Demokratik Modeller Gücünü Yitiriyor Mu?

Demokratik Modeller Gücünü Yitiriyor Mu?

Tarihin hiçbir döneminde bir yönetim sistemi olarak, demokrasi son yirmi yılda ulastıgı mesruluk düzeyine ulasamadı. Uzun perspektiften bakıldıgında da demokrasinin bu yüksek popülaritesini sürdürmesi kolay olmayacak gibi görünüyor. Bu baglamda 2012 yılı dünya politikasında önemli dönüm noktası olacak. Bunun nedeni küresel ekonomi-politik yapıda yarım asırdır sürmekte olan güç, zenginlik ve üretim trendlerindeki seküler-yapısal degisikliklere dayanıyor. Hegemonik gücü giderek zayıflayan ABD merkezli batı bloku ile yükseliste olan BRIC ülkeleri ve diger bölgesel aktörlerin dünya politikasını yönetme-yönlendirme rekabetinin yarattıgı gerginlikler giderek artıyor.

Güç kayması sürecinde sorunu giderek daha çetrefilli hale getiren ve belirsizligi ve istikrarsızlıgı derinlestiren bir diger gelisme ise kritik bazı ülkelerdeki liderlik ve hükümet degisiklikleridir. 2012 yılında dünyanın önemli ülkelerinde seçimler yapılıyor ve özellikle krizle ugrasan Avrupa ülkelerindeki iktidarlar birer birer el degistiriyor. Fakat ilginç olan sey, özellikle kriz ortamlarında seçmenin artan kaygıları ve yasadıkları hayal kırıklıkları nedeniyle demokratik ülkelerde istikrarsızlıgı artırıcı sonuçların ortaya çıkmasıdır. Bunun bir adım sonrası entelektüel düzlemde de demokrasi dısı arayıslara yönelimin artmasıdır.

KÜRESEL DEGİSİMLER YENİ TRENDLER

Son dönemde gözlenen gelismelerin basında, Avrupa'daki seçimlerde asırı sag (neo-nazi) ve sistem karsıtı sol partilerin olagan dısı güç kazanması geliyor. İkincisi, yeni olusan parlamentoların siyasi ve ideolojik parçalanmıslıkları nedeniyle kurulacak olan hükümetlerin krizleri yönetemeyecek kadar zayıf ve istikrarsız olmasıdır. Üçüncüsü ise, Çin, Rusya ve Ermenistan gibi otoriter ülkelerde seçimler veya sistem içindeki süreçler vasıtasıyla is basına gelen liderlerin, demokratik güçlerin uluslararası sistemde zayıflayan etkileri nedeniyle dıs politikada daha sert tutumlar izlemeye baslamalarıdır. Asagıda bazı bireysel örnekler üzerinden yukarıdaki gözlemlerimiz somutlastırılmaya çalısılacaktır.

Rusya: Rusya'da Mart ayındaki seçimlerden zaferle çıkan Devlet Baskanı Putin'i daha önceki dönemlere göre zor bir baskanlık süreci bekliyor. Mesruluk krizleri kapıda. Zira kendisine karsı ciddi bir sokak muhalefeti var ve Putin, artan sosyal sorunlar karsısında yönetilmesi daha zor bir Rusya ile ugrasmak zorunda. İçeride artan sorunlarla mücadele etmek ve halkın dikkatini dagıtmak için Putin dıs politikada Batıya karsı daha sert bir tutum sergilemeye basladı. Rusya'dan yapılan NATO'nun füze kalkanı projesinin yerlestirildigi ülkelerin Rusya'ya yönelik bir tehdit olusturdugu ve gerekirse batıya yakın ülkelere kendi füze savunma sistemlerini kuracagına iliskin açıklama tam da bu analize uygun bir dıs politika yaklasımı olarak görülmelidir. Bu baglamda Rusya'nın İran ve özellikle Suriye konusunda batıyla isbirligi yapma konusunda da inatla karsı çıkması beklenmelidir. Türkiye için bunun anlamı Suriye'de BM'nin karar alamayacagı ve dolayısıyla Bessar Esat rejiminin siyasi ömrünün uzayacagıdır.

