‘Mahalle Baskısı’ Diyenlerin Baskı’Lı Geçmişleri

‘Mahalle Baskısı’ Diyenlerin Baskı’Lı Geçmişleri


‘Mahalle Baskısı’ diyenlerin baskı’lı geçmisleri

Bundan çok degil daha 9-10 yıl öncesine kadar, simdi geri planda olup da o zaman ön planlarda olanları agızlarından düsürmedikleri bir kavramdı “halkın çogunlugu”.

Sürekli halkın iradesinden dem vurup, çogunluk ne derse onun olacagı ve ona saygı gösterilmesi gerektigini dillendirirdiler.

Çünkü çogunlugun iradesinin kendi düzenlerini sarsmaya güç yetiremedigi yıllardı o yıllar… Ama zaman geçip devran tersine dönünce, halkın iradesi kendi koltuklarını sarsınca, dillerinden düsürmedigi halkın çogunlugu, artık “neyin dogru neyin yanlıs oldugunu bilmeyebilen” bir çogunluk olmustu.

Ben bu noktada halkın iradesi diye tanıtılan/sunulan bir sistemin izahını/ yararlarını/ zararlarını anlatacak degilim. Benim dikkat çekmek istedigim mesele “tutarsızlık” meselesi.

En basit tanımıyla tutarsızlık herkesin de bilebilecegi gibi “kisinin bir halinin baska bir halini tutmaması, bir sözünün yine baska bir sözüyle yalanlanması, söz ve fiillerinde çeliskilerin olmasıdır” diyebiliriz.

Burada akla su soru gelebilir: “Kisinin bir konu hakkındaki düsünceleri –gayet tabi- degisemez mi? Dün onaylamadıgı bir konuyu bugün onaylayamaz mı? ” İste bu noktada kisilerin tutarlı olup olmadıklarını belirleyen temel bir unsur çıkıyor ortaya: ilkeler. Eger kisi, davranıslarını kaypak bir zemin üzerine kuruyor, tercihlerinde, tavır alıslarında dürüstlük, adalet, ahlak ve erdem gibi ilkeleri bir kenara bırakıyorsa bu kisinin dün söylediginden bugün çark etmesine pek sasılmaz.

Eger siz, halkın çogunlugunu esas alan bir ilkeyi benimsediginizi söylüyorsanız, halkın çogunlugunun kararı/tercihi aleyhinize de olsa kabul edebilmeli, basım gözüm üstüne diyebilmelisiniz.

Eger siz, her kosulda ve ayırt edilmeksizin herkes için adaleti ve özgürlügü savunuyorsanız, sizin dünya görüsünüze ve tercihlerinize uymayanın da hakkını verebilmeli, gerektiginde savunabilmelisiniz.

Bugün çıkıp toplumun -ezici bir çogunlugunun- degerlerine savas ilan eder, sizin gibi düsünmeyen, giyinmeyen, yasamayan insanları gericilikle, yobazlıkla suçlar hatta onlara kendi toprakları/ yurtları dısında baska adresler gösterecek kadar zorbalasırsanız, sizin gibi düsünmelerini, sizin gibi giyinmelerini istediginiz için tutarsız olmus, despot olmus olursunuz.

Ne ilginçtir ki, bugün bir anne-baba evladını, kendi inandıgı/ sevdigi/ tercih ettigi bir hayat tarzına yönlendirdiginde o anne-babayı (yani veli’yi) bile çocuguna baskı uygulamakla suçlama haddini kendilerinde görenler insanın en temel, fıtri bir tercihi söz konusu oldugunda kendi düsüncelerini rahatlıkla dayatabiliyorlar. Asıl despot olanın kendileri oldugunu görmeksizin!

Yine en yakın bir örnek olarak, soruldugunda insanların hak ve özgürlüklerini garanti altına almak,  korumak, kollamak, insanların refah ve huzur içinde yasamalarını temin etmek için kuruldugunu iddia eden bir partinin (üstelik cumhuriyeti, yani çogulculuk rejimini kurmakla övünen bir partinin) lideri kalkıp ‘insanlara nasıl giyinmeleri, nasıl örtünmeleri gerektigini’ söyleme hakkını/ haddini görebiliyor kendinde. Üstelik bunu yaparken de ne kadar tahammülsüzcü/ baskıcı oldugunun farkına varmadan! ‘Çene altından baglamak, İranlılar gibi yapmak vs..’ Tek tipçiligin, tahammülsüzlügün, tutarsızlıgın örnegi degil de nedir bu?

