
"İnsanlık Yunanistan Sınırında Buz Kesti…" başlıklı basın açıklamamız, UHİM Merkezinde Genel Başkan Veysel Başar tarafından kamuoyuyla paylaşıldı.
İnsan hakları evrenseldir.
Yaşamak, hürriyet ve kişi emniyeti her ferdin hakkıdır. (İnsan Hakları Evrensel Bildirisi Madde:3)
Herkes zülüm karşısında başka memleketlerden mülteci olarak kabulü talep etmek ve memleketler tarafından mülteci muamelesi görmek hakkını haizdir. (İnsan Hakları Evrensel Bildirisi Madde:14
İnsan olmaktan doğan şeref ve değeri korumak, bilinen bütün yönetim sistemlerinin ve günümüz demokrasilerinin en önemli amacıdır. Bununla beraber dünyamızı etkili bir şekilde yönlendirip konsolide eden hakim güç ve görece değerler açısından bu durumun geçerliliği açıkça tartışmalı hale getirilmiştir.
Öyle ki insanî hukuk, sadece istatistiklere konu olabilen veriler haline dönüştürülmüş ve tüm unsurlarıyla insan ve insanlık, hedef tahtasına konularak yok sayılabilecek bir pozisyona indirgenmiştir.
Bu duruma sayısız örnek verilebilir, ancak sığınmacı ve mültecilerin sınırlarda, açık denizlerde karşılaştıkları muameleler; hiç bir canlının maruz kalmaması gereken türden örnekler olarak, insanlık tarihinin karanlık bir köşesinde unutulmak üzere yerini şimdiden almış durumdadır.
Kaynaklarına el konularak, zenginlikleri tarumar edilerek, çıkarılan suni savaşlar ve körüklenen etnisiteye dayalı politikalar sebebiyle ülkeleri, hayatları, gelecekleri yerle bir edilen insanların, göç yollarında her türlü yoksunluk içerisinde hayatlarını kaybetmeleri, bütün insanlık alemi için yüz kızartıcı değil, utançtan baş eğdirici olmalıdır.
Akdeniz ve Ege denizleri, bu müstemlekeci ve sömürgeci güçler eliyle birer mülteci mezarlığı haline gelmiştir. Denizlerden fışkıran kadın, erkek ve çocuk bedenleri bu kör ve sağır duvarlara hiç etki edemediği gibi, insanlığın maşeri vicdanını da harekete geçirmekten oldukça uzaktır.
Küresel güçlerin İsrail ile birlikte iki şımarık çocuğundan biri olan Yunanistan’ın mülteci ve sığınmacılar ile ilgili insanlık dışı uygulamaları hep toleransla karşılandı, hatta teşvik edildi. Adalarda kurulmuş izole sığınmacı kampları, Nazi zulmünü hatırlatan ölüm kamplarına dönüştürüldüğünde görmezden gelindi. Sınırlarda insanlar taammüden hedef alınarak kurşun yağmuruna tutuldu ve ateşe verildi, ses çıkarılmadı. Denizlerde masum yavruların feryatları, biçare annelerin hıçkırıkları, birbirini yok eden dalgaların köpükleri gibi yitip gitti.
Şimdi de Yunanistan’ın, sınır kapısından elbiselerini soyarak geri ittiği mültecilerden oniki tanesi donarak hayatını kaybetti. Tüm dünya ve insanlık ailesi sessizce seyrediyor.
Aslında donan, her türlü gelişmişliğiyle algılarımızı körelten hegemonik aklın, küresel sessizliğidir.
Yok oluşunu izlediğimiz insanlarla birlikte yok olan, hukuktur!
Dalgalarda yok olan, birer üyesi olduğumuz insanlığın ta kendisidir!
BASIN BİLDİRİSİ / 03 Şubat Perşembe
Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi