
“Dünya bize 8 milyon kalp ve 16 milyon böbrek borçlu.” Genç bir köylünün böbregini satın alıp nakil yaptıran yaslı bir İsraillinin bu ifadesi, Holocoust’un tazminatını sadece Alman merkez bankasının ödeyemeyecegini, İsraillilerin bunu basta Filtinliler olmak üzere bütün dünyanın cigerini, kalbini, böbregini sökerek tazmin edeceklerini gösteriyor.
Geçen Temmuz ayında L. İzak Rosenbaum adlı Yahudi organ (böbrek) taciri FBI tarafından yakalanana kadar İsrail’in organ ticareti ile iliskisi bir siyasi karalama ya da bir sehir efsanesi olarak kabul ediliyordu. Ama İsveçli gazeteci Donald Bostrom’un İsveç’in en büyük gazetesi Aftonbladet’te İsraillilerin Filistinli gençleri tutuklayıp onlara ülkenin organ rezervi muamelesi yaptıgına dair bir haber yayınlamasıyla birlikte İsrail’in organ hırsızlıgının boyutları dünya gündemine tasındı. Tabii ki İsrail her zamanki gibi bu iddiaları anti-semitizm suçlamasıyla savusturma yoluna gitti. Bir de Ortaçag’da yaygın olan Yahudilerin Hıristiyan çocukları öldürüp kanlarını içtikleri seklindeki söylentiye (blood libel) gönderme yaparak, suçlamaların gücünü azaltmayı denedi. Yani Yahudilerle ilgili bu söylentileri eskiden beri siz yayıyorsunuz diyerek “Yahudi düsmanı” yaftası yeme fobisini devreye soktu.
Böylece bu tartısma dünya basınında bir depreme falan neden olmadı. İsveç ile İsrail arasında kınama, özür dileme talep ve redleri konusuldu daha ziyade. İddialar arka planda kaldı. Aralık sonuna gelindigindeyse İsrail’in organ hırsızlıgını itiraf ettigi haberlerini okuduk. 1988-2004 yılları arasında Ebu Kebir Adli Tıp kurum baskanlıgı yapan Dr. Yehuda Hiss, Filistinliler basta olmak üzere ölülerin organlarını ailelerinin izni olmaksızın alıp organ nakli ameliyatlarında kullandıklarını itiraf etti. Daha dogrusu Berkeley Üniversitesi’nden antropolog Nancy Scheper-Hughes, 2000 yılında kendisiyle yapmıs oldugu ve bu itirafların yer aldıgı röportajı yayınladı. Scheper-Hughes, uluslararası organ ticareti üzerine çalısmaları olan bir akademisyen.
Peki bunun üzerine Scheper-Hughes’in röportajı ya da konuyla ilgili çalısmaları mı yer almaya basladı gazetelerde çarsaf çarsaf? Hayır. Türkiye’nin yogun siyasi gündemine baglasak bu haber atlamayı, uluslararası basındaki sessizligi neyle açıklayacagız? The Guardian 21 Aralık 2009 tarihinde haberin baslıgında “İsrail Filistinlilerin organlarını izinsiz aldıgını kabul etti” seklinde yer alan ifadeyi, internet sayfasında haberin içerigini yansıtmadıgı gerekçesiyle degistirdi. Yeni baslık: “Doktor, İsrailli patologların izinsiz organ aldıgın itiraf etti.” Anti-semitizm suçlamasıyla yapılan bir tashih söz konusu burada da.
Scheper-Hughes, Forum 13 raporunda İsrailli organ tacirlerinin su iki motivasyonla hareket ettiklerini bildiriyor: Birincisi açgözlülük ikincisi ise daha dikkat çekici “İntikam, Holocaust’ın karsılıgının alınması, yani tazmin edilmesi”. Bazı simsarlar açıkça “bu bir tür göze göz dise dis uygulaması. Alabildigimiz her böbregin, her karacigerin ve her kalbin pesinde olacagız. Dünya bunu bize borçlu.” diyorlar. Scheper-Hughes buna benzer ifadeleri doktorlardan bile duydugunu belirtiyor.
