
NATO'nun Libya'ya Müdahalesi 2: Petrole Ragmen Rejim Degisikligi mi?
Suudi Arabistan, Bahreyn ve diger Ortadogu ülkelerindeki ayaklanmalar yoksulluk-yolsuzluk-yasaklılık alanlarının bir kesisiminden kaynaklansa da Kuzey Afrika ülkelerininkinden biraz daha farklıdır.
Ayrıca, dünya simdiye kadar Kuzey Afrika'daki ayaklanmalara destek vermis ve diktatör liderlerin gitmesi için gerektiginde baskı yapmıstır. Ortadogu'daki ayaklanmalar ise (Bahreyn dısında) nispeten daha küçük olmustur. Bununla beraber ayaklanma ile hedeflenen krallıkların devrilmesi olmamıs, aksine yönetimden ve ekonomik pastadan daha fazla pay almak olmustur. Özellikle Suudi Arabistan (2 milyon Sii nüfus bulunmakta) ve Bahreyn'de dıslandıklarını iddia eden Siiler daha fazla hak talep etmektedir. İran'da ise protestocuların durumu daha farklıdır ve Batı desteklidir. Suriye ve Ürdün'deki huzursuzluk henüz çok büyük bir ayaklanmaya dönüsmemistir. Kısacası Ortadogu'daki hareketler de Kuzey Afrika ülkelerinde oldugu gibi daha adil bir düzen ve daha katılımcı bir demokrasi istemektedir. Zira Ortadogu monarsilerinde krala yakın olanlar parlamentoya seçilmekte ve yönetim hep aynı kisiler etrafında toplanmaktadır. İran'da ise isi vatandasa veren devlettir. Vatandasın isini kaybetme riski fazladır, dolayısıyla protestolara fazla destek vermesi beklenmemelidir. Bununla beraber halkta rejimi koruma fikri halen geçerlidir. Petrol fiyatlarının sürekli artması da rejim için bir avantajdır.
Suriye ve Ürdün'deki durumun kendine özgü yapısı bulunmaktadır. 6,5 milyon nüfusa sahip Ürdün'de yaklasık 2 milyon Filistinli yasamaktadır. Ayrıca ülkede ABD'nin 2003 Irak isgali sonrasında buradan gelen yarım milyona yakın Iraklı da bulunmaktadır. Özellikle issizlik ve vatandaslık haklarından faydalanamamanın sıkıntısını çeken Filistinliler her türlü ayaklanmanın basını çekmektedir. Yine Lübnan ve Suriye'de de toplamda bir milyona yakın Filistinli ve 2 milyona yakın Iraklı yasamaktadır. Öyle gözüküyor ki Filistinli ve Iraklı mültecilere çözüm bulunmadıgı sürece Ortadogu bir süre daha bir hayli sıcak kalacaktır.
Ortadogu'daki en tehlikeli olabilecek protestolar ve Türkiye'yi de sıkıntıya sokabilecek ülkelerin basında Suriye gelmektedir. Suriye'de iktidar, yıllardır Alevi azınlık olan Esed ailesinde bulunmaktadır. Suriye, Sünni agırlıklı bir ülke olmasına ragmen Alevilerle ve ülkedeki Hıristiyanlarla beraber yönetilmektedir. Ülkede Sünniler çogunlukta olmalarına ragmen yok sayılmaktalar ve ülke yönetiminde neredeyse hiç yoklar. Bu durum on yıllardır rahatsızlık olusturmaktadır ve artık dayanılmaz bir hal almıstır. Ortadogu'da özellikle de Suriye'de olası bir iç savas tüm komsu ülkelere sıçrayabilir ve Ortadogu'daki dengeleri tepetaklak edebilir, zira isin içine Sünni, Sii, Alevi ve Hıristiyanlar girdiginden olaya Türkiye, Suudi Arabistan, İran ve Batı da müdahil olmak zorunda kalacaktır. Bu baglamda en fazla Türkiye'yi etkileyebileceginden Türk hükümetinin yapıcı ve olumlu tavrını alkıslamak gerekir. Keza, Basbakan Erdogan, Suriye'deki olayların daha da büyümesinin önlenebilmesi için Suriye Devlet Baskanı Besar Esed'e reform çagrıları yapmaktadır.
Petrol fiyatlarının sürekli artması en fazla Suudi Arabistan, İran ve Rusya'ya yaradıgı gibi en fazla Çin ve Batı ülkelerini olumsuz etkilemektedir. Petrol fiyatlarındaki artıs, günde yaklasık 9 milyon varil petrol üreten ve nüfusunun yüzde 60'ı 18 yasın altında olan; ancak bu nüfusun yüzde 28'inin issiz oldugu Suudi Arabistan'a yaramaktadır. Gençler arasındaki huzursuzlugun farkında olan Kral Abdullah, fiyat artıslarının verdigi kârlılıkla beraber hemen 36 milyar dolarlık yeni bir yardım paketi açıkladı. Bu da kisi basına 2 bin dolar düsmesi anlamına gelmektedir.
Dünya Ortadogu'da büyük bir sorun istemeyecektir
Petrol fiyatlarının artması Libya'daki mevcut petrol yataklarına yapılan sabotajlardan kaynaklanmamaktadır. Libya'nın sagladıgı miktarın dünya petrol tüketimi içindeki payı çok küçüktür ve Suudi Arabistan ve diger önde gelen diger OPEC ülkeleri bu üretimi kolayca kapatabilecek konumdadır. Fiyatların yükselmesi daha çok Ortadogu'daki belirsizlik ile ilgilidir. Fiyatların artısı; ancak Suudi Arabistan'ın petrol kaynaklarına yapılacak bir saldırıda kontrol edilemez. Aksi hallerin tamamında Suudi Arabistan bugünkü üretimine ek olarak günde 5 milyon varil daha üreterek piyasaları kolaylıkla rahatlatabilecek kapasitededir.
