Nefret Suçlarının Neresindeyiz

Nefret Suçlarının Neresindeyiz


Nefret Suçlarının Neresindeyiz

İnsan hakları literatürüne son dönemde girmis olsa da nefret suçu’nun (hate crime), tarihsel olarak uzun bir geçmisi vardır. Nefret suçu, herhangi bir kisi ya da topluluga ve/veya mülklerine karsı din, dil, ırk, cinsiyet, engellilik ve yas gibi gerekçelerle islenen ve siddet içeren suçları kapsamaktadır. Günümüzde nefret suçları birçok ülkede aynı zamanda “önyargı suçları” olarak da tanımlanmaktadır.

Bu konuyla ilgili ilk yasal düzenlemeler, 1969 yılında ABD’de hayata geçirilmistir. Irkçılıga baglı nefret suçlarının son derece yaygın oldugu sivil haklar mücadelesinin basladıgı dönemde gerçeklesen bu düzenlemeler ile sosyal ve ekonomik hayatta din, dil, ırk ve cinsiyet temelli ayrımcılık yasaklanmıstır
 
New York Üniversitesi Hukuk Profesörü James B. Jacobs’a göre, nefret suçu terimi, 1985’de çıkarılmak istenen bir yasa tasarısına destek veren üç Amerika Birlesik Devletleri (ABD) Temsilciler Meclisi üyesi tarafından halkın gündemine sokularak bilinir hale getirilmistir. Ancak 1990 yılında çıkarılan söz konusu yasa taslagı, federal hükümete etnik, dinsel ve ırksal nefretten kaynaklanan siddet suçlarının artısına iliskin verileri toplama ve yayınlama yükümlülügü getiriyordu. Yine Jacobs’a göre, o yıl içerisinde, ulusal gazetelerde nefret suçları üzerine sadece 11 makale yer alırken, birkaç yıl sonra binden fazla hikâye yayınlanmıstır.[1]
 
Avrupa’da ise 1980’lerden sonra tırmanısa geçen yabancı düsmanlıgı ve ırkçılıkla mücadele çerçevesinde nefret suçları ile ilgili ceza yasalarında tanımlamalar yapılmıs ve böylece ırk, din, dil, etnik köken ve cinsiyet temelli islenen nefret suçlarının cezalandırılması gündeme gelmistir. Özellikle Almanya’da, yabancı düsmanlıgı, antisemitizm ve göçmenlere yönelik ayrımcılılık ve hosgörüsüzlügün neden oldugu agır ihlallerden yola çıkılarak yeni hukuki düzenlemeler yapılmıstır.
 
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), içtihatlarında net bir tanımı kabul etmemis olsa da, bu kavramı dini hosgörüsüzlük dâhil, hosgörüsüzlükten kaynaklanan nefreti yayan, tesvik eden, savunan ya da haklı çıkaran ifade biçimleri için kullanmıstır. Mahkeme içtihatlarına göre, belli kisi ya da grupları asagılamak gibi, nefret söylemi içeren somut ifadeler, Sözlesme’nin düsünce ve ifade özgürlügünü güvence altına alan 10. maddesinin koruması kapsamında degildir ve bu nedenle devletlerce ulusal yasalarla kısıtlanabilir.
 
AİHM’nin, ifade özgürlügünün kısıtlanmasının kabul edilir olup olmadıgını belirlerken kullandıgı temel kriterlerden biri de, açıklamayı yapan kisinin asıl amacının ne oldugudur. Bunu tespit etmek zor olabilir, bu nedenle Mahkeme açıklamanın baglamına büyük önem vermektedir. Dolayısıyla Mahkeme temelde suna bakmaktadır: Açıklamayı yapan kisi, nefret söylemi kullanarak ırkçı ve hosgörüsüz fikirleri kasıtlı olarak yaymaya mı yoksa kamu yararına bir konu hakkında halkı bilgilendirmeye mi çalısmaktadır? Nefret söylemini yayma konusunda Mahkeme, politikacılarla ilgili olarak daha katıdır ve hosgörüsüzlügü kıskırtacak bir dil kullanmamaları konusunda sorumlulukları oldugunu vurgulamaktadır.
 
Irkçılık ve Hosgörüsüzlüge Karsı Avrupa Komisyonu (ECRI) da ırkçı söylem olarak nitelendirilebilecek, özellikle de ırk, din, dil, renk, uyruk ya da ulusal veya etnik kökene dayalı ayrımcılık, nefret ve siddete kasıtlı ve alenen tahrikin yasalarca suç sayılması gerektigi yönünde tavsiyede bulunmustur.
 
