
De Gaulle mü? O Yapmazdı
Libya’daki ayaklanma, Fransa Cumhurbaskanı Nicolas Sarkozy’ye uzun zamandır can attıgı bir fırsatı sundu: Nihâi zafer vaad eden riskli bir uluslararası harekâta liderlik etmek
Libya’daki ayaklanma, Fransa Cumhurbaskanı Nicolas Sarkozy’ye uzun zamandır can attıgı bir fırsatı sundu: Nihâi zafer vaad eden riskli bir uluslararası harekâta liderlik etmek. Fransızların la grandeur (ihtisam) dedikleri seyin pesinde olmak, besinci cumhuriyetin kurucusu General Charles de Gaulle nazarında bir devlet baskanının baslıca var olma sebebidir. Fransa ulusal çıkarlarını ve bagımsızlıgını inatla savunan halefleri, generalin bu görüsünü büyük ölçüde paylastılar.
Ancak Sarkozy’nin ihtisam fikri, “de Gaulle” veya “Mitterand’ın” ihtisam fikrinden baskadır. Önceki iki cumhurbaskanı kendilerini tarih ögrencisi olarak, ulusal çıkarlar hakkında uzak görüslü adamlar olarak görürlerdi. Sarkozy ise ânın yaratıgıdır, günlük haber çevrimleriyle yasar. Risk, nabzını artırır ve istahını açar. Sarkozy, Neuilly belediye baskanı iken bombacı delinin teki bir anaokulu sınıfını rehin aldıgında öne çıkmıstı. Sarkozy odaya girdi, bombacıdan teslim olmasını istedi ve elinde bir çocukla beklesen kameraların önüne çıktı. Kriz onun parçasıdır.
2008 yılında Rusya’nın Güney Osetya’yı isgal etmesiyle baslayan kriz sırasında AB dönem baskanlıgıyla mesgulken kendisini krizin ortasına attı, mekik diplomasisi estirdi, Gürcistan hükümetini devirme tehditlerini yerine getirmemeleri için Rusları ikna etti. Ancak risk üstlenme hırsı her zaman sonuç getirmedi. Sarkozy, Muammer Kaddafi’nin can düsmanı olmazdan evvel, 2007 Aralık ayında onu Paris’e davet ederek Kaddafi’yi yeniden uluslararası topluma kazandırmaya çalısmıstı. Bu jest, Sarkozy’nin insan haklarından sorumlu yardımcısının elestirisini çekti ve Kaddafi’nin dengesiz davranısları yüzünden bir utanç halini aldı. Daha kötüsü, Sarkozy’nin bu girisimi aynı yılın baslarında Kaddafi’nin Libya’da mahkum bulunan Bulgar hemsireleri serbest bırakma kararına karsılıktı galiba. Kaddafi bu lütfu karsılıgında Fransa’dan 100 milyon avroluk silah satıs vaadi ve nükleer santral insası gibi baska haraçlar da almıstı. Libya lideri, bu tekliflerine ragmen, Sarkozy’nin biricik projesi “Akdeniz Birligine” katılmayı “Arap Birligini” enkaza çevirecegi gerekçesiyle daha sonra reddetmisti. Kaddafi, Sarkozy’i kayal kırıklıgına ugrattıysa, Arap Birligi’de bu askeri harekâta katılarak Kaddafi’yi kesinlikle hayal kırıklıgına ugratmıs olmalıdır.
Fransa Cumhurbaskanı’nın Libya diktatörüne karsı askeri harekâtı desteklemek için hayal kırıklıgından baska nedenleri de var. Sarkozy, tamamen mesru olan insâni nedenleri ve – ayaklanmacıların taraftarı oldukları ya da olmadıkları – “ortak demokratik degerleri” vurgulamayı sever. Fakat hükümetinin “Arap baharına” verdigi ilk tepkideki dagınıklıgı örtbas etmeyi de ümit ediyor. Tunus’taki göstericiler bir diger diktatörün, Zeynel Abidin bin Ali’nin silahlı güçleriyle karsı karsıya geldiklerinde o zamanın dısisleri bakanı Michèle Alliot-Marie Tunuslu meslektaslarına, kitle kontrol tekniklerini ögretmek için Tunus’a Fransız çevik kuvvet polisi göndermeyi teklif etmisti. Ayaklanmanın ilk günlerinde Tunus’ta tatil yapıyordu ve yaslı ebeveyninin is anlasması yaptıgı Zeynel Abidin’in bir ahbabına ait özel jetiyle uçmayı kabul etmisti.