Azınlık da olsa önemli bir İsrailli grup, organ nakli ile ilgili üstünlüge dayalı asırı görüslere sahipler. 1996’da Rabbi Yitzhak Ginsburgh (Lubavitch mezhebinin lideri ve Batı Seria yerleskesindeki bir Yahudi okulunun dekanı) The Jewish Week adlı gazeteye söyle bir beyanat verir: “Eger bir Yahudinin karacigere ihtiyacı varsa, onu kurtarmak için oradan geçmekte olan her hangi bir masumun (Yahudi degil) karacigerini alabilir miyiz? Evet, Tevrat buna izin verir.” Ginzburgh daha ayrıntılı bir izahat da yapar: “Yahudi hayatının sonsuz bir degeri vardır. Yahudi hayatında onu Yahudi olmayan hayattan daha kutsal ve essiz yapan bir sey mevcuttur.” (26 Nisan 1996, s. 12 ve 31).
Tabii ki bu ortodoks görüse sahip Yahudiler sayı olarak çogunlugu teskil etmiyor. Ama “seçilmislik” fikri, dini anlamda degilse de İsrail devletinin temelindeki siyonist ideolojide siyasi-stratejik anlamda varolmaya devam etmektedir. Bilindigi gibi seçilmislik hem din olarak Yahudiligin hem de Yahudi toplumunun varlıgının raison detre’idir. Fakat dinin kökeninde varolan ve modern öncesi dönemde “ebedi-dini bir hakikat” olarak kabul edilen bu seçilmislik fikri, Salime L. Gürkan’a göre, erken modern dönemde Avrupalı ve Amerikalı Reform Yahudilerin eliyle İsrail devletinin kurulusuna zemin hazırlayan “evrensel-mesihi bir ideoloji”ye evrilmistir. Daha sonraki dönemlerdeyse seçilmislik, Yahudi Soykırımı (Holocaust) bilincini sekillendirerek, hem Amerika’da hem de İsrail’de bir “hayatta kalma siyaseti” çerçevesinde islev görmüstür. Yani artık Yahudiler için seçilmislik dini bir hakikatten ziyade Holocaust sonrası hayatta kalma stratejisini besleyen, İsrail devletinin sürekliligine zemin teskil eden toplumsal-siyasal bir ideoloji haline gelmistir. (Yahudilik, İSAM yayınları, 2008).
“Dünya bize 8 milyon kalp ve 16 milyon böbrek borçlu.” Genç bir köylünün böbregini satın alıp nakil yaptıran yaslı bir İsraillinin bu ifadesi, Holocoust’un tazminatını sadece Alman merkez bankasının ödeyemeyecegini, İsraillilerin bunu basta Filistinliler olmak üzere bütün dünyanın cigerini, kalbini, böbregini sökerek tazmin edeceklerini gösteriyor.
“TIBBİ TURİZM”
Yeni küresel ekonominin neoliberal uyum politikaları sonucunda organ nakli ameliyatı için ‘tıbbi turizm’ diyebilecegimiz bir gelisme ile karsı karsıyayız. Satılan organlar, dokular ve bedenin diger parçaları, dünyanın kuzeyi ile güneyi, sahip olanlar ve olmayanlar, organ bagısçıları ve alıcıları arasında çok keskin bir ayrımın olusmasına yol açtı. Scheper-Hughes “Ends of the Body” adlı makalesinde dünyanın organ vericiler ve alıcılar seklinde iki kesime ayrıldıgına isaret ediyor. Apartheid rejimi döneminde Afrika’da da zenci nüfus, İsrail’deki Filistinlilerin kaderini paylasıyordu. Çin’de mahkumlar, Irak’ta göçmenler, Hindistan’da fakir köylülerle birlikte.
