Kaynak Meselesi Ve Ayaklanmanın Nitelikleri: Nato´nun Libya´ya Müdahalesi (1)

Kaynak Meselesi Ve Ayaklanmanın Nitelikleri: Nato´nun Libya´ya Müdahalesi (1)

 Kaynak Meselesi ve Ayaklanmanın Nitelikleri: NATO'nun Libya'ya Müdahalesi (1)

Batı'nın Libya harekâtı mesru mu? Batı, Libyalı sivilleri öldürme yetkisini kimden alıyor? Kısaca söylemek gerekirse, Fransa'nın baslattıgı Libya operasyonları mesru zeminden yoksundur ve Fransa Cumhurbaskanı, Libyalı sivillere ates açmaktan dolayı uluslararası mahkemelerce yargılanmalıdır.
Elbette hiçbir devlet, kendi vatandaslarını öldürme ve soykırım yapma hakkına sahip degildir ama müdahale hakkını da Fransızlara vermemektedir. Hukuki bir altyapısı olmayan bu Fransız müdahalesi, aslında uluslararası mahkemelerce ele alınması gereken bir durumdur. Öte yandan AK Parti'nin Kuzey Afrika özellikle de Libya için baslattıgı barısçıl girisimler dogru hamleler olup harekât boyutunun genis bir uluslararası ittifaka dönüsmesini saglamıstır. Daha önce insani yardım adı altından yapılan ve yapılmayan harekâtlara bakacak olursak Batı, Kosova ve Bosna-Hersek'te iki kez Sırp Miloseviç'e karsı müdahalede bulundu. Her iki durumda da Sırp lider kendi vatandaslarına katliam yapmaktaydı ve birisinin onu durdurması gerekiyordu. Hatta dünya, uzun bir süre bu katliamları sadece izlemekle yetindi. Öbür tarafta Amerikalıların Amerikan kamuoyunun onaylamadıgı Afrika'da yaptıgı bazı insani harekâtlar var ve harekâtlarda da sürekli geç kalınmıstır. 1990 ile 2005 yılları arasında Afrika'da yasanan katliamların birçogunu da basta Fransızlar olmak üzere dünya sadece izlemekle yetindi. Afrika'da katliamlar hızlıca gerçeklestirilirken durum, dönemin Fransa Cumhurbaskanı François Mitterrand'a iletildi. Mitterrand'ın bu durum karsısındaki cevabı küstahça ve insaniyet dısında oldu. “Afrikalılar birbirini ne zaman öldürmedi ki simdi biz onlara karısalım?” dedi.
Libya, Mısır ve Cezayir'in sahip oldugu petrol rezervleri, dünya enerji piyasaları için önemli olsa da hayati öneme sahip degildir. Ne var ki Mısır, Cezayir ve Libya'nın sahip oldugu dogalgaz rezervleri ve bunu Avrupa'ya baglayan dogalgaz boru hatları, Avrupalılar için daha hayati bir öneme sahiptir. Dolayısıyla Avrupa piyasaları, ihtiyacı olan petrolü Kuzey Afrika'dan akan petrolün durması halinde farklı piyasalardan kolaylıkla temin edilebilecekken aynı seyin dogalgaz temini için de geçerli oldugunu söylemek mümkün degildir. Dogalgazın boru hatları dısındaki yollardan nakliyesi pahalı bir süreçtir. Onun için Akdeniz'in altından geçen dogalgaz boru hatlarının sorunsuz bir sekilde İtalya ve İspanya'ya gaz tasıması Güney Avrupalı sanayi ülkeleri için son derece yasamsal bir önem tasır. Bu nedenle Kuzey Afrika'daki gelismelerde Avrupalıları petrolden çok dogalgazın akısı ilgilendirmekte ve endiselendirmektedir.
Diger yandan Libya'ya yapılan müdahale Cezayir'e bir uyarı niteligindedir ve kısmen de olsa Batı'nın Cezayir'deki yatırımlarını da korumaya yönelik bir tutumdur. 12 milyar varil rezervi olan Cezayir, günde 1,4 milyon varil petrol üretmekte ve bunun büyük bir bölümü Batı Avrupa pazarlarına gitmektedir. Libya'nınkinden daha da kaliteli olan (45 API) Cezayir petrolleri, Batı rafinerileri için büyük önem tasımaktadır. Ayrıca Cezayir, dünyanın en büyük altıncı dogalgaz üreticisidir. Avrupa ve Cezayir'i birbirine baglayan iki dogalgaz hattı bulunmaktadır. Bunların en önemlisi, 1983'te tamamlanan, ardından 2003'te paralel bir hat ile ikilenen Enrico Mattei dogalgaz hattı, 1.072 km uzunlugunda olup önce Tunus ardından da Akdeniz'in altından geçerek Sicilya adası üzerinden İtalya anakarasına ulasmaktadır. Ayrıca bu hattın kapasitesinin artırılması söz konusudur. İkinci en önemli hat ise Cezayir'den çıkıp Fas üzerinden geçerek İspanya ve Portekiz'in dogalgaz ihtiyacını karsılayan 1.600 km'lik Pedro Duran Farrel dogalgaz hattıdır. Bu iki önemli dogalgaz hattına ek olarak, ülke kaynaklarının iki yeni hat ile yine Akdeniz'in altından İspanya, İtalya ve Fransa'ya ulastırılması projeleri devam etmektedir. 12 milyar dolarlık bir baska önemli proje de Nijerya'nın dogalgazını Cezayir üzerinden Avrupa pazarlarına ulastırma çalısmalarıdır.
Kuzey Afrika ayaklanmaları devrim niteligi tasıyor mu?
Öncelikle Kuzey Afrikalı petrol ve dogalgaz zengini ülkelerdeki halk ayaklanmaları ve huzursuzlukları Ortadogu'daki Suudi Arabistan, Bahreyn, Ürdün ve Irak'ınkinden farklı olarak ele almakta yarar vardır. Birçok insan, her iki bölgedeki isyanları ve protestoları aynı kefeye sokmaktadır; ancak bu yanlıstır.
Kuzey Afrikalı ülkeler olan Tunus, Mısır ve Libya'da halk rejime karsı degil, yönetimdeki kisilere karsıdır. Kaddafi, 42 yıldır iktidardadır ve muhtemelen kendinden sonra oglu Seyfülislam'ı basa getirmeye çalısmaktadır. Keza Mısır'da da durum aynı olmustur ve Hüsnü Mübarek, 47 yasındaki oglunu iktidara getirmeye çalısmıstır.
Mısır'da halk, rejimi devirmek için ayaklanmadı. Ordu, 1980'ler Türkiye'sinde oldugu gibi duruma geçici olarak el koymus ve demokratik geçis için, degisimin saglanması için altı aylık bir süreci baslatmıstır. Libya'da ise durum biraz daha farklıdır ve ayaklanmanın tamamı Kaddafi'nin keyfi ve baskıcı yönetimine karsıdır. Tunus'ta ise issizlik yüksek düzeylerdeyken, devlet baskanı ve ailesinin yaptıgı yolsuzlugun had safhaya ulasmıs olması, toplumun ayaklanmasına davetiye çıkarmıstır. Mısır'daki petrol ve dogalgazın durumu Cezayir ve Libya'nınkinden çok farklıdır. Mısır, önemli bir petrol ve dogalgaz üreticisi konumunda olan bir ülke degildir; ancak ülkenin –Süveys Bogazı dolayısıyla– sahip oldugu cografik konum, geçmiste yasanan Arap–İsrail savaslarının ortasında olması ve Arap dünyasının en önemli ülkelerinden birisi olması, onu petrol piyasaları için önemli bir ülke konumuna getirmektedir. Petrol ve dogalgaz üretimine ek olarak Mısır'ı bu sektörde daha fazla ön plana çıkartan Süveys Kanalı'dır. Medya, Mısır ve diger ülkelerdeki olayları biraz abartarak, yasananlara devrim demeyi seçti; ancak bana göre bu yanlıs; çünkü protestocuların ne elde ettikleri halen soru isaretleriyle doludur. George Friedman'a göre, Mısır'da Mübarek'in devrilmesi bir devrim niteligi tasımamaktadır. Ona göre, 1989'daki gibi milyonlarca insanın katılımı ile gerçeklesen bir degisim söz konusu degildir. “Mübarek gidiyor, asker rejime el koyuyor ve altı ay sonra seçime gidilecegi söyleniyor. Kalabalık da sanıldıgı gibi güçlü degil.” Yine Friedman'a göre; “Esas sorunun baslangıcı Mübarek'in 47 yasındaki oglunu baskan yapması. Dolayısıyla rejimi degistirmeye çalısan da aslında Mübarek'tir. Mevcut olan yönetim de askerle desteklenen bir Kemalist rejimdir. Bu da daha önce Cemal Abdülnasır tarafından kurulmustur. Kısacası, rejim laik olacak; ama hep asker tarafından kontrol edilecektir.” (Stratfor) Aslına bakılırsa Nasır'dan sonra gelen Enver Sedat ve Hüsnü Mübarek de üniformalarını çıkaran askerlerdir. Zaten Mübarek'in ordunun destegini alamaması asker kökenli olmayan oglunu basa getirmeye çalısmasıdır. Zira Mübarek, asker olmayan oglunu orduda hızlı bir sekilde terfi ettirmeye çalısmıstır. Ordunun beklentisi, Mübarek'in yönetimi bırakmasının ardından askeriyeden gelecek biriydi. Muhtemelen altı ay sonra yapılması planlanan seçimlerde de 1980 sonrası Türkiye'sinde oldugu gibi askerlerin bazıları siyasete aktif olarak katılacaklardır.
Birçok düsünür, yapılacak yeni seçimlerde iyi yapılanmıs ve mevcut partiler arasında en eskisi olan Müslüman Kardesler'in galip gelecegini tahmin etmektedir; ancak Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı eski Baskanı Muhammed el Baradey'in etrafında toplanan Degisim İçin Milli Birlik hareketinin de sansı yüksek gözükmektedir. Aslında Degisim İçin Milli Birlik hareketi, bir siyasi partiden ziyade degisim ve daha fazla demokrasi için bir araya gelen grupların bir semsiye örgütü niteligindedir ve sadece bir yasındadır. Çok eski ve organize olmamasına ragmen protestoculara verdigi açık destekten dolayı da Mısır halkı arasında daha fazla ön plana çıktıgı görüsleri hâkimdir. 2004 devlet baskanlıgı seçimlerinde ön plana çıkan solcu bir parti olan Kefaya da Baradey'i desteklemektedir. Lideri solcu bir Hıristiyan olan George İshak eski bir Katolik Okulları Birligi baskanıyken ülkedeki solcuları, liberalleri ve İslamcıları birlestirmeyi basarmıs ve Mübarek karsıtı eylemlerde ön safta durmustur. Ayman Nour önderligindeki Liberal el Ghad Partisi ve Osama Ghazali Harb liderligindeki Öncü Liberal Demokrat Parti'yi de unutmamak gerekir; ancak bu partilerin hiçbirisi sekiz yasından daha eski degildir. Dolayısıyla daha köklü ve seçimlere daha hazırlıklı girecek olan Müslüman Kardesler'i yakından takip etmekte fayda vardır.

08.04.2011
ZAMAN
Markus Ürek – Uluslararası İliskiler ve Siyasal İletisim Uzmanı –