
Fransa'daki tartısmanın ırkçılıgın izini tasıdıgını görmek hiç de zor degil. Burada söz konusu olan, “hayat tarzını” korumak bahanesiyle- kimligini belirtmektir ve bunun için bizi bir seçime zorlamaktadırlar. Madeleine Bunting'in yorumu:
Madeleine Bunting
Tam tesettürün yasaklanması hakkındaki yasayı kabul ederek, Fransa Millet Meclisi, kadınları “özgürlestirmek” istedi.
Ancak kadınların özgürlesmesi devlete, kadınların nasıl örtünmesi gerektigi konusuna karısma hakkı vermez.
Sanki sırtımızdan soguk terler döküldü. Fransız milletvekilleri 13 Temmuz'da kamusal alanda tam tesettürü yasaklayan bir yasa tasarısını kabul etti. Eylül ayında senatoya sunulacak olan bu olaganüstü metnin Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından veto edilecegini umalım. Her seyin ötesinde Devlet Konseyi bile mayıs ayında bir yasaklamanın anayasaya aykırı olacagına isaret etmisti.
Tesettür hakkındaki tartısma çok az sayıdaki bir kadın grubunu giydikleri nedeniyle mahkûm etmeyi saglamaktadır. Fransız siyaset adamları tam tesettürü “yürüyen tabut” olarak tasvir etmekteler: İnternette dolasan yorumlar “örtü altında kendini gizleyen” ve “kafalarına torba geçirip sokaga çıkan” kadınlar tasvir ediyor. 5 milyon Müslüman'ın Fransa'da yüzlerini burka ya da nikap ile örten kadınların sayısı hükümetin verdigi bilgilere göre sadece 2000 kisi. Siyasetçilerin tepkisi orantısızdır. Samimi olalım: Nikap ya da burka İslam'ın kadınlar için öngördügü ılımlı giyimin asırı yorumlarıdır.
Bugün gitgide artan sayıda genç kadın tam tesettüre yönelmekte, çünkü bunu kimliklerini ortaya koymak için bir vasıta olarak görmekteler. Devletin kamusal alanda giyim kusam kurallarını belirleme konusunda otoritesi oldugunu belirterek, devletin gücü özel alana ait bir konuda genisletilmis olmaktadır. Giyindikten sonra, Batı kamusal alanı tümüyle serbesttir: Bu tüm büyük Batı kentlerinde geçerli bir durumdur. En kısa mini etekleri giyen kadınlar otobüslerde sari giyinmis, sehir kıyafetleri giyinmis ya da salwar kameez (pantolon ve tunikten olusan Hint kıyafeti) kadınlarla yan yana otururlar. Bu kıyafetlerin dısa vurdugu kültürel kodların hiçbiri devleti ilgilendirmez. İlgilendirmemeli de. Batı'da kamusal alanlar hosgörü kültürünün olusumunda yasamsal rol oynadılar; bu alanlarda birbirine yabancı kisiler bazen kısa bir zaman dilimi için -mesela bir otobüs duragında 5 dakikalıgına- belli bir cografi alanı paylasmıs olmaktan baska hiçbir ortaklıkları olamasa da yan yana geldiler. Sınıf, kültür, ulusal ya da ırksal aidiyet farklarını sokaklarımızda, meydanlarımızda böyle astık ve hos görür olduk.
Fransa'daki tartısmanın ırkçılıgın izini tasıdıgını görmek hiç de zor degil. Burada söz konusu olan, “hayat tarzını” korumak bahanesiyle- kimligini belirtmektir ve bunun için bizi bir seçime zorlamaktadırlar: Ya taraftar olursunuz ya da karsı. İmzalayın ya da çekip gidin. Ama bu tür seçimlerin tehlikeli oldugunu çok iyi biliyoruz. Büyük Britanya'da tesettürü yasaklamak için kanun tasarısı sunan muhafazakâr milletvekili Philippe Hollobon, Britanyalıların yasam tarzının birçok seyin yanı sıra “sokaklarda dolasmak, insanlara gülümsemek ve günaydın demek”ten olustugunu açıklamıstı. Oysa kim bilir ne kadar çok sayıda Britanya sokagında böyle bir görüntüye uzun zamandan beri hiç rastlanmamıstır.
Bu örnekte, kural haline getirmek için idealize edilmis bir geçmisi yasallastırmak isteyen siyasilerin ne kadar saçmaladıkları görülmektedir. Buradaki paradoks, insanların tam bir anonimlik içinde internet üzerinde zaman geçirmekte oldugu bir dönemde bu yasaklamaların getirdigi kimlik ve yüz takıntısıdır. Üstelik, insanların çogu kentsel kamusal alanda baskalarının bakısıyla karsılasmaktan ustaca kaçınmaktalar.
Kuskulu bir yüz ve kimlik takıntısı
Çok küçük bir azınlık olusturan bazı kadınların, Batı kültürünün genellesmis cinsellestirilmesinden soka ugramasını ve giyim tarzlarıyla mesafe koymaya çalısmasını anlamak zor degil. Ancak bu, çogunlugu (kadınlar Fransa Parlamentosu'nun sadece % 20'sini olusturmaktadır) erkek olan Fransız parlamenterlerin onları mahrum etmek istedikleri bu seçimdir. Onlar 13 Temmuz'da kadınların tam tesettürden kurtarılması gerektigi fikrini desteklediler. Kisileri özgür olmaya zorlamak ardında çok uzun bir geçmisi olan utanç verici bir eylemdir. Birçok aydın, George Orwell gibi, bu konuda yazdı ama onların yazdıgı dönemler özgürlügün hiçbir zaman zorlama konusu olamayacagını hatırlayamayacak kadar önyargılarıyla körlesmislerdi. The Guardıan 19 Temmuz 2010
12.07.2010
ZAMAN