Gemi Cinayetine Hiç Şaşırmadım…

Gemi Cinayetine Hiç Şaşırmadım...

İsrail ordusunun Lübnan'da sivillere ates açtıgını görmüslügüm var. Sabra ve Satila'yı, iki Kana katliamını ve Gazze katliamını da…

Persembe 10.06.2010 – 08:33

İngiliz The Independent gazetesinin ünlü Ortadogu muhabiri Robert Fisk, “Gemi cinayetine hiç sasırmadım” adlı makalesinde, “İsrail ordusunun Lübnan'da sivillere ates açtıgını görmüslügüm var. Sabra ve Satila'yı, iki Kana katliamını ve Gazze katliamını da… Bugün gelinen noktada sasırtıcı olanı su: Birçok Batılı gazeteci İsrail propagandasına boyun egerken İsrailli gazeteciler gereken cesaretle yazıyor” dedi. İste, Fisk'in o yazısı;

Silahlı adamların uluslararası sularda seyreden gemilere çıkıp direnmeye çalısan yolcuları öldürmesi ve gemiyi zorla korsanların kendi limanına çekmesi karsısında elbette ki öfkeleniyorum. Elbette ki Hint Okyanusu’nda Batı gemilerini yagmalayan Somalili korsanlardan söz ediyorum. Bu teröristler açık denizlerdeki silahsız gemilerimize hangi cüretle dokunuyor? Ve bu tür terör eylemlerini önlemek için savas gemilerimizi oraya göndermekte yerden göge kadar haklı degil miyiz?

Fakat durun! İsrailliler en azından fidye istemedi. Propaganda savasını kendileri adına kazanmaları için gazetecileri kazanmak istiyorlar sadece. Daha hafta baslar baslamaz İsrail’in savasçı ‘komandoları’ Gazze’ye yardım götüren bir Türk gemisini bastı ve dokuz yolcuyu öldürdü. Fakat haftanın sonunda, protestocular ‘silahlı barıs eylemcileri’, ‘pasifist numarasına yatan, nefretle dolup tasan, bir baska insana demir çubuklarla girisen’ korkunç anti-Semitler haline gelmisti. Bu ‘demir çubuk’ meselesini pek sevdim. Dövülmekte olan bir insanın bir baskasını vurması olgusu, gerçekligin tuhaf bir versiyonunu olusturuyordu.

Her Türk ailesi aynı seyi söyler

Saldırıyı protesto ederken ogullarının sehit olmak istediginden söz eden aileler (İsrailliler akrabalarını vurdugunda Türkiye’deki ailelerin çogunun söyleyebilecegi bir sey bu), ölenlerin cihatçı oldugunun teyidine dönüstürüldü. Bir Sri Lankalı bana söyle yazıyordu: “O yardım gemisinde iki yegenim ve birinin esi vardı. Ne yazık ki Ahmed (20 yasında) bacagından vuruldu ve su an askeri gözetim altında tedavi ediliyor. Size yazmaya devam edecegim.” Gerçekten de yazdı. Saatler içinde basın ailesinin Avustralya’daki evindeydi; Ahmed’in cihatçı, hatta potansiyel intihar bombacısı olup olmadıgını ögrenmek istiyorlardı. Gördügünüz gibi, propaganda isliyor. Kimse bize Gazzeli ‘teröristlere’ yardım etmek için kurdukları korkunç komploların (Türk gemisi böyle acımasız adamları tasıyor idiyse) Türkiye’den baslayan uzun yolculukta nasıl olup da ortaya çıkarılmadıgını açıklamıyor.

