Çin’in kimliksizleştiren kampları: Müslüman Uygurlar zorla ‘eğitiliyor’

Çin’in kimliksizleştiren kampları: Müslüman Uygurlar zorla ‘eğitiliyor’

Çin’in batısında bulunan Hotan çöllerinde, heybetli bir bina dikenli teller ile kaplı çitlerin arkasından yükseliyor. Binanın dış cephesinde yer alan büyük kırmızı puntolar, içerideki tutsak insanlara Çince öğrenmelerini emrediyor. İçeride, yüzlerce Uygur Müslümanı bulunuyor ve buradaki günlerini “beyin yıkama” olarak tanımlanabilecek programlar ile geçiriyorlar; Çin Komünist Partisi’ni öven ulusal marşlar söylüyorlar ve serbest bırakılan tutuklular ile kendilerini karşılaştırıp “öz eleştiri” yazmaya zorlanıyorlar. 
 
Bu kampın tek amacı, İslam’a olan bağlılığı ortadan kaldırmak. 
 
41 yaşındaki Abdusalam Muhemet, polisin kendisini bir cenaze töreninde Kuran ayeti okuduğu gerekçesiyle gözaltına aldığını belirtiyor. İki ay sonra yakınlardaki başka bir kampta, o ve 30’dan fazla Uygur Müslümanına eski yaşantılarından, kimliklerinden vazgeçilmesi emredilmiş. Kampın asıl amacını açıklayan Muhemet, “Burası, intikam duyguları uyandıran ve Uygur kimliğimizi yok eden bir yer” diyor.
 
Taklamakan Çölü’nün eski bir vahası olan Hotan’ın dışında bulunan bu kamp, Çin’in son yıllarda inşa ettiği yüzlerce kamplardan biri. Kamplar, yüz binlerce Çinli Müslüman’ın bir suçlama olmaksızın tutulduğu ve aylar boyunca beyin yıkama programlarına maruz kaldığı gaddarlık kampanyasının bir parçası.
 
Dinlerini, dillerini, kültürlerini ve bağımsızlıklarını korumaya çalışan Müslüman Uygurlar uzun zamandır Çin hükümetini rahatsız ediyor. Bu kapsamda Çin, 24 milyonluk nüfusunun neredeyse yarısının Müslüman etnik azınlık gruplarına ait olan Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde (Xinjiang) İslam’ı kısıtlamak ve buradaki etkisini artırmak için on yıllardır dehşet verici uygulamalar gerçekleştiriyor. Xinjiang bölgesindeki 24 milyonluk nüfusunun neredeyse yarısının Müslüman etnik azınlık gruplarına ait olduğu biliniyor. 
 
Geçen yıl devlet medyasında çıