
Kentsel Dönüsüm
“Kentsel dönüsüm” kavramından yaklasmakta olan muhtemel büyük İstanbul depremine karsı çürük binaları yıkıp yerine saglamını yapmak, bazı binaları güçlendirmeyi anlıyorsak meseleyi çok dar bir alana hapsetmis oluruz.
Kentsel dönüsüm, sehir hayatında mekanın, onunla beraber insan iliskilerinin ve hayat tarzının degismesidir. İstanbul ile beraber tasra sehirlerimiz yakın tarihte böyle bir dönüsüme sahit oldu. Bahçeli, ahsap yapılı İstanbul yıkıldı, bahçesiz, hisar gibi birbirine baglanmıs beton apartmanlarla dolan tıkıs tıkıs İstanbul vücut buldu.
Halk bazen çesitli dinamiklerin tesiri ile devletin önüne geçer. İstanbul'da son kırk-elli yılda böyle bir yapılanma yasandı. Mahalle hayatı sona erdi, site hayatı basladı. Siteler sehrin dısında veya kıyıcıgında yapılıyor, oralarda oturanlar kendilerini “seçkin” sayıp “karabudun” dan ayırıyordu.
Bu seksen sene önce “Sisli'de bir apartman” diye baslayan “Lüküs Hayat” tan bambaska bir olusumdu. Var oldugu söylenen ve fakat imar degisiklikleri ile delik-desik olan sehir planından, hazine arazilerinden pay kapanlar Bogaz sırtlarını, havadar yerleri villalar ile doldurdu. Zaman zaman “yıkım kararları” alındıysa da bu akımın önüne geçilemedi.
Ülke ilerleyip kalkındıkça (!) gökdelenler mevsimi açıldı. Büyük sirketlerin öncülügünde bilhassa Maslak civarı bunlarla doldu. Gökdelenler daha sonra her yere yayıldı. Hatta İstanbul'un siluetini tehdit etmeye basladı.
Önceleri “is yeri” olan gökdelenler dünyadaki trende uyarak rezidansa geçtiler ve süper lüks daireler gündeme geldi.
AVM lerin paralelinde artık “lüks”ün belirleyicisi “rezidans” olmustu.
İste bu gerçek “kentsel dönüsümdür” dür.
Bir derginin dile getirdigi gibi “insaata hücum” degil bu. Bu “yeni hayat”a dogru bir yolculuk. Site ve rezidans hayatı AVM ler ile içe dönük bir “seçkin hayat” sunuyor ve öncelikle varlıklı olanları kıskırtıyordu.
Sehrin kalabalıklasması, gecekonduların önlenmesi için TOKİ devreye girdi, gerçekten de az gelirli veya orta gelirli kesimler için yeni yerlesim bölgeleri insa etti. Bu apartman ormanlarının adının konulması zordur. Oralarda yasayanlar sunu diyor: “Bu bölge ne köy, ne mahalle, ne sehir”. Acaba buralarda nasıl bir “hayat tarzı” vücut bulacak? Fakir halkın kendi gücü ile insa ettigi “gecekondu”lar birer mahalle olmus, kendi kültürünü, müzigini, insan iliskilerini yaratmıstı.
Ama diyelim ki sehrin içinde kalan Süleymaniye (o ahsap binalar, konaklar) restore edilse- ki kısmen ediliyor- yeniden yapılsa, orada kimler oturacak? Simdilik yapılan binalarda çokluk sirketler, vakıflar ikamet ediyor. Ahsap Süleymaniye'yi yeniden insa etmek önemli, ama orada oturanları tayin mümkün degil. Oysa bir semte damgasını vuranlar oranın sakinleridir. Ve bir yerde bir “hayat tarzı”nın vücut bulması çok zaman alır.
Site ve rezidans hakimiyetine giren kent (En azından eski ahsap evlerde oturanlar, o zamanlar yeni yeni yapılmaya baslayan apartmanlara hevesleniyorlardı) bu gidisle ne tür bir özellik kazanacak? Simdilik görünen “alafranga” egilimin agır bastıgıdır. Bunu normal saymalıyız. Çünkü ülkeye damgasını vuran “alafranga hayat tarzı”, ötekini, yani “alaturka”yı saf dısı bırakmıstır. O artık bir özlem, bir nostaljidir. Ama gelin görün ki, bu toplum emir-komuta ile “alafranga” olamıyor. Bu yüzden TOKİ apartman ormanları iki arada bir derede kalmıstır. Sakinleri mekândan memnundur, ama içleri sıkılıyor. Kaybettikleri komsulugu, mahalle sıcaklıgını arıyorlar. Sulukule'nin yenilenmesi elbette yerindedir. Ama sunu unutmayın o derme-çatma sokakların-evlerin sakinleri kaybolan hissiyatlarına aglıyorlar.
İstanbul için “kentsel dönüsüm” adayları arasında aciliyet kesbeden yerlerden biri de Gedikpasa.
Ermenilerden, Rumlardan ve yerli sakinlerinden geriye kalan harap evler, hanlar, is yerleri. Karanlık bir ortam.
Diyelim burayı yıktık, yeniden yaptık. Orada kimler oturacak? Nasıl bir hayat yasanacak. Veya bina yapmayıp o genis araziye Marmara'ya bakan harika bir yesil alan yaptık. (Ki buna bayagı ihtiyaç var ve çok da güzel bir mekân olur).
Peki bu parkta kimler dolasacak?
Burası sarhoslara, tinercilere mi kalacak?
Herhalde en iyisi Sultanahmet ile birlesip yeni bir “turizm alanı” olmalı, butik otellerle dolmalı. Hizmet sektörü burayı senlendirir. Bu cümleden olarak bosalan Adliye binasını da mutlaka yıkıp yesil alan yapmalıyız. Yazları Sultanahmet'te adım atacak yer, oturacak bir sandalye kalmıyor. Lütfen bunu böyle düsünelim. “Kentsel dönüsüm” genis bir kavram demistik. Temelinde “kültürel” bir unsur bulunmalı.
Bu nedir?
İste zor soru.
Bu, ülkemizin “kendisini bulma” yönünde atacagı adımlardan biri olmalı. Bilim adamları, sanatçılar, mahalli idare ve nihayet hükumet buna kafa yormalı.
Atı alan “rezidans” Üsküdar'ı geçiyor.
28.12.2011
Mustafa Kutlu / Yeni Safak