren Suriye, bu ülkeyle hâlâ savas halinde. Sürekli saldırıya ugrayan Lübnan’ın en büyük düsmanı İsrail. İsin içine bir de İran katılırsa İsrail’in kaynagı belirsiz haberleri yaymasını normal karsılamak gerekir. Diplomatik olarak son yılların en yalnız dönemini geçiren İsrail, bu durumunu avantaja çevirme niyetinde. “Tek basımayım ve tehdit altındayım” mesajıyla hem ABD’nin destegini almaya hem de atacagı adım için zemin olusturmaya çalısıyor. İsrail’in atacagı adımın ne olacagını tahmin etmek güç degil. Ama oynayacagı “kumar”ın bedeli kendisi ve bölge için agır olabilir.
METE ÇUBUKÇU: NTV Haber Müdürü
16/05/2010
Kaynak : Radikal İki