İnsani Silah

İnsani Silah

İnsani Silah

İnsani müdahale hukuku 19. yüzyılda kolonyal devletlerin özellikle Osmanlı İmparatorlugu, Afrika ve Asya'da ki varlıklarını güçlendirme adına –azınlıkları bahane ederek- sıkça basvurdukları bir kavramdı
İnsani müdahale hukuku 2011'de en fazla zikredilen hukuki kavramların basında yer aldı. Önce Birlesmis Milletler Genel Sekreteri'nin Fildisi Sahili'ne müdahale kararı, ardından Fransa ve İngiltere'nin öncülügünde baslatılan Libya müdahalesi ve simdi Suriyeli muhaliflerin “uluslararası toplumdan”, aynı prensibe dayanarak, Suriye'ye müdahale talebi.
İnsani müdahale hukuku 19. yüzyılda kolonyal devletlerin özellikle Osmanlı İmparatorlugu, Afrika ve Asya'da ki varlıklarını güçlendirme adına –azınlıkları bahane ederek- sıkça basvurdukları bir kavram idi. II. Dünya Savası'ndan sonra, Asya'da savas devam ederken, devletlerarası sistemin yeniden yapılandırılması çerçevesinde, galip devletler, Amerika'nın San Francisco sehrinde 26 Haziran 1945 günü Birlesmis Milletler Sartını imzalayarak Milletler Cemiyeti'nin yerini alacak yeni bir organizasyonun temellerini attılar.
Soguk Savas yıllarında, Amerika-Rusya çekismesi sebebiyle, BM daha çok tarafların düellolarına tanık oldu. Sovyet Rusyasının yıkılmasının ardından Güvenlik Konseyi dünyada beliren krizlere –bir kaç istisnanın dısında- birlik içinde cevap veremeyecekti. Kurumun, kurulmakta olan yenidünyaya ve beliren yeni dengelere uygun olarak, yeniden yapılandırılması dillendirilen en önemli beklenti olmustur. Birlesmis Milletler, her ne kadar dünya barısını ve güvenligini korumak için kurulmus olsa da, XX. yüzyılın ikinci yarısında, savas ve çatısma alanlarının olusmasını engelleyememistir. Özellikle büyük devletler tarafından kalkan olarak kullanılmıstır.
Bu çatısmalardan ilk etkilenen siviller olmustur. Sivillerin korunması için Birlesmis Milletler Genel Kurulu, 1988'de NGO'lara insani müdahale hakkını tanıdı (43/131 nolu karar). Ardından da 2005'te “devletlerin sivilleri koruma mecburiyeti oldugunu” kabul etti. Bir yıl geçmeden Güvenlik Konseyi devletlerin savas zamanında sivillere yönelik yükümlülükleri oldugunu beyan eden bir karar kabul ederek uluslararası toplumun sivilleri koruma adına önlemler almasına yesil ısık yaktı.
Cenevre Sözlesmeleri savas zamanında sivillerin korunmasına yönelik devletlerin alması gereken önlemleri belirlerken, insani müdahale hukuku sorunun yasandıgı devlette saglanmayan önlemlerin saglanması adına uluslararası topluma “müdahale edebilme yetkisi” vermistir. Ne var ki pratikte kavramın tam oturmadıgını ifade etmek gerekiyor. Bunun sebep olabilecegi kaosların önlenmesi için içinin doldurulması ve sınırlarının belirlenmesi gerekiyor.
Ayrıca, 19. yüzyılın kolonyal ve emperyal devletlerinin “insani müdahale” söylemlerine karsın küçük veya zayıf devletler “egemen esitligi” ve “iç islerine karısmama hakkını” talep ediyorlardı. Birlesmis Milletler Sartı bu iki beklentiyi de karsılayarak küçük ve zayıf devletlerin korunmasında önemli bir adım attı. Ancak bu gün, insani müdahale hukuku zayıf ve nükleer güce sahip olmayan devletler açısından “iç islerine karısmama prensibini” sulandırıyor. Bu prensip sivilleri koruyamayan devletlerin kendi hallerine bırakılacagı anlamına gelmiyor. Hiç süphesiz BM Sartı'nın 6 (uyusmazlıkların barısçı yollardan çözülmesi) ve 7. bölümleri (barısın tehdidi, bozulması ve saldırı eylemi durumunda alınacak önlemler) alınacak önlemler açısından büyük önem tasıyor.