FRANSA'DAKİ DEGİSİM

Fransa: Fransa'daki devlet baskanlıgı seçimlerinde ise Sarkozy kaybetti, Sosyalistlerin adayı Hollande kazandı. Sarkozy'nin dıs politikayı (Libya gibi) iç politik amaçlar için kullanma taktikleri ters tepti. Bu liderlik degisiminin AB ve uluslararası politika ve Türkiye için önemli sonuçları olacagı kesin. Avrupa Birligi konusunda Hollande'in Sarkozy döneminden farklı olarak Alman Sansölyesi Merkel'in pesine takılması beklenmemeli. Bu çerçevede özellikle mali disiplin ve ortak para politikalarında sorunlar yasanacaktır. AB'nin genislemesi konusundaysa yeni yönetim muhtemelen daha esnek bir politika izleyecektir. Bu çerçevede Türkiye için yeni bir fırsat penceresi açılabilir. Ama aceleci olmamak gerekir. Zira Fransa'da Haziran ayında yapılacak meclis seçimlerinde asırı sag (Ulusal Cephe) ve asırı sol partilerin güçlü biçimde temsil edilecekleri yeni bir siyasi tablonun çıkması hayli yüksek olasılıktır. Dolayısıyla meclisin karar alma sürecindeki sıkıntılar yeni Cumhurbaskanını zorlayacaktır.

YUNANİSTAN'I BEKLEYEN TEHLİKE

Yunanistan: Yunanistan'da erkene alınan parlamento seçimleri tam anlamıyla siyasi kaos yaratacak bir tabloyla sonuçlandı. İktidardaki iki büyük partinin oylarında çok ciddi bir azalma var. Merkez sag ve sol oyların toplam içindeki payı yüzde 30'lara indi. İlk kez asırı sag ve asırı solun parlamentoda agırlıgı bu kadar artmıs durumda. Türkiye'nin 1990'lı yıllarını andırır sekilde Yunanistan üç veya bes partili koalisyon dönemlerine mahkum olmus gibi gözüküyor. Temsil kabiliyetleri zayıflamıs ve kutuplasmıs bir parti sistemi içinde koalisyon hükümetlerinin IMF ve AB baskısı altındaki ülkeyi siyasi ve ekonomik olarak yönetmeleri kolay olmayacak. Bu nedenle Yunan sokaklarının gelecek aylarda giderek hareketlenecegi öngörülüyor. Yeni seçimlerin yapılması da gerekebilir. Yunanistan'daki derinlesen siyasi kriz muhtemelen Avro bölgesindeki belirsizligi artıracak. Zira Yunanistan uluslararası toplumun Avro bölgesine bakısını etkileyen önemli bir gösterge durumunda. Eger Yunanistan ekonomisi çökerse Avrupa'da İspanya, İtalya ve Portekiz'i kapsayan yeni ve daha derin bir ekonomik kriz tetiklenebilir ve böyle bir gelisme de AB içindeki ayrısmaları baslatabilir. Milliyetçilik akımlarının güçlendigi, birlik ruhunun zayıfladıgı bir AB'nin küresel gücü de zayıflayacaktır.

ÇİN'DE DEGİSİM AMA NASIL

Yıl sonuna dogru Çin'de Komünist Partinin kongresi var ve liderlik kadrosu yenilenecek. ABD'de Obama ikinci dönem için seçmene gidecek. Dünyanın en önemli iki ülkesindeki bu seçim süreçleri de dünya politikasında kim belirsizligi artırıyor. Sonuç olarak, sosyo-ekonomik kriz ortamlarında demokratik ülkelerdeki seçimler radikal çözüm öneren liderleri ve partileri ön plana çıkartıyor. Fransa'dan Yunanistan'a kadar tüm Avrupa ülkelerinde özellikle asırı sagın güç kazanması bir tesadüf degil. Bu baglamda, normal zamanlarda demokratik ülkelerde seçimler sistem üzerinde biriken baskıyı giderecek bir emniyet supabı islevi görürken, zor zamanlarda krizi derinlestirecek ve istikrarsızlık yaratacak sonuçlara da yol açabiliyor.

Dolayısıyla orta vadede küresel düzlemde bir fikir olarak demokrasinin kısmen zayıflaması ve otoriter veya illiberal sistemlerin mesruluk kazandıgı bir 'demokrasi daralması' süreci yasanabilir. Diger taraftan, krizlerin hem bir sonucu hem de sürdürücüsü olarak küresel ekonomi politik sistemin yeniden yapılanması süreci ile kritik ülkelerdeki istikrasızlıklar paralellik arz ediyor. Artan istikrasızlıklar ise küresel güç kaymasını hızlandırıyor. Türkiye gibi yükselen güçler için bu konjonktür hem büyük fırsatlar hem de riskler getiriyor. İyi yönetilmesi ve dikkatle izlenmesi gerekir.

Birol Akgün / 12.05.2012-Yeni Safak