Türk gemisindeki cinayetlere hiç sasırmadım. Lübnan’da bu disiplinsiz ayaktakımı ordusunun sivillere ates açtıgını görmüslügüm var. Onları 18 Eylül sabahı Sabra ve Satila’da Filistinlilerin, Lübnanlı korkunç milis müttefiklerince katledilmesini seyrederken de gördüm. İsrail topçularının 1996’taki Kana katliamında da oradaydım – bir topçu İsrail basınında, ölen 106 sivile (yarıdan fazlası çocuktu) ‘Arabusim’ (Arapları asagılayan bir sözcük) diyordu. Ardından Nobel Ödüllü Simon Peres’in hükümeti ölen sivillerin arasında teröristler oldugunu söyledi – külliyen yalandı, fakat kimin umurunda? Ve ardından 2006’daki ikinci Kana katliamı geldi, sonra 2008-2009’da (çogu çocuk) 1300 Filistinlinin öldügü Gazze katliamı ve sonra…

Derken Goldstone raporu ortaya çıktı; İsrail askerlerinin (yanı sıra Hamas’ın) Gazze’de savas suçları isledigi sonucuna varıyordu, fakat o da anti-Semitik olmakla suçlandı (zavallı yaslı muhterem Goldstone, ki önde gelen Güney Afrikalı Yahudi bir yargıçtır, Harvard’ın gözü dönmüs Al Dershowitz’i tarafından ‘seytani bir adam’ denilerek yerin dibine batırıldı). Cesur Obama yönetiminin rapora dair tanımıysa ‘tartısmalı’ydı.

Neyse, biz kronolojimize dönelim.

Ardından Mossad’ın Dubai’de bir Hamas yetkilisini öldürmesine tanık olduk; İsrailliler Britanya ve diger ülkelere ait olan en az 19 sahte pasaport kullanmıstı. Peki dısisleri bakanımız David Miliband’ın verdigi içler acısı tepki neydi? Bunu ‘bir hadise’ diye niteledi (hadiseden kastı, bu adamın öldürülmesi degil, sahte Britanya pasaportlarıydı) ve sonra… Simdi gelinen noktada, dokuz yolcunun İsrailli kahramanlarca açık denizde öldürülmesinin tanıgıyız.

Bütün bu manzarada sasırtıcı olan su: Birçok Batılı gazeteci (buna BBC’nin yardım gemileriyle ilgili ödlekçe yayınını da katıyorum) İsrailli gazeteciler gibi yazarken, birçok İsrailli gazeteci de cinayetler hakkında Batılı gazetecilerin sergilemesi gereken cesaretle yazıyor. Ve bizzat İsrail ordusu hakkında da cesurca yazan İsrailli gazeteciler var. Amos Harel’in Haaretz’de yayımlanan ve İsrailli subayların bilesimini analiz eden sarsıcı haberi mesela.

Geçmiste birçogu solcu kibbutz geleneginden, Tel Aviv ve çevresinden geliyordu. 1990’da ordu kadrolarının sadece yüzde 2’si asırı dindar Yahudilerden olusuyordu. Bugünse bu oran yüzde 30.

Ordunun Filistinli karsıtlıgı arttı

Dindar olmakta yanlıs bir yan yok. Fakat birçok asırı dindar Batı Seria’nın sömürgelestirilmesini destekleyen, yani Filistin devletine karsı çıkan insanlar.

Ve bagnaz sömürgeciler, Filistinlilerden en çok nefret eden, bir Filistin devleti ihtimalini yok etmeyi, en az bazı Hamas yetkililerinin İsrail’i yok etmeyi istedigi kadar çok isteyen İsrailliler. İronik olan su ki, Beyrut’ta sürgün olan ‘terörist’ Yaser Arafat’a karsı denge mahiyetinde ‘terörist’ Hamas’ın Gazze’de cami insa etmesini ilk tesvik edenler, ‘eski’ İsrail ordusunun üst rütbeli subaylarıydı. Fakat dünya uyanmadan önce aynı eski hikâye yerli yerinde duracak. Katliamdan birkaç saat önce, “İsrail’inki kadar demokratik bir
ordu bilmiyorum” diyordu bahtsız Fransız felsefeci Bernard-Henri Levy.

Evet, İsrail ordusu bütün ordulardan daha iyi, seçkin, insani, kahraman. Aman Somalili korsanlar duymasın!

Kaynak : Radikal