Bu yıl Fildisi Sahili ve Libya müdahaleleri aynı hukuki prensibe dayandırılarak gerçeklestirilen müdahaleler idi. Ancak çok farklı sekillerde sahnelenmesi gelecek açısından kaygı verici gelismeler olarak uluslararası hukuk literatürüne geçtiler. Fildisi'nde Laurent Gbagbo'nun seçimleri “kaybetmesinin” ardından iktidardan çekilmeme kararlılıgı üzerine 30 Mart günü Güvenlik Konseyi 1975 nolu kararla “insani müdahale”ye yesil ısık yaktı. Fildisi'nde beliren iç savas sinyalleri üzerine 4 Nisan günü Genel Sekreter Ban Ki-moon “sivillere karsı agır silahların kullanılmasını önlemek için gerekli önlemlerin alınması yönünde talimat verdim” diyerek tek taraflı olarak Güvenlik Konseyi'ne basvurmaksızın müdahale kararı verdi. Bunun üzerine Fransız askeri helikopterleri ve Ouattara'nın askeri güçleri Gbagbo'nun karargâhına müdahale ederek son noktayı koydular.
Genel Sekreter'in tek basına müdahale kararını vermis olması, BM uygulamalarına terstir. Ancak itiraz da gelmedi. Bununla birlikte Genel Sekreterin açıklamasında kullandıgı “gerekli önlemler” ifadesindeki muglaklık da düsündürücü. Özellikle Fildisi müdahalesi iyi niyetli çıkısların her zaman dogru kabul edilemeyecegini göstermesi açısından önemsenmelidir.
Libya için kabul edilen 1973 nolu karar Kaddafi'nin devrilmesini öngörmezken müdahaleyi gerçeklestiren liderler (Obama, Sarkozy ve Cameron) 15 Nisan günü Le Figaro, El-Hayat, International Herald Tribune, Times ve Washington Post'ta yayımlanan ortak yazılarında (“Kaddafi gitmeli”) niyetlerini ortaya koymuslardır. Güvenlik Konseyi'nin kararı Kaddafi'nin devrilmesini öngörmüyordu. Bu karar ancak Libyalıların verebilecegi bir karar idi. Fransız, İngiliz ve Amerikan ittifakı ardından NATO, İngiltere ve Fransa'dan komutayı devr aldıktan sonra da hedeflerde her hangi bir degisiklik olmadı. Bununla da sınırlı kalmayıp “saldırı tehdidi altında olan sivil halkı ve bölgeleri koruma” hedefinin (1973 nolu karar) dısına çıkarak muhalif orduların ilerleyisini saglayabilme adına sivil kayıplara da ayrıca sebep oldular. İttifakta yer alan Avrupalı devletlerin “sivilleri koruma” hedefiyle yola çıkmısken sivillerin Avrupa'ya gelmemesi için sınırlarını kapatması ve güvenlik önlemlerini artırması ayrıca düsündürücü olmustur.
Niccolo Machiavelli'nin “iyi niyetler genellikle kötü düsüncelere kapı aralar” görüsünü hatırlatmak isteriz. Hem Fildisi'nde hem de Libya'da yasananlar “insani müdahale” baglamında yasanan son örnekler olması açısından bu analizimizde yer aldılar. Bunların dısında bu güne kadar yasanan onlarca farklı müdahale de örnek gösterilebilirdi. Son yirmi yılda gerçeklesen müdahallelere bakıldıgında (ör. Bosna, Somali, Kosova, Rwanda, Afganistan, Irak…) müdahaleyi gerçeklestirenlerin her hangi bir askeri ve/ya siyasi beklenti içinde olmaksızın bu müdahalelere destek verdigini söylemek zor.
Dünyada bir milyara yakın insan gıda krizi sebebiyle zor sartlar altında yasamını sürdürmeye çalısırken, “insani müdahale hukukundan” veya İtalyan hukukçu Mario Bettati ve Fransız siyaset adamı Bernard Kouchner'in savundukları “içislerine müdahale hakkından” pek söz edilmiyor. Buna karsın, Sevilla Üniversitesi'nde hukuk felsefesi dersleri veren ve “insani müdahale hukuku” konusunda çalısmaları olan David Sanchez Rubio “Degersiz olan insanı kurtarmak için bomba ve/ya insani silahlara basvurulması ilginç bir uygulama” der. Ve tabii müdahaleler sonrasında yasanan insani dramlar. Bizleri “insani müdahale” konusunda ikna etmek için renklenen ekranlar müdahale sonrasında kararır, sessizlige gömülür. Trajedinin bittigini düsünüz. Hâlbuki yeni baslamıstır…

01.12.2011
Sinan Özdemir/ Dünya Bülteni – Brüksel