Bu ifsaatlar nihayetinde Alliot-Marie’yi istifaya mecbur etti ve hem genis bir tecrübesi bulunan hem de Sarkozy’nin eski rakibi olan Alain Juppé dısisleri bakanı oldu. Fakat Sarkozy, Alain Juppé Brüksel’de Avrupalı ortaklarıyla görüsürken ayaklanmacıları tanıma ve Libya hava limanlarını bombalama kararı alarak dısisleri bakanını afallatı. Juppé bu karardan habersizdi ve durumu gazetecilerden ögrendiginde küçük dilini yutmustu. Yaraya tuz basarcasına, Fransa’nın politikası élysée Sarayı’nın merdivenlerinde playboy filozof ve avare insancıl Bernard-Henri Lévy tarafından duyuruldu; Lévy, Sarkozy’nun dostu ve ayaklanmacılar kampında kendi özel baglantılarını kurmus. Haberlere göre Juppé makamına karsı yapılan bu tahkir üzerine istifa tehdidinde bulunmustu ama bu tarihe kadar koltugunda oturmayı sürdürüyor.
Sarkozy 2012 yılında yeniden seçilmek için zorlu bir mücadeleyle karsı karsıya. Sarkozy’nin aldıgı destek zirvesinde: Yüzde 25. Çesitli kamuoyu arastırmaları, asırı sagcı Ulusal Cephe’nin yeni lideri Marine Le Pen’in ve bazı Sosyalist adayların gerisinde üçüncü sırada bulundugunu gösteriyor. Sarkozy’nin partisi, Libya saldırısının yolda oldugu geçen hafta sonu yapılan kanton seçimlerinde büyük bir maglubiyet aldı. Böylesi sartlar altında, ülkesini savasa sokan bir liderin sandıkta avantaj elde etmeye çalıstıgından süphelenilir. Fransa savas uçakları Libya’ya saldırdıgında cumhurbaskanı’nın aldıgı oylarda farkedilir bir destek dalgası olusmadı.
Sarkozy’nin gerçek amaçları hakkında süphe varsa, bizzat cumhurbaskanı mesuliyetini kabul etmelidir. Çesitli yetkililer, Fransa hükümetinin Libya’daki kargasa hakkında duydugu endiselerden birinin de devlet inkırazı durumunda teknelerle Avrupa’ya girmeye tesebbüs edecek mülteci akını olduguna isaret ettiler. Le Pen, bu endiseyi abartmak için İtalya’nın Libya kıyılarına kıskırtıcı derecede yakın olan Lampedusa adasına gitti ama cumhurbaskanı’nın partisi de benzer korkulara oynadı. Geçen hafta, iktidar partisi milletvekili Chantal Brunel, Kuzey Afrikalı mülteciler Avrupa sahillerine çıktıklarında onları “tekrar teknelere bindirmekle” tehdit etti. Daha önce ise Avrupa İsleri Bakanı Laurent Wauquiez Tunus’taki ayaklanmalar sonrasında yasadısı göçe müsamaha gösterilmemesi uyarısında bulumustu. Bu tür beyanatler, cumhurbaskanının yüksek insâni söylemine zarar vermekte ve art niyetli olduguna dair süphelere yol açmaktadır.
