Dicle, Haberal, Balbay: Vicdan Ve Hukuk

Dicle, Haberal, Balbay: Vicdan Ve Hukuk

Dicle, Haberal, Balbay: Vicdan ve Hukuk

Yüksek Seçim Kurulu, Diyarbakır'dan seçilen Hatip Dicle'nin vekilligini, kesinlesmis hapis cezası nedeniyle düsürdü, biliyorsunuz. Bunun üzerine BDP'li vekiller “Meclis'e girmeme” kararı aldıklarını açıkladı. 26 vekilin Meclis çalısmalarına katılmaması halinde neler olabilecegi, ara seçim ihtimalinin olup olmadıgı ise, bugünün totosunu olusturuyor.
Hatip Dicle olayını bu boyuta getiren ise, hem YSK, hem de BDP tarafından yapılan ihmaller. Çünkü Hatip Dicle'nin “silahlı terör örgütü propagandası yapmak” suçuyla aldıgı 1 yıl 8 ay hapis cezasının Yargıtay tarafından 2011'in 22 Mart'ında onandıgı ortaya çıktı. Aday listelerinin YSK'ya teslimi ise 11 Nisan 2011 tarihinde yapılıyor.
Dolayısıyla YSK'nın bu adaylıgı kabul etmemesi, BDP'nin de Dicle'yi aday göstermemesi ya da itirazın olumlu cevaplanması ihtimali nedeniyle ille de gösterecekse de, Dicle'nin yanı sıra yedek bir aday göstermesi gerekirdi ki, ikisi de üstüne düseni yapmamıs. Yani, Hatip Dicle adaylık sartlarını tasımazken aday yapılmıs, seçilme ehliyetini haiz degilken seçilmis, tüm bu süreçlerde YSK susmus, simdi vekilligi düsürüyor.
BDP'nin Dicle kararını gizlemesi (eger iddialar dogruysa) ve seçimden birkaç gün önce onandıgı görüntüsü vermesindeki kurnazlık, az çok anlasılabilir. Hemen her zaman söylem ve eylemleriyle uzlasmadan degil çatısmadan yana olduklarını ayan beyan ortaya koyan ve siddet dilini bir türlü terk edemeyen BDP'lilerin, “Bakın bakın Kürtlere haksızlık yapılıyor” görüntüsünü ne kadar çok sevdikleri ortada. Bu tavra asinayız elbette…
Yürütme ve yasamadan bagımsız bir kurum olan ve kararları genelde AK Parti aleyhine sonuçlanan YSK'nın bu son kararını, yine AK Parti'ye fatura etmeleri de niyetlerini az çok açık ediyor zaten.
Ancak, gelinen noktada kabahatin büyügü her zaman oldugu gibi yine YSK'da. YSK'nın, bu olayda milletvekili adaylarıyla ilgili gelismeleri takip etmekten aciz bir kurum görüntüsü vermesi bir yana, neredeyse tüm kararlarının memlekette kaos yarattıgının, huzur ve güven ortamını zedeleyecek sonuçlara yol açtıgının artık herkes tarafından teslim edilmesi gerekiyor.
Hatip Dicle'ye gelince; bendeniz, Kürt meselesinin sembol isimlerinden biri olan, onbinlerce vatandasın oyunu alarak milletvekili olma hakkını kazanmıs olan Dicle'nin milletvekilliginin düsürülmesine kesinlikle karsıyım. Kaldı ki, devletin Öcalan'la görüsmeler yaptıgı bugün, artık hangi söz “Kürt meselesi hakkında çözüm önermek” anlamına gelir, hangisi “silahlı terör örgütü propagandası yapmak”tır, artık birbirine karısmıs durumdadır. Dicle'nin vekilligi hukuken mümkün gözükmese de, benim gönlümde ve büyük ihtimalle kamu vicdanında da, Hatip Dicle Diyarbakır'dan vekildir.
Gelinen bu noktada olabileceklerin günahı, vebali ise, hem YSK'nın, hem de BDP'nin boynundadır.
Ergenekon adayları!
Dün iki vekilin daha Meclis'e girmesinin engellenecegi haberi geldi. İstanbul 13. Agır Ceza Mahkemesi, “Ergenekon” davası kapsamında tutuklu olan ve yargılandıkları sırada milletvekili seçilen Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay'ın tahliye taleplerinin reddine karar verdi.
Gerekçe ise su, bu iki ismin, kaçma, saklanma ya da delilleri karartma ihtimalleri olması. Mahkemenin kararı, delillerin tamamı toplanmadıgı için ve benzeri nedenlerle bu iki ismin tahliye edilmemesi yönünde oldu yani.
Bastan ifade etmeliyim; mahkemelerin kararlarına “isime yarıyor mu, yaramıyor mu?” noktasından bakan, bu ivmeyle elestiren ya da destekleyenlerin az sonra ifade edeceklerimi anlaması pek mümkün degil.
Çünkü, daha çok degil bundan birkaç yıl önce vuku bulmus 367 skandalını, AK Parti'ye kapatılma davası açılmasını, Erdogan'ın okudugu bir siir yüzünden hapse gönderilmesini birer hukuk zaferi, adalet sahikası olarak kodlayıp, utanmadan savunanlar simdi Haberal ve Baybal kararını “hukukun siyasallasması” olarak yorumluyorlar. Hukukun siyasallasmasını bir kenara bırakın, hukukun canına okunurken el ovusturanlar, simdi yargının kararından sikayet ediyorlar.
Ancak, sunu yine de söylemek gerek:
Evet, Mehmet Haberal, hastalık bahanesini öne sürerek, tutukluluk süresinin neredeyse tamamını hastanede geçirdi. Evet, bütün Ergenekon tutuklusu isimler, milletvekilligini hapisten kurtulma yolu olarak gördüler ve bu ülkeye hizmet edeceklerine dair ne elimizde tek bir veri var, ne de içimizde ufacık bir umut ısıgı. Evet, demokrasiyi kursunlamak, darbeye zemin hazırlamak, anayasal düzeni silahla degistirmek suçundan yargılanan bu insanların, bırakın demokrasinin tecelli ettigi Meclis'e girmesini, aday gösterilmeleri bile kan dondurucuydu. Evet, bu insanların bulunması gereken en son yer TBMM çatısının altıdır.
Ancak, madem haklarında kesinlesmis yargı kararı yoktur ve madem onbinlerce vatandasın oyunu alarak seçilmislerdir; Haberal ve Balbay'ın tutukluluk hallerinin kaldırılması ve Meclis'e girmelerinin önünün açılması gerekirdi.

24.06.2011
Özlem Albayrak / Yeni Safak