Kaybeden Çay Paralarını Ödesin!

Kaybeden Çay Paralarını Ödesin!

Kaybeden Çay Paralarını Ödesin!

Yine de beni en fazla heyecanlandıran Zagreb radyosunda Lili Marlen türküsü degil Polis radyosunda halk için çalan minibüs sarkısı oldu.
“kaybeden çay paralarını ödesin / var mısın iddiasına patron//o polis kızını bana vermez”
Güç denildigi zaman sadece kolluk gücünün anlasıldıgı seksenli yıllarda sevgili sair Hüseyin Atlansoy o dönemin hissiyatına bu dizelerle tercüman oluyordu.
O süreci bütün safhalarıyla yasayan biri olarak ben de çay paralarını hep benimle bu konuda iddiaya tutusan kisiye ödettim.
Oysa çay paralarını ödemek pahasına yargımın degismesini ve kaybetmeyi ne çok isterdim. Emniyet kelimesinin çagrıstırdıgı sıcak anlamın buharıyla ısınmayı denedim nice zaman.
Ne zaman ki akla karsı tezler gelistiren sair İsmet Özel’in “bir imparatorluk genisligindeki gençligim sırasında/kadınlardan çok birinci subeye vardım” dizesiyle karsılastım, adalete inancım örselenip bir seyler beni kolluga ve güce inanmaya zorladı.
Yine de beni en fazla heyecanlandıran “Zagreb radyosunda Lili Marlen türküsü” degil Polis radyosunda halk için çalan minibüs sarkısı oldu.
Çocukların polislerle korkutuldugu sonları tepe ile biten semtlerin Sehreküstülerinde gençligimi avuttum.
En çok da ilkokul tatil kitaplarında akan trafikte arabaları durdurup yayaların geçisine izin veren trafik polislerini sevdim.
Karakolun bahçesinde yediveren güllerini görünce ülkemin gelecegine olan inancım tazelendi.
Hemen kaleme sarılıp “Bir gül müyüm kızaran karakolun önünde” diye yazdım.
“Özgürlük”, “parasız egitim”, “basörtüsü”, “ekmek” ve “emek” diyerek sesini duyurmak için meydanlarda toplananların coplarla ıslatılıp sırılsıklam edilmesi karsısında o polisin kızını bana verecegine dair ümidimi büsbütün yitirdim.
Araya giren görüntüler sıcak sudan soguk suya girmis etkisi yapsa da Onur Ünlü’ün Polis filmi bu yargımı degistirdi.
Filmdeki cinayet masası polisi Musa Rami’nin insan yanlarına dokunma fırsatı yakaladım.
Siir okumak için davet edildigim bir Anadolu kentinde bu programa öncülük edenin o sehrin emniyet amiri oldugunu ögrendigimde kürsüye çıkıp “eger bir sehrin emniyet amiri siir yazıyor ve siirle halkı bulusturmak için öncülük yapıyorsa emniyet kendiliginden saglanmıs demektir.” diye konusmustum.
Gerçekten de o sehirde ciddi anlamda hiçbir asayis sorunu olmadıgını söylediler.
O günden sonra edebiyat dergilerinde sıkı ve saglam siirler yayınlayıp meslegi polis olan birçok isme rastladım.
Bu isimlerin emanet ve emniyet vasfına ne denli baglı hareket edecegini kestirmek hiç de zor degil.
Siir ilgi ve bilgisi her meslek dalı için gerekli; fakat polislik için elzemdir.
Vakaların ve de vakıaların yasaların hükmettigi görünür durumlarının ötesinde bir baska yüzünün de olabilecegini insana siir hatırlatır.
Ögretmenler tiyatro, din görevlileri (imamlar, vaizler) mizah, emniyet mensupları da siirin yanı sıra çok iyi derecede sosyoloji ve psikoloji donanımına sahip olmalıdırlar.
Zira temsil güçlerini ancak böyle bir yetkinlikle gerçeklestirebilirler.
Aksi takdirde milletin emniyet ve güven duyguları karsılıksız kalmıs olur.
Düsününüz, bir itfaiye arabası ya da ambulans olay mahalline is isten geçtikten sonra gelebilirken, bir polis çekici kamyonu saniyesinde bir arabayı park edildigi yerden çekip götürebiliyor.
Birinde yavaslayan mekanizma digerinde nasıl hızlanıyor?
İtfaiye arabalarının, ambulansların, cankurtaranların ve her türlü hizmet araç ve elemanlarının hızı ceza yazmak için yarısan çekici kamyonlarının hızına ulasmadıkça hiçbir mesafe kat edemeyiz.
Devlet kendini halkına eza ve ceza ile degil, ancak hizmet ve adaletle hissettirebilir.
11.02.2011
Hüseyin Akın – Haber 7