Bahreyn; çok küçük bir ülke olmakla birlikte Ortadogu'da çok önemli bir konuma sahiptir. Ülke, hem Basra Körfezi'nin hem de Suudi Arabistan ve İran dogal kaynaklarının neredeyse tam ortasında bulunmaktadır. Bu nedenle Basra Körfezi'ni denetimi altına tutan ABD için önemli bir müttefiktir. Yine de Amerikalılar bir denge politikası için Suudilere karsı Sii isyancılara destek vermektedir. (Oysa 1990'da Bahreyn'deki Sii ayaklanmasında Amerikalılar Suudi ordusunun bu ayaklanmayı bastırmasına izin vermistir.) Suudi Arabistan'a karsı verilen bu destege ragmen ABD, 2011'de Suudi Arabistan'a satacagı 65 milyar dolarlık silah paketini onaylamıstır (Michael C. Lynch,-NYTimes). Bahreyn'de Siilerin ayaklanması isin içine İran'ı da sokmaktadır. Dolayısıyla Bahreyn'de ülkeye giren ve devlet binalarını koruma altına alan Suudilere İran'ın ne cevap verecegi merak konusudur.
Dünya ve özellikle de Batı için petrol yataklarının korunması birinci derecede önem tasımaktadır. Dolayısıyla Ortadogu'da kısa vadede herhangi bir rejim degisikligi beklenmemelidir. Basta Suudi Arabistan olmak üzere Ortadogu'nun birçok yeri petrol boru hattı aglarıyla dösenmis durumdadır. Ayrıca Basra Körfezi'nden çıkıp dünyaya yayılan petrol tankerlerinin durması da dünya ekonomilerini uzunca süre çıkılmayacak bir krize sokacagından, özellikle Suudi Arabistan, Irak, Mısır, Ürdün ve Suriye'de kısa vadede herhangi büyük bir degisim beklenmemelidir. Domino tası etkisi bir degisim yaratmayacak olan bu ayaklanmalar uzun vadede Ortadogu'daki degisimin temelini atmıstır. Yavas; ama etkili bir degisimin öncüsü olan bu protestoları tarihsel bir perspektifle yorumlamakta fayda vardır.
Dünya tarihine bakıldıgında bir bölgede bazı degisimlerin yasandıgı ve degisimlerin zamanla dünyanın birçok yerine yayıldıgı gerçegi söz konusudur. Özellikle 1848'de Fransa'da baslayan ve zamanla tüm Avrupa'yı saran Fransız Devrimi gibi. 1968 kusagının baslattıgı hareket de Batı'yı asarak dünyanın geri kalanındaki birçok ülkeyi etkisi altında almıstır. 1989 Berlin Duvarı'nın yıkılısı ve ardından da Sovyetler Birligi'nin çöküsü ve ardından Dogu Bloku ülkelerin bagımsızlıklarına kavusması da dünya degisimi için önemli anlardır. Simdi ise ayaklanmalar ve degisimi isteyenler İslam dünyasının agırlıklı oldugu bölgelerde yasanmaktadır. Hareketler özellikle de demokrasiden yoksun olan Kuzey Afrika'da yasanmaktadır ve burada yine özellikle yönetimdeki kisilere karsı verilen bir mücadele söz konusudur. George Friedman'a göre, Kuzey Afrika'da yasananlar en basta basarıya ulasmayan; ama etkileri uzun vadede görülen 1848 Fransız Devrimi'ni hatırlatmaktadır. Onun için de bu ayaklanmaları Arap dünyasını, özellikle de İslam dünyasını köklerinden çıkarıp bir anda degismesini saglayacak bir halk ayaklanması degildir.
Bizce, daha fazla özgürlük ve daha fazla degisim isteyen Kuzey Afrikalı ve Ortadogulu ülkelerdeki kalabalıklar ilk baslarda Mısır'daki Müslüman Kardesler gibi İslamcı kesimi basa getirecektir. Katılımcı ve daha özgür seçim ortamlarında daha organize olmus olan bu grupların, Batı politikalarına inanmayan ve bölgelerinin Batı tarafından sömürüldügüne inanan tüm kesimlerin destegini alacagı kusku götürmez. Liberal partiler ve diger statükocu partilerse Türkiye örneginde oldugu gibi organize olmaktan yoksun ve halkın beklentilerine cevap verebilecek nitelikte degildir. Dolayısıyla Kuzey Afrika halkı onları anlayan, onlarla aynı dili konusan ve rejimin muhafazasından ziyade onlara ekmek ve is götürebilen kesimin (kimine göre radikal İslam, kimine göre de ılımlı İslamcılar) pesinden gidecektir. Geçis döneminde basa geçen bu kesimin ömrü, yapacagı ve yapmayacagı icraatlara baglıdır. Nihayetinde dünya sürekli degismekte ve bununla beraber her ülkedeki insanların beklentileri de degismektedir. Pragmatik ve vatandaslarının beklentilerini karsılayabilen rejimler ayakta kalabilecek, karsılayamayanlarsa tarihe karısacaktır.
09.04.2011
ZAMAN
Markus Ürek – Uluslararası İliskiler ve Siyasal İliskiler Uzmanı –