Pek çok ülkeden ve etnik kökenden insan bu ticaretin içinde olmasına ragmen Alison Weir’in raporuna göre İsrail’in bu faaliyette farklı ve özgün bir yeri var: I-BBC’nin bir haberine göre İsraillilerin kisi basına satın aldıkları böbrek sayısı baska ülkelere ve toplumlara göre çok yüksek. II-Yahudilikte ölümden sonra bedene müdahale hürmetsizlik kabul edildiginden organ bagısı düsük oranda. III-İsrail hükümeti organ satın alma konusunda vatandaslarına hem finansal hem hukuki destek veriyor. Yurt dısına gidip organ nakli yaptıranların her tür masrafı karsılandıgı gibi bu seyahatlerde Dıs İsleri Bakanlıgı bizzat isin içinde yer alıyor. (Washington Report on Middle East Affairs, November 2009, p.15-17).
Nitekim Antropolog Scheper-Hughes da 2001 yılında Amerikan Uluslararası iliskiler ve İnsan Hakları komisyonuna sundugu yayınlanmıs raporunda İsrailli yetkililerin hukuk dısı “organ nakli turizmi”ne çok toleranslı davrandıklarını belirtiyordu.
YAHUDİNİN KUTSAL BEDENİ
İsrail, kendisini sürekli tehdit altında oldugu iddiasıyla var kılan bir devlet oldugu için hem ülke sınırları hem de beden sınırları önemli bir meselesi oldu. Ve İsrail toplumu kolektif kimligini kurarken beden düzenleyici teknolojileri “yeni bir kisi” insa etmek üzere merkezde tuttu. Bu düzenlemede siyonizmin teorik esitlik iddiasına ragmen Askenazi Yahudileri (Avrupalı Yahudiler) her zaman üstün bir konuma sahip oldular. 1950’li yıllarda ortadan kaybolan “Yemenli çocuklar” meselesi uzunca süre İsrail’de devletin basını agrıtan bir sorun oldu. Yemen kökenli Yahudiler’in yerlesim programı esnasında yasadıkları kamplarda salgın hastalık gerekçesiyle çocuklar ailelerinden ayrılmıstı. Tıbbi bakım için ellerinden alınan çocuklar, ailelere “öldü” haberi verilerek ulusun nüfusunun garantisi için evlatlık verildi ya da tıbbi deneylerde kullanıldı. (Meira Weiss, “The Immigrating Body and the Body Politic: The ‘Yemeni Children Affair’ and Body Commodification in Israel”, Body and Society. London: SAGE, Vol.7(2-3))
Her sey İsrailli “yeni Yahudi”nin üretilmesi içindi. Kendi dininden ama daha alt konumda görülen Yemenli çocukları ulusun malı olarak kullanan İsrail ordusunun Filistinli hastaları ve ölüleri İsrail halkının ihtiyaçları için ‘kullanması’ sasırtıcı degil. Organ hırsızlıgının yapıldıgı dönemde adli tıp kurumunun baskanı olan Dr. Yehuda Hiss yaptıklarını “bir ulusun ihtiyacı olan doku ve organları saglamak” seklinde tanımlıyordu.
Bilindigi gibi ulus devletin mantıgında nüfusu saymak ve nüfusa ‘bakmak’ merkezi bir yer tutar. M. Foucault, ulus devletle birlikte ortaya çıkan yeni rasyonalitenin, hapishane ve klinik gibi kurumların; bu hesapların altını çizen bilgiyi üreten biyoloji, demografi, psikoloji ve ekonomi gibi disiplinlerin ortaya çıkısına paralel bir seyir izledigini anlatır bütün çalısmalarında. İste bu biopolitik, İsrail ulus devletinin kurulusunda da yeni bir nüfus yaratmak üzere devreye girer. Vadedilen topraklar ve Soykırım gerekçesi, Filistin ‘insansız toprak’mıs gibi muamele edilmesini mesrulastırırken, saglıklı yeni vatandasın yaratılması ve seçilmis ırkın yasamını devam ettirmesi gibi gerekeler de basta Filistinliler olmak üzere bütün zayıfların, kıyıda kalmısların bedenlerinin organ deposu gibi görülmesini mesrulastırmaktadır onların gözünde.