Türk Hukuk Sisteminde Nefret Suçu
 
Türk hukuk mevzuatında “nefret suçu” olarak belirlenmis ayrı bir suç tanımı bulunmamakla birlikte, Anayasa’nın 10.maddesi, herkesin din, dil, ırk, cinsiyet, siyasi düsünce, felsefi inanç, mezhep ve benzeri gerekçelerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde esit oldugunu vurgulamaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “kisilere karsı islenen suçları” düzenleyen ikinci bölümü ile “topluma karsı islenen suçları düzenleyen” üçüncü bölümü, sosyal ve ekonomik yasamda ayrımcılıgı önleyici hükümler içermektedir. Soykırım suçunu yasaklayan hüküm TCK 76. maddede düzenlenirken, 216. madde ise halkın din, dil, ırk, mezhep, sosyal sınıf veya bölge farklılıgı açısından farklı özelliklere sahip bir kısmını, diger bir kısmı aleyhine kin ve düsmanlıga açıkça tahrik etmeyi suç saymaktadır.
 
Yukarıda bahsi geçen Anayasa ve kanun maddelerine ragmen, su ana kadar hiç kimse ırkçılık veya ayrımcılık yaptıgı ya da nefret suçu isledigi için yargılanmamıstır. Bu çerçevede yargılananların hemen hepsi, birkaç istisna hariç, Türkiye’de ırkçılık, milliyetçilik ve hosgörüsüzlükten kaynaklanan “nefret suçlarına” muhalefet eden yazarlar, akademisyenler ve insan hakları savunucuları olmustur. Hepsinden önemlisi, son yıllarda yasanan sorun, sadece yasaların uygulanma biçimi degildir. Sorun toplumsal bir sorun olarak yasanmaktadır.
 
2006 yılının basından itibaren Türkiye’de etnik, dini veya kültürel olarak farklı kisilere yönelik bir dizi cinayet islenmistir. Siyasi görüsleri farklı olan gruplara yönelik linç girisimleri ve siyasetçiler tarafından nefret söyleminin kullanımı, sorunun görünen bir baska boyutunu teskil etmektedir. Yasal düzeyde ise mevcut yasalar açık bir sekilde “nefret suçları”nı yasaklamamaktadır. Mevcut yasalar eksik oldugu kadar, teknik açıdan da sorunludurlar; keyfi uygulamalara son derece açıktırlar ve kötüye kullanılabilecek niteliktedirler.
 
Nefret Söylemi
 
Nefret söyleminin ne olduguna iliskin uluslararası düzeyde kabul görmüs bir tanım olmamakla birlikte birçok ülke, bu kavram kapsamına girebilecek ifadeleri, aralarında birtakım küçük degisiklikler olsa da, yasaklamıstır. Bu baglamda, 1997 yılında, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, nefret söylemiyle ilgili bir Tavsiye Kararı kabul etmistir.
 
Bu karar’da nefret söylemi; Irkçı nefret, yabancı düsmanlıgı, antisemitizm (Yahudi düsmanlıgı) ve hosgörüsüzlüge dayalı diger nefret biçimlerini yayan, tesvik eden, savunan ya da haklı gösteren her tür ifade biçimini kapsamaktadır. Ayrıca hosgörüsüzlüge dayalı nefret, saldırgan milliyetçilik ve etnik merkeziyetçilik, ayrımcılık ve azınlıklara, göçmenlere ve göçmen kökenli kisilere karsı düsmanlık yoluyla ifade edilen hosgörüsüzlük nefret söylemi olarak nitelendirilmektedir.
 
Günlük yasantıda çogu zaman farkına varılmayan ancak nefret söylemi içinde sayılan konusmalar, davranıslar ve sembollerin nefret suçlarının olusumuna zemin hazırladıgı kabul edilmektedir. Bireysel veya toplumsal düzeyde etnik, dini veya kültürel özelliklere karsı yazılı veya sözlü taciz, asagılayıcı unvanlar, incitici söz ve sakalar, ayrımcılık ve nefret içeren yazılı ve görsel metinler, duvar yazıları, posterler ve resimler nefret söylemini olusturan unsurlardır.
 