Dahası, çöldeki savas planlandıgı gibi gitmezse “de Gaulcü ihtisam” kolay kolay ele geçmeyebilir. Bingazi çevresindeki hedefleri ilk önce Fransa uçakları bombaladı elbette; hatta Amerika cruise füzeleri hava savunma sistemlerini vurmadan önce. Fakat gerçek su ki, saldırının agır kısmını tasıdıkları varsayılan Fransa ve İngiltere, ABD’nin kuvvet intikal yeteneklerine sahip degildir. Askeri çarpısma, uçusa yasak bölge kararını uygulamanın ötesine geçti ve Libya zırhlılarına ve agır silahlarına saldırmaya vardı. Askeri müdahale, Kaddafi’nin paralı askerlerini savasmanın risklerinin faydasından daha fazla olduguna ikna etmedigi takdirde egitimsiz ayaklanmacılar daha yakın bir destege ihtiyaç hissedebilirler. Fakat paralı askerler çekip gitseler bile sâdık Libya askerleri muharebe sahasında kalacaklar ve hava destegi alan ayaklanmacıların askerleri maglup edip edemeyeceklerini bekleyip görmek gerekecektir. Son olarak da Kaddafi devrilse bile, Libya’nın gelecegi onun devrilmesinden sonra belirlenecek ve Fransa o süreç üzerinde söz sahibi olmak isteyen diger taraflarla ugrasmak zorunda kalacaktır. Kısacası, Fransa’nın müdahalesi, Fransa’nın küresel erisiminin hatta bir zamanlar hâkim oyuncu oldugu bölgedeki erisiminin sınırlarını göstermeye hizmet edebilir.
Bu bizi Sarkozy’nin kumarındaki önemli bir diger cihete götürüyor. Fransa’da çogu Afrika’dan gelmis büyük bir göçmen nüfus var. Fransız müslümanlar, özellikle de genç müslümanlar kendilerini Tunus ve Kahire’deki gençlikle ve seküler protestolarla özdeslestirdiler. Bingazi’de bir kıyımı önleme çabası hoslarına gitmis olabilir ama askeri tırmanma protestolara yol açabilir. Askeri mâcera yanlıs bir dönemece girdiginde, Fransız emperyalizminin acı hâtıraları kolaylıkla açık bir muhalefete dönüsebilir.
Bir de Sarkozy inisiyatifinin sorunlu oldugunu ispatladıgı bir Avrupa Birligi meselesi var. Brüksel’de Avrupalı ortaklarla yapılan görüsmeler sürerken Sarkozy’nin ayaklanmacıları aceleyle tanıması ve ayaklanmacıların liderlerinin tam olarak kimler oldugu ve hangi siyasi kuvvetleri temsil ettikleri hakkında açık göstergelerin olmayısı – Sarkozy’nin Lizbon Anlasması ugruna haçlı mücadelesi verdigi günlerde müdaafa ettigi – ortak Avrupa dıs politikası fikrini gülünç duruma düsürdü. Dıs mâceralarının pek çogunda Avrupa’nın hassasiyetlerine umursamaz bir tavır takındı ve Libya’ya askeri harekâta sevkle yaklasmayan Sansölye Angela Merkel’i olumsuz duygu ve düsüncelere itti. Sarkozy’nin çabucak bir askeri harekâta baslama egilimi Avrupa isbirligini kısa veya orta vadede berbat etmis olabilir.
Fransa ve ingiltere’nin bir uçak gemisini paylasmalarından belli olan uzlasmaları, Libya meselesiyle ilerledi; her ne kadar NATO’nun operasyondaki rolü hakkında geçici anlasmazlıga düsseler de İngiltere Basbakanı David Cameron ve Sarkozy genelde hemfikirler. Kaydetmeye deger olan bir fark ise su: Cameron, savasa gitmeden önce Avam Kamarası’ndan güvenoyu arayısına girdi. Sarkozy ise bu tür ayrıntılarla ugrasma zahmetine girmedi. O, Fransa parlamentosunu kontrol ediyor. Geçmisin de son bon plaisir Borboun kralları gibi keyfine göre hareket etti. Baskanlıgı Fransa’daki yürütme makamına yarasır nisân ve alâmetleri tasımadıgı varsayılan Barack Obama da aynısını yaptı. Egemenligin olaganüstü hal ilan etme gücü oldugu söylenir. Eger öyleyse, Libya müdahalesi Sarkozy’nin Muhtesem Ulus üzerindeki egemenliginin çarpıcı bir göstergesidir. Libya’da batı müdahalesi için bastırarak kendisini riske attı ve simdi de askeri operasyonu tamamlamaya çalısıyor her ne kadar bu, Fransa ordusunun yeteneklerini kırılma noktasına kadar pekâla zorlayabilecek de olsa.
Foreign Policy /Arthur Goldhammer
Dünya Bülteni için çeviren: M. Alpaslan Balcı