Onlar Biz Veya Biz İnsanlar

Onlar Biz Veya Biz İnsanlar

Temel hatamız, her toplumun içinde farklı düsünen ve davranan insanların pek çok oldugunu, her etnik ve her inanç grubunun içinde, bizim paralelimizde düsünen insanların oldugunu unutuvermemiz. Ve dünyamızda yasanan çirkin ve acı olayların referansını insan hakları olarak ele almayıp, ırkçı, milli veya çok eskilere uzanan din referanslı bir kavgaya dönüstürmemiz. Bir taraf için temel neden ve çözüm ne denli basit görünüyorlarsa, karsı taraf için o kadar basittir…

İsrail'e ilk gidisim 1961 yılındaydı. İsrail ile iyi iliskiler çerçevesinde ve milli takımlar karsılasması baglamında Türkiye atletizm takımının bir sporcusu olarak gitmistim. O yıllarda kendimi sosyalist ve dolayısıyla her türlü ırkçı anlayısa karsı bilirdim. İkinci Dünya Savası'ndan on bes yıl sonrasından söz ediyorum. Hitler'in Yahudilere yaptıklarını zamanın filmlerinden ve anlatımlarından ögrenmistim. Taptazeydi zihinlerde Avrupa'yı sarmıs olan ırkçı uygulamalar. Beklentim, İsrail'de karsılasacagım insanların bu yakın geçmislerinden ve acı deneyimlerinden dolayı en az benim kadar ırkçılıga karsı olacaklarıydı. Ama oradaki insanlarla konusmalarım, benim için tam bir hayal kırıklıgına neden olmustu.

İnanılmaz bir Arap düsmanlıgıyla karsılastım. Daha kötüsü, bu milliyetçilik ırkçı bir zemine oturtulmus gibiydi. Birinin bana “Mısır'ın basındaki Naser'in konusmasına dikkat et, insan degil, köpek gibi havlarcasına konusuyor” dedigini hiç unutamamıs olmamın nedeni herhalde bu sok etkisiydi. Ben ise “Ama bu tür ırkçı lafları daha geçenlerde Hitler Yahudiler için söylüyordu.” diyebilmistim ama bu sözlerimin hiçbir etkisi olmamıstı. Sanırım muhatabım ne benzerligi ne de ifade etmek istedigimi anlamıstı.

Sonraları on yıl kadar Suudi Arabistan'da çalıstım. Bu kez de Yahudi aleyhtarlıgının inanılmaz boyutunu yasamak durumunda kaldım. Bir yanda İsrail'e yasama hakkı tanımama gayretlerini izliyor, öte yanda “aklıselim sahibi herkesin bildigi” dogrular söylemini dinliyordum: Naziler soykırım yapmamıslardır, Hitler'e karsı söylenenlerin aslında Siyonist propagandasıdır, dünyadaki her sorunun arkasında Yahudiler bulunmaktadır! “Kavgam” kitabı takdirle anılan bir kitaptı. O yıllarda, ama bugün de, bu ırkçı yaklasımlara karsı benim tepkim öfke degil saskınlıktır. Böyle bir ortamda barıs ve huzur hiç saglanabilir mi? Dogulu insanın Batılının önyargısından bunca sikâyetinden sonra kendisi de nasıl böylesine önyargılı olabilir? Hele Yahudiler, ırkçılıgı böylesine yakından tanımalarına karsın tarihten gerekli dersleri çıkaramamıs olmalarını nasıl açıklayacagız? Saskınlıgım bundan. Anlamaya çalıstıkça düsüncem ve duygularım da evrimlesti.

Simdi demek ki, diyorum, geçmis ve tarih insanlara pek ders olmuyor. Toplum içinde insanlar mantıklı düsünmüyor, kendilerini çevreye kaptırıp ırkçı olabiliyorlar. Ve en kötüsü, kendilerinin böyle oldugundan süphelenmiyorlar bile! Hele düsmanlıgın ve kinin toplumsal histeri biçiminde yasandıgı durumlarda, durumu degil anlamak, tartısmak bile olanaksız oluyor. Heyecan ve duygular çevrenizde egemen olunca bagnaz taraftarlar olarak tezahürat dısında bir girisimimiz de olmuyor. Sogukkanlı olmaya çalısanlar saibeli sayılıyor. Bunları düsündükçe bu kez kaygı siniyor içime. Acaba bu alanda ben ne denli önyargılıyım sorusu gelip bir kâbus gibi  ma uyarıcı olarak da karsıma dikiliveriyor.