Nefret Suçlarında Medya Faktörü
 
Nefret suçları olarak nitelendirilen davranısların son dönemde giderek arttıgını gösteren toplumsal olaylar ve ırkçılıga dayalı ayrımcılık ve hosgörüsüzlük vakalarının, toplumun çesitli kesimleri arasındaki kutuplasmayı derinlestirmesi ve kendisinden farklı “öteki” olana yönelik tahammülsüzlügü giderek yaygınlastırmasından kaygı duyulmalıdır. Gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesi, Malatya Zirve Yayınevi cinayetleri, Romanlara ve Kürtlere yönelik çesitli illerde yasanan linç girisimleri ve son olarak Bursaspor-Diyarbakırspor futbol maçlarında seyirciler tarafından atılan ırkçı sloganlar ve ardından çıkan siddet olayları, toplumda nefret nitelikli davranısların tehlikeli düzeyde yükselmekte oldugunu göstermektedir.
 
Toplumsal önyargıların besledigi nefret söylemi ve davranıslarının yaygınlasmasında medyanın çok önemli bir rolü oldugunu yadsıyamayız. Türkiye’de medya kuruluslarının önemli bir bölümünün toplumsal farklılıkları yansıtırken kullandıkları ayrımcı ve önyargılı dil nedeniyle sadece basın etik kuralları ihlal edilmemekte aynı zamanda toplumdaki savunmasız ve dezavantajlı gruplara karsı da kalıp yargılar güçlenmektedir. Öyle ki bu tür yayınlar kimi zaman dogrudan bazı kisi ve grupları hedef almakta ve bu tür kıskırtıcı söylemler yüzünden düsman olarak algılanan gruplara yönelik saldırılara zemin hazırlanmaktadır.
 
Hatırlanacagı üzere gazeteci Hrant Dink cinayetinin sanıkları arasında bulunan Yasin Hayal bir ifadesinde “Hrant Dink’i sahsen tanımadıgını ancak gazetelerden okuduguna göre bir Türk düsmanı oldugunu ögrendigini” belirtmistir. Bu cinayetten kısa bir süre sonra İzmir’de bir Kilise Rahibi’ne saldıran zanlı ise olayı “Ogün Samast gibi kahraman olmak için gerçeklestirdigini” ifade etmistir. Her iki nefret saldırısı, yerel ve ulusal bazı yayın organlarının kaba milliyetçi propagandaları ve yabancı düsmanlıgını tesvik eden mansetlerinin toplumsal çevrelerde meydana getirdigi “tehdit ve düsman” algısının siddete dönüstügü bir özellik tasımaktadır ve nefret suçlarına medyanın nasıl katkı yaptıgını görünür kılmaktadır.
 
Malatya Zirve Yayınevi cinayetleri için de benzer kaygılar söz konusudur. Çesitli tarihlerde basında çıkan haber ve yorumlarda Hıristiyanlara yönelik olumsuz degerlendirmelerin yapılması ve toplumda oldukça tepki uyandıran “misyonerlik” vurgusunun öne çıkarılmasıyla zaten bu çevreler dogal hedef haline getirilmektedir. Milliyetçi duyguların da etkisiyle özellikle siddete egilimli gençlerin “memleketi misyonerlerden kurtarmak” üzere harekete geçebilecekleri bir ortamın toplumsal barısa hizmet etmeyecegi ortadadır.
 
Güneydogu’da uzun yıllardır devam eden silahlı çatısmaların etkisiyle yogun Kürt göçünün yasandıgı batı illerinde Kürtlere yönelik ayrımcılık ve hosgörüsüzlük temelli davranıslar bazı durumlarda nefrete varan tepki ve saldırılara dönüsmektedir. Bunlardan biri olarak, İzmir’de faaliyet gösteren bir dernegin kamuoyuna açık yerlerde yaptıgı basın açıklamalarında “Kürt nüfus artısının durdurulmasını ve Kürtlerin kente girislerinin engellenmesini, Kürtlere ev verilmemesini ve geldikleri yere geri dönmelerini” öneren ifadelere yer vermis, ilgili dernek hakkında daha sonra kapatılması istemiyle dava açılmıstır.
 
