‘Medya Korku İçinde…’

‘Medya Korku İçinde...’

‘Medya Korku İçinde…’

“Medya korku içinde” tespiti dün Cumhuriyet’te sekiz sütuna mansetti.
Hayır, “Söyledikleri yayınlandıgına göre tespitinin yanlıs oldugunu anlamıstır” diyecek degilim; görüsü baskaları tarafından da paylasılıyor çünkü… İçte ve dısta ‘Türkiye’de basın özgürlügü’ konusunda ciddi kaygılar tasıyanlar var. AB’den, ABD’den gelen elestirilerde ön planda tutulan konu daha çok bu…
Görüntüyü bozan gerçeklere kimse kulak tıkamamalı. Türk Ceza ve Terörle Mücadele kanunlarındaki yazanı-çizeni cezalandırmayı öngören yasa maddeleri hâlâ yerli yerinde duruyor. ‘Cezaevindeki gazeteciler’ genel baslıgı altına girenlerin çogu bu maddelerin magduru.
Hükümetin siddet ile fikir özgürlügü arasındaki çizgiyi daha kalınlastıracak düzeltmeler yapma vaadini yerine getirmesini bekliyoruz.
Çalıstıkları gazeteler ve televizyonlardan ayrılmaları gerekmis bazılarının sıcagı sıcagına yaptıkları açıklamalardan medya yöneticileri ve patronlarının üzerlerinde baskı uyguladıklarına dair bir anlam çıkmıyor; pek çok ünlü gazetecinin aksine açıklamaları var. Bir-iki aykırı örnegin ise haklarında açılan hakaret davaları sebebiyle gazetelerine hayli pahalıya mal oldukları biliniyor; öylelerinin arkasından “Oh gitti de kurtuldum” açıklaması yapan patronlar çıktı.
Alman hemsehrimiz Claudia Roth’un “Medya korku içinde” mansetini attıracak elestirilerini, ya da ismi bilinen bir meslektasın “Sıra bir gün herkese gelecek” yakınmasını nereye koyacagız o halde?
Sunu fazla gecikmeden söylemeliyim: Dünyanın hiçbir yerinde basın özgürlügü altın tabak içerisinde sunulmus bir âtıfet degildir; özgürlük için her gün mücadele verilmesi gerekiyor. ABD’de de, ileri Batı demokrasilerinde de… Bugün bizde sikâyeti yapılan pek çok elestiri malzemesi o ülkelerde de zaman zaman söz konusu olabiliyor. Ancak oralarda, gazeteciler, sikâyet yerine gasp edilmek istendigine inandıkları özgürlükleri için kıyasıya mücadele ediyorlar.
Gazetecilik meslegi adına özgürlük mücadelesi veriliyor da biz mi duymuyoruz bu ülkede?
Kapalı kapılar arkasında patronlarını çekistirenler var. Yakaladıkları yabancılara, Claudia Roth örneginde oldugu gibi, “Yazamıyoruz, yazdırmıyorlar” diyen de hayli fazla. Konumunu kaybettigi için âniden ‘özgürlükçü’ kesilen tipler de hiç az degil. Toplum içerisinde küçücük azınlıkların iktidarlarını temsil ettikleri halde nasıl olmussa ‘makul çogunluk’ gibi görünmeyi bilmis, güçsüz hükümetler karsısında efelenerek kendileri ‘erk’ haline dönüstürmüs niceleri, etrafa eskisi kadar korku salamadıkları için bugünlerde kıyıya itiliyor da olabilir.
Medyayla ilgili sorunun bir degil iki yüzü var sizin anlayacagınız: İlki, varlıgını hâlâ sürdüren bazı yasa maddeleri yüzünden magdur olan, cezaevlerine tıkılan veya yargılanan gazeteciler sorunu… İkincisi ise, kendilerini büyük gösteren sirk aynası kırılıp esas görüntüleri ortaya çıkınca ne yapacagını bilemez hale gelenlerin sorunu…
İlk sorunun varlıgı ikinci soruna muhatap çapsızlara gerekçe teskil ediyor.
Fr. Roth müsterih olabilir.

02.11.2011
Fehmi Koru / Star