Sonra önüne geçemeyeceklerini/ engelleyemeyeceklerini anladıklarında ‘basörtülü olmayanların baskı görecegi, yani mahalle baskısı olacagı’ gibi komik bir iddia attılar ortaya. Hiç, birinin yersiz korkularından dolayı baska birinin ‘en temel hakkını’ bile elinden almanın haksızlık/hukuksuzluk/gasp/ zulüm olduguna girmeye gerek yok simdi.

Bu tür korkuya sahip olduklarını söyleyenlerin geçmislerinde asıl bu uygulamanın gerçegini, yanı baskıyı, hukuksuzlugu, zulmü kendilerinin yaptıgını hatırlamakta fayda var.

Tarih: Bugün mahalle baskısı gibi yapay korkular üreterek görünürde bazı kisilerin hak ve özgürlüklerini hazmedemeyen, ama, en temelde bu toplumun özünde/ hamurunda var olan İslam’ı hazmedemeyen zihniyetin, cumhuriyetin ilk yıllarındaki temsilcilerinin asıl baskıyı/zorbalıgı yaptıgı yıllar…

Avrupalılasmanın, çagdaslasmanın bir göstergesi, dini hayattan koparmanın ‘sekilsel’ bir ifadesi olan “Sapka Kanunu’nun” çıkarıldıgı yıllar…’1925’

Baslangıçta, 31 Agustos 1925’te İskilip’ten gelen heyete kimsenin bir zorlama görmeyecegi, herkesin kendi iradesi ile karar verebilecegini hatta “kılıgın uygar bir sekle sokulması için kanun gerekli degildir”1 diyen M. Kemal, 10 Ekim 1925’te (daha yaklasık 1,5 ay sonra) Akhisar Türk Ocagı’ndaki konusmasında sapka giyip giymemenin tartısma konusu bile yapılamayacak kadar önemli olduguna deginir. Sapkanın medeniyetin bir sartı oldugunu belirtir. 2

Hemen takip eden günlerde bu konuda bir yasa hazırlanması talimatını verir. 25 Kasım’da yasa teklifi görüsülmesine geçilir ve yasa kabul edilir. İste bu asamadan sonra ‘sapka’ cumhuriyetin terör araçlarından biri haline gelir. Yurdun dört bir yanında yeni yasanın uygulanması için gerekli bütün önlemler alınır. ‘‘Sapka giyenlerin sapka giymeyenlere karsı saldırıları günlük alısılagelmis olaylara dönüsür.’’3

“Birçok fırsatlarla sokakta, vapurda, gösteri salonlarında “sapka”lar “fes”e hücum etti. Fes daima yenildi, yani parçalandı, ayak altına alındı ya da denize atıldı… Hemen yürürlüge giren bu kanuna aykırı her türlü davranıs için tedbirler alındı.İstanbul’da komiserler kendilerine baglı memurlarla birlikte İstanbul’u Galata’ya baglayan büyük köprünün basını ve sehrin baslıca yollarını tuttular. Fes ya da kalpak giymis olan herkesi tutuklayarak baslıklarını ellerinden alıyorlar ve karsılastıkları sarıklıların ise ellerinde belgeler kontrolden geçiriliyordu [Müftü imam olup olmadıgını anlamak için]. En küçük karsı koyma, suçlunun(!) tutuklanmasına neden oluyordu….”4.

Ve daha buraya sıgamayacak büyüklükte idamlar, hapisler, iskenceler… Sapka ugruna, Avrupalılasma adına dökülen kanlar, yapılan zulümler…

Bugün suni korkular üzerinden milyonlarca müslümanın inancını hiçe sayan, kendisi gibi inanmalarını isteyen bir zihniyet.. Onları da kendisi gibi inançsız sıg bir yasam biçimine zorla çagıran bir zihniyet…

Bugün kendilerine yönelik gördükleri mahalle baskısının üreticileri, hatta devlet eliyle diger kesime karsı uygulayıcıları kendileri aslında. Bu yüzden sanıyorlar ki biz de kendileri gibiyiz. Ama yanılıyorsunuz biz sizin gibi tutarsız, adaletsiz, hukuksuz, degiliz. Olmadıgımız için de sizin gibi yapmayız korkmayın, rahat olun!

1- Gologlu, Mahmut, Devrimler ve Tepkileri (1924-1930), Ankara, 1972, s.145

2- Atatürk, Söylev ve Demeçler, C.II, s.234,235

3- Ertunç, A.Cemil, Cumhuriyetin Tarihi, Pınar Yay. ,2005, s.158

4- Gentizon, Paul, Mustafa Kemal ve Uyanan Dogu, Ankara, 1983, s.99,100,105

18.10.2010
Timeturk