Bir antropolog sorunun basladıgı noktayı söyle tespit eder diyor Hughes: Bir insan baska bir insanın içinde kendi hayatını devam ettirecek ya da yasam süresini uzatacak bir seyler görmeye basladıgı zaman sorun baslar. Böylece arzu sekillenir: “Onu istiyorum, ona senden daha çok ihtiyacım var”
Aslında insan organlarının ve dokularının satılması, izinsiz bir sekilde talan edilmesi, insanların kisiliklerinden arındırılıp, sadece organ “temin ediciler” ya da “organ arzı” seklinde bir indirgemeye tabi tutulmasını gerektirir. Bu öyle bir senaryodur ki bedenler aidiyetlerinden arındırılır, nakledilir, islemden geçirilir ve toplumsal olarak daha avantajlı bir organ ve doku müsteri grubunun çıkarına hizmet edecek sekilde kullanıma sunulur.
“GAYRI İNSANİ” ÖTEKİ
1990’lardan bu yana feminist kuramın önde gelen isimlerinden biri olan Judith Butler, 11 Eylül sonrası ABD’deki yas ve siddetin kamusal alandaki kısıtlayıcı etkilerini ele aldıgı Kırılgan Hayat adlı kitabında Yahudilerin daima ve tek olası magdur olarak kabul edilmesine karsı çıkar. Çünkü “magdur” çabucak yer degistirebilir. Butler’e göre bazı insanların yasının bile tutulmaya degmeyecek sekilde “gayrı insani” tanımına sıkıstırıldıgı bir ideolojik hakimiyet var uluslar arası arenada. Filistinli çocukların, Iraklı çocukların çocuk sayılmadıgı, yaslarının tutulmadıgı bir “gayrı insani öteki” anlayısı bu. Organ nakli için sıra bekleyen beyaz/Yahudi/kuzeyli hasta “magdur” olarak kalplere hitap ederken, İntifada’nın cigeri, kalbi, böbregi sökülen genç sehitleri dogal organ deposu olarak arkalarından aglanmayı bile hak etmiyor bu kamusal dil içinde.
Tam bir yıl önce İsrail ordusu Hanuka bayramında İsrail halkına bir “hediye” sundu. Çocukların çevirdikleri fırdöndülerden mülhem “dökme kursun operasyonu” adı verilen Gazze katliamını ailecek tepelerden seyretti İsrailliler. Bin Filistinli, Pogrom gecesinde sürülüp götürülen bir tek Yahudi’nin diyetini ödeyemezdi onlara göre. Çünkü insanilik açısından esitlik yok onların gözünde.
Ama bu “gayrı insani”ligi kırmak isteyen, İsrail’in katilligini, Filistinli ölülerin aglanacak gerçek insan ölüleri oldugunu dünyaya haykırmak isteyen küresel adalet talipleri de var. Bu yıl İngiltere’den sosyalist George Gallaway’in önderligindeki yardım konvoyu tam 27 Aralık’ta Gazze’ye girmeyi planlamıstı. Yol boyunca katılımlarla büyüyen konvoy, Mısır’ın engeli ile karsılassa da insani olanı, adil olanı dile getiren bir insan toplulugunun varlıgına dair yüregimize su serpiyor. İsrail anti-semitizm suçlamasıyla herkesi susturmaya çalıssa da artık mızrak çuvala sıgmıyor.
04-01-2010
Nazife SİSMAN
Star Gazetesi