Kayıp Çocuk – Iı

Kayıp Çocuk - Iı

Kayıp Çocuk – II

Çocugu sokaga salardınız; dut dallarına, incir agaçlarına, tozlu top sahalarına, ırmak boylarına. Çocuk evde degil, sokakta büyürdü. Kedilerle, köpeklerle, çiçeklerle, böceklerle. Düser dizini kanatır, kavga eder, gol atar, kendi oyuncagını yapar, uçurtma uçururdu. Çocuklar birbirlerine abarta abarta yaptıklarını anlatır, sinemaya kaçar, mahallenin harabelerinde maceradan maceraya kosarlardı.
Macera sadece kitapta okunmaz, kendileri yasardı (Ara sıra kitaptan ziyade hayatı isterim. Bir agacı tasvir etmektense, gölgesine uzanıp, bulutlara bakmayı severim, deyisim bu sebepledir).
Simdi çocuklar dört duvar arasında büyüyor. Balkon çocukları. Ana kuzuları. Eline diken batacak olsa “Uvaaa!…” diye anasına kosuyorlar, horozdan korkuyorlar. Evdeki dört duvar; kreste, ana okulunda, ilkögretimde, serviste hep kafes arkasında devam ediyor. Baslarında hep biri var. Agacı, çiçegi, böcegi resimde, televizyonda, bilgisayarda görüyorlar. Kreslerin, ana okullarının duvarları mavi gökyüzü, parıldayan günes, akan dere, derede yüzen ördeklerle dolu. Kapalı mekânlarda, sanal dünyada yasıyorlar.
Elleri, ayakları ne topraga basıyor; ne çamur çigniyor. Yagmurda ıslanmıyor, karda yuvarlanmıyorlar. Bu sebeple ufak bir yel esse hastalanıyor, elini dösemeye sürse mikrop kapıyorlar. Hijyenik atmosfer onları saglıksız kılıyor. Hepsi tombul, beyaz ve kırılganlar.
Sokaktan arkadasları yok; varsa komsu çocugu, akraba çocugu. Birlikte bilgisayar basında sabahlıyorlar. Sürekli olarak ya ebeveyn, yahut ögretmen veya bakıcıya muhtaçlar.
Çalısan anne-babalar onlarla yeteri kadar ilgilenemiyor. İlgiler mekanik hale geliyor. Ne dede tanıyorlar, ne de nine. Oyuncak denizinde yüzüyor, ama tatmin olamıyorlar.
Tatmin olamıyorlar çünkü ne duvarlar konusur, güler, kosar, oynar; ne de oyuncaklar.
Bir çocugun en çok ihtiyaç duydugu sey yine bir çocuktur.
Bu bakımdan mahalle arkadaslıgı ile asker arkadaslıgı unutulmaz.
Ama ilk yazıda kaydettigimiz gibi mahalle kayboldu, sokak öldü.
Bir daha geri geleceklerini umamayız. Dünya dagisiyor, hayat tarzımız degisiyor, yedigimiz, içtigimiz her sey degisiyor. Bu degisimden çocuklar da nasiplerini alıyorlar. Elbette ki simdinin çocukları ve gençleri bize benzemeyecek. Onları anlamaya çalısmalıyız (Bunu becerebilir miyiz acaba).
Her sey degisiyor dedik ama, degismeyen seyler de var. Ana unsurlar. Mesela çocukları yine analar doguruyor.
Gönül ister ki analar büyütsün.
Bir çocuk için ana kucagı ile ana sütü ilelebet devam edecek olan en temel ihtiyaçtır.
Ana sütü emmeyen, ana kucagı görmeyen çocuklar yarı yetim büyüyorlar. Hırçın, sımarık, tatminsiz, dayanıksız, geçimsiz oluyorlar. Daha çocukluktan itibaren yalnız kalmaya, yalnız yasamaya itiliyorlar.
Modern hayatın mekanik dislileri bu masum yavruları da ögütüp duruyor.
Kayıp çocuk nerede?
O artık masallarda kaldı.
Hani “su ne oldu inek içti, inek ne oldu, daga kaçtı, dag ne oldu, yandı bitti kül oldu” denir ya, iste öyle.
Çocuklugumuzu mahallenin ve sokagın cenazesi ile birlikte topraga gömdük.
Ve özlüyoruz.
Tıpkı ana sütü ve ana kucagı gibi.

27.07.2011
Mustafa Kutlu / Yeni Safak