
24/05/2010 11:40
Batı göç politikasını sertlestirip, göçmenlere karsı duvarını iyice yükseltirken bu insanların göç etmemelerini bekliyor ki bu rasyonellikten yoksun mantıksız bir tutum.
Farklılıkları, ayrıksılıkları tolere eder, ‘hosgörürüz’; hosgörmenin aslında yukarıdan görme oldugunun farkına var(a)madan. Kuskuyla bakmanın ve tahammülsüzlügün eksik olmadıgı bu hosgörü kültürümüz, “böyle kabullenmeyi” de barındırır içerisinde. Göçmen yazar âmin Maalouf son kitabı Çivisi Çıkmıs Dünya’da anlattıgı gibi, “… Bu sekilde hareket edilmistir, çünkü “o insanlar” “ bizim” gibi degildir. Öteki’ne karsı gösterilen bu “saygı”nın bir tür küçümseme oldugunu ve bir tiksinmeyi yansıttıgını anlamamak için her türlü duyarlılıktan yoksun olmak gerekir”.
Türkiye’de yalnız basına yasayan Somalili kadın mültecilerin dramı, bilinen kadın dramlarına benzese de bilinenlerden 3 kat daha vahim. Bir yandan mülteci olmanın formatladıgı marjinallestirilen kimlikler, diger yandan siyahî olmanın omuzlara yükledigi çekilmez agırlık ve bir de umuda yolculugun sürekli belirsizlik sürecinde olması kederin en büyügünü yasatır bu teni gibi bahtı da kara kadınlara. Kaçtıkça kurtulamadıkları yoksullukları, suratlarından okunan çileleri ve her an gelebilecek bir kara haber öncesi sessizlikleri ile Somalili kadınları en çok da Orta Anadolu insanı tanıyor bir süredir. İlgili kurumlar Somalileri yerlestirirken kontrol edilmeleri kolay olsun diye Konya, Nigde gibi sehirleri tercih ediyorlar. Buraların ilk “esmer tenlileri” olan Somaliler için bu diyarlarda hayatın, camdan bir evde yasamaktan farkı yok.
Tek agrı kesicileri evlatları
Varılan her yerin bir geçis noktası oldugu ve eve geri dönmenin hayallerinde bile yer bulamadıgı Somalili kadınlar için görünürlük, kederlerinden ve gerçekliklerinden degil, yabancılıklarından, farklılıklarından ibaret. Siyah olmaları nedeniyle görünmeme çabası, istismara açık ve korunmasız olmalarıyla da birlesince kaçınılmaz biçimde tedirgin ve bezgin bir yasam sunuyor bu kadınlara Türkiye sehirlerinde. Üzerlerindeki bir çift göze ve isaret parmaklarına artık alısmaya baslasalar da bu alıskanlık ayagı sıkan bir ayakkabı gibi sürekli acı verir. Ta ki kaldıgı yere gelip ayakkabıyı çıkarana kadar.
Öte yandan kendilerine AIDS’li, uyusturucu kaçakçısı gibi muameleler yapılmasını geçin. Hayatında ilk defa okula gönderdigi çocugunun, hem de ilk gün diger çocukların kendine maymun taklidi yapması yüzünden aglayarak eve geldigi ve bir daha o okula gitmek istemedigi bir ana olmanın dayanılmaz agırlıgı sizce ne kadar agırdır? Kimsesiz bir kadının tek agrı kesicisi evlatlarıdır. Evladını mutlu edemeyen bir kadının bırakın umutlu olabilmesini saglıklı bir sekilde yasayabilmesini dahi beklemek ne kadar mümkündür?
Bu kadınları Somali’den koparan nedir?
Küresel suç örgütleriyle isbirligi içerisinde ülke dogal kaynaklarını kontrollerinde tutan düzensizlik taraftarı Habar-Gidir ve Majerteen asiretleri tarafından paylasılmıs durumda olan Somali’de ülke nüfusunun neredeyse 8’de 1’i gelismis ülkelere göçmüs durumda. Bu iki asiret dısındaki grupların herhangi bir sosyal, ekonomik etkinlikte bulunmaları yasak ve toplu öldürme olayları her geçen gün artıyor. Somali El Kaidesi El Sebab da kıyımların diger bir cephesi. Batı’nın bu vahim durumu görmezden gelmeye devam ettigi Somali’de göçmen olmayanın tek çıkar yolu da korsanlık olarak görülüyor.
Günlük çatısmalar neticesinde onlarca erkek sokak ortasında veya bir is yeri bombalamasında öldügünde kadınları için tek çıkar yoldur göçmek. Çünkü Somali’de yalnız bir kadının yapacagı hiçbir is olmadıgı gibi tecavüz, kaçırma gibi olayları geçelim yalnızlıkları bile kabul edilebilir degil. Bu nedenle kitlesel kaçısların yanı sıra bu kadın göçleri de had safhada Somali’de. Peki, yalnız bir bayan parayı nasıl bulur da kaçar? Bu ülkede insan ticareti/kaçakçılıgı artık bir sektör olmus. Yeraltı bankalarının yanı sıra kaçakçılara ileriye dönük borçlanma yoluyla da Batı’ya gidebilmek mümkün. Batı’da onların islerinde yıllarca çalısıp borçlarını ödüyor, sonra da kendi yoluna bakıyorlar.
Türkiye’dekiler bunların sanssız olanları. İtalya’ya, İspanya’ya geldik sanıp İzmir’de, İstanbul’da gözünü açanlar. Bu kez de farklı bir prosedür uygulanıyor. Büyük bir çogunluk kaçak yolculuga Yunanistan’a giderek devam ediyor veya ulasamadan denizde ölüyor. Bir kısım da Birlemis Milletler Mülteciler Yüksek Komiserligi’ne müracaat ederek, 3. ülke yerlestirme islemlerini deniyor. Yani Somaliler için Türkiye, transit bir güzergâh ve adeta bir bekleme odası. Bu odadayken yasadıkları ile odadan çıktıklarında yasadıkları arasında pek bir fark olmadıgını da belirtmek gerek.
Göç etme hakları ellerinden alınamaz
Batı göç politikasını sertlestirip, göçmenlere karsı duvarını iyice yükseltirken bu insanların göç etmemelerini bekliyor ki bu rasyonellikten yoksun mantıksız bir tutum. Göç etmek bu insanlar için bir zorunluluktur ve göç hakkını ellerinden almak imkânsızdır. Küresellesen göç trafiginin en hassas gruplarından olan, erkeklik hamasetinin can çekistirdigi yalnız bayanların bugünkü durumu 21. yüzyıl insanının utanç verici umursamazlıgının bir ürününden baska bir sey degil. Bu insanların vatanından kopmasının arkasında çatısma ve zulümler olmakla birlikte bu da sıklıkla yoksullugun ve esitsizligin dogurdugu bir durum. Çünkü yoksulluk, özellikle yasam standartlarında genis uçurumların bulundugu yerlerde çatısma ve yerinden edilme için uygun zemini hazırlıyor.
Recep Korkut: Sosyal Çalısmacı, Sıgınmacılar ve Göçmenlerle Dayanısma Dernegi
Kaynak : Radikal