O zaman bu yazıda sizin de göreceginiz gibi yaptıgım ve yaptıgımız yanlısları görüyorum. En temel hata, farklılıgı yok varsayan genellemelerdir. Yukarıda Yahudilerden ve Araplardan söz edip hükümlerde bulundum. Oysa bu yaptıgım da ırkçılıkla iliskili bir hataydı. Irkçılık, etnik ve milli grupların ortak ve tarih içinde degismez özelliklerinin olduguna inanmaktır, böyle bir inanca sarılarak “öteki” konusunda konusmak ve davranmaktır. “Bazı” Yahudiler ve “bazı” Araplar diyecegime bütün toplumu bir saydım, “siz Yahudiler” anlamına gelecek bir anlayısa kaymıs oldum. İste etnik ve milli stereotip veya önyargı dedigimiz tam budur! Bu anlayıs içimize öylesine islemis ki “vatandaslarımız Yahudilere kötü davranmamalıyız, onları olaylarla ve İsrail'in siyasetiyle iliskilendirmemeliyiz” dedigimizde bile, dolaylı bir biçimde bir eksikligimizi itiraf ettigimizi, yaygın bir inanca karsı -yani bütün Yahudilerin, en azından toplumun bir kesimi tarafından “bir” sayıldıgı gerçegine- bir cevap yetistirdigimizin farkında bile olmayız. Böyle sorunlu bir ortamda seyrediyoruz demek istiyorum.

Baska temel bir hatamız, her toplumun içinde farklı düsünen ve davranan insanların pek çok oldugunu, her etnik ve her inanç grubunun içinde, diyelim, bizim paralelimizde düsünen insanların oldugunu unutuvermemiz. Ve dünyamızda yasanan çirkin ve acı olayların referansını insan hakları olarak ele almayıp, Araplarla İsrail'in çatısması olayında oldugu gibi ırkçı, milli veya çok eskilere uzanan din referanslı bir kavgaya dönüstürmemiz. Kinin çok yaygın oldugu böyle bir kavgada haklı olanı seçip yerimizi belirlemeye çalısıyoruz. Oysa bu tür karsıtlıklara donmus çatısmalar (frozen conflicts) denir ve bu sorunlar çok karmasıktır. İçlerine balıklama atlayanlar ve hele kavgada taraf olanlar bunu bir süre sonra anlarlar. Hindistan-Pakistan arasındaki Kasmir anlasmazlıgı ve daha yakından yasadıgımız Kıbrıs ve Kürt sorunu da bu tür sorunlardandır. Bir taraf için temel neden ve çözüm ne denli basit görünüyorlarsa, karsı taraf için o kadar basittir; yalnız tam tersinden!

Bu yanlıs yaklasımların sonucunda, ne yazık ki, insan haklarından, hak ve hukuktan söz ederek yola koyulan birileri kendilerini ifade ederken dinî çerçevenin  e hele senin inancın, benim inancım yaklasımının- dısına pek çıkamıyor. Ölümle sonuçlanan son olayların kurbanlarıyla ilgili “sehit” söylemi, Eski Ahit'e göndermelerle yapılan siyasi konusmalar, belli bir dinin dualarıyla yürütülen “insancıl” girisimler dünyaya verdikleri mesajlar açmazı yeniden üreten mesajlardır: Din mücadelesi. Bu tür mesajlar insanları yeniden eski ve önyargılarla yüklü geleneksel çatısmalı çerçeveye yöneltir. Olayların yorumunu bu biçimde dine dogru yöneltmek, hem insan hakları ve hukuk alanlarında verilen mücadelede uluslararası dayanısmayı zayıflatır hem de her toplum içinde din referanslı “genellemelerin” su yüzüne çıkmasına neden olur. Sıradan vatandaslar da hak ve hukuk ihlallerini “öteki” dine baglı birilerinin olumsuz davranısları diye görmeye ve böyle algılamaya baslar. Din bu biçimde siyasette kullanıldıkça ne siyaset ne de din islevli olamıyor. Bir insanlık sorunu biz-onlar sorunu oluyor.

Herkül Millas

Kaynak : ZAMAN