Kimi basit tartısmalar ve adli vakaların yasandıgı olayların hızla etnik bir gerginlige dönüsme riskinin yayılma potansiyelini gösteren birçok olay yasanmıstır. İzmir Kemalpasa’da yasanan adli bir olay sonrası Kürt ailelerin evlerinin milliyetçi gruplar tarafından tahrip edilmesiyle ailelerin bölgeyi terk etmek zorunda kalmaları [2], Çanakkale Biga’da bir dügünde Kürtçe müzik tartısmasıyla baslayan ve ilçedeki Kürtlerin bölgeden uzaklastırılmalarıyla sonuçlanan olaylar gereken nefret içerikli davranıslar olarak kayıtlara geçmistir.[3]
 
En son Süper Lig Futbol takımlarından Bursaspor ve Diyarbakırspor arasında oynanan futbol maçlarında seyircilerin karsılıklı olarak ırkçı nefret içeren sloganlar atması ve Diyarbakır’da oynanan maçta çıkan olaylar sonrası maçın tatil edilmesi, nefret suçlarının etki alanının boyutlarını ortaya koymaktadır.[4]
 
Güneydogu’daki silahlı çatısmaların yol açtıgı can kayıplarının toplumsal yansımaları ve bu çatısmalar sonrası yasanan zorunlu iç göçlerle batıdaki metropol kentlerde görülen ani demografik degisimler, sosyal ve kültürel uyumsuzlukları da beraberinde getirmektedir. Bu durum farklı kesimler arasındaki sorunların çözümünü giderek daha da zorlastırmaktadır.
 
Nefret Suçlarıyla Mücadelede Yöntem
 
Nefret suçları, magdurların herhangi bir eylemi nedeniyle degil, gerçek ya da algılanan renkleri, milliyetleri, kültürleri, görünümleri, etnik kökenleri, dinleri, bir baska söyleyisle “eylemleri yüzünden degil, var olusları nedeniyle” maruz kaldıkları saldırganlık içeren davranıslardır. Diger suç tiplerinden farklı olarak nefret suçları, saldırganların, kurbanlarının var oluslarına yönelik tehditlerdir ve kurbanlar bireysel, kisisel özellikleri ya da edimleri yüzünden degil, ait oldukları grubun varlıgı, o gruba aidiyetleri nedeniyle nefret suçlarının hedefidirler. Bu nedenle nefret suçları konusuyla ilgili her sey dogası geregi toplumsaldır; sadece saldırganların ya da magdurların degil toplumun tümünün yasama biçimiyle, toplumu olusturan farklı grupların birlikte yasamaya iliskin anlayısları ve bu anlayısın sonuçlarıyla dogrudan iliskilidir, dolayısıyla bütünüyle politiktir.
 
Toplumda nefret suçlarına karsı gerekli duyarlılıgın saglanması bakımından kamu otoritesi ve medyaya önemli görevler düsmektedir. Çogunluktan farklı olan dolayısıyla dezavantajlı kabul edilen kisi ve toplulukların insan hakları hukuku çerçevesinde temel haklarının korunması ile ilgili hukuki düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Buna göre öncelikle kamuda ayrımcılıgın önlenmesi için resmi görevlilerin davranıs bütünlügü içinde herkese esit muamelede bulunmasını saglamaya dönük olarak temel ayrımcılık hukuku egitiminden geçirilmeleri önerilmektedir.
 
Egitim müfredatlarının gözden geçirilmesi, etnik ve dini milliyetçilige dayalı ayrımcılıga kapı aralayan unsurların ders kitaplarından çıkarılması gerekmektedir. Ceza yasasında nefret söylemi ve nefret suçu açık olarak tarif edilmeli ve bu suçun niteligi belirtilerek ayrı bir cezalandırma yoluna gidilmelidir.
 
Medya’da nefret söylemi olarak tanımlanan her türlü haber, yazı ve görsel içerik tasıyan film, dizi ve reklam gibi yayınların sorumlu kuruluslar tarafından düzenli olarak izlenmesi ve bu yayınların kesinlikle yaptırıma tabi tutulması önemlidir.
 
Sonuçta toplumda yaygın bir bilinç gelismedikçe ve nefret suçlarına karsı gerekli duyarlılık saglanmadıkça, nefret duygusu ve düsüncesinin, nefret söyleminin ve en sonunda nefret suçlarının hedefi haline gelmek, herkes için mümkün olacaktır.
 
 
(Selvet Çetin, SDE Uzmanı)

01.04.2010

[1] Donald Altschiller, Hate Crimes, Second Edition. ABC-CLIO (Contemporary World Issues), California, 2005. s. 3.
[2] http://www.kenthaber.com/ege/izmir/kemalpasa/Haber/polis-adliye/Normal/kemalpasada-turk-kurt-gerginligi/83885f14-1379-464c-a1c7-c794406bf91b  
[3] http://bigahaber.net/haber/haber_detay.asp?haberID=940  
[4] http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2009/09/090929_turkey_football.shtml

Stratejik Düsünce Enstitüsü