
Küresellesme ile insan hakları ihlalleri arasındaki dogrudan iliskiyi anlamadıkça hak ihlalleri azalmayacaktır. Çünkü, insan hakları ihlallerinin gerisinde gelismis batılı ülkelerin çifte standartlı politikaları yatmaktadır
YUSUF ENGİN
Bu yıl 10 Aralık günü, bütün dünyada ve Türkiye'de insan hakları günü kutlanacak. Kimbilir kaçıncı kez sivil toplum örgütleri, resmi ve özel kuruluslar, artık toplumun dikkatini bile çekmeyen etkinliklerle ülkemizde ve dünyadaki insan hakları ihlalleri ile bu hakların önemini vurgulayacak.
Bu kadar dillendirilmesine, hayatımızdaki bu kadar agırlıklı önemine ragmen ne yazık ki, bu alanda gösterilen çabalar sorunun artmasını önlemekte bile yetersiz kalıyor. Bana kalırsa bu yıl, insan hakları savunucusu kisi ve kuruluslarla sivil toplum örgütlerinin gündeminin ilk sırasını, bu sorun almalıdır. Kendimize sormalıyız: İnsan hakları sorunu neden toplumsal bir zemin ve yaygınlık kazanamıyor? Neden insan hakları sorunu ideolojik bir faaliyet olarak algılanıyor? Neden insan hakları ihlalleri batılı ve gelismis ülkelerin degil de Asyalı, Afrikalı ve Güney Amerikalı ülkelerin kronik ve yönetim biçimlerinden kaynaklanan bir sorun olarak algılanıyor?
Bütün bunlar üzerinde düsünmeden yapılan faaliyetler ne yazık ki hak ettigi destegi göremeyecektir. Özellikle küresellesme ile insan hakları ihlalleri arasındaki dogrudan ilgiyi anlamadıkça ve anlatamadıkça, siyasi görüsü, inancı, cinsiyeti ve milliyeti ne olursa olsun vicdan sahibi herkesin katkısını kazanacak bir çerçeve olusturulmadıkça, bugünkü görüntünün daha iyiye gidebilecegini ummak sanırım bos bir hayalden ibaret kalacaktır. Bugünkü temel ve yaygın insan hakları ihlallerinin gerisinde, sanılanın aksine geri kalmıs ülkeler degil, gelismis batılı ülkelerin çifte standartlı politikaları yatmaktadır.
Dün batılı ülkelerin sömürgesi olan az gelismis ülkeler, bugün batılı ülkelerin lehine isleyen bir küresellesmenin magduru, mazlumu ve -çeliskili gibi görünecektir ama- zalimi durumundadır. 20. yy'ın baslarında dıs politikalarını “bir damla kan, bir damla petrol” sloganı üzerine insa edenler bugün de oluk oluk kan akıtmaktadırlar. Irak'ta petrol ugruna sürdürülen kirli savas insan hakları ihlali degilse nedir?
KÜRESELLESMEYİ GÖZ ARDI EDEMEYİZ
Bugün savas, yoksulluk, issizlik, yaygın ve salgın hastalıklar milyonlarca insanın ölümüyle sonuçlanıyorsa, burada bir hak ihlali yok mudur? Bu sorunların en yakıcı sekilde yasandıgı ülkeler dünün sömürge siyasetleriyle, bugünün küresellesme politikalarının acımasız sekilde talan ettigi halen daha incelmis bir talanla karsı karsıya bırakılan ülkelerdir. O halde bu ihlallerin sorumlularının adresleri belli degil midir?
Elbette Asya'nın, Afrika'nın ve Güney Amerika'nın baskıcı yönetimlerinin insan hakları ihlallerini görmezden gelemeyiz. Elbette bu ülkelerdeki ihlaller gündemimizden düsmeyecektir ama gelismis ülkelerin bu ülkeleri baskı uygulamaya zorlayan, daha insanca bir hayat sürmesinin kanallarını tıkayan, küresellesme örtüsü ile gizledigi politikalarını gözden kaçırmamalıyız.
Küresellesme ve küresellesmenin mantıgı, batılı ülkelerin ve batılı olmayan ülkelerdeki varlıklı kesimlerin kazançlarını kat kat arttırırken, genis yıgınların yoksulluklarını da aynı hızla artırmaktadır. Bu ülkelerdeki savas, yaygın issizlik, esitsizlik, hak arama kanallarının yeterince açık olmaması, iç karısıklıklar ve terör ortamı dogrudan yasama haklarını ihlal etmektedir.
Son tahlilde insan hakları savunuculugu bir ahlak ve vicdan sahibi olma demektir. Hiçbir insani öz tasımayan, 19 ve 20. yy sömürgeciliginin incelmis bir türü olan küresellesme, bu haliyle, bir felakete dogru dolu dizgin gidistir. Sermaye, bilgi ve teknoloji, egemenlerin egemenligini sürdürmeye yarayan bir deger olarak küresellesirken, kıyasıya rekabet bütün dünyayı pençesi altına almısken, insan hakları çabalarımızın ne kadar anlamlı olabilecegini bir kere daha düsünmek zorundayız.
06.12.2007
Devamını okumak için asagıdaki linke tıklayınız..
http://yenisafak.com.tr/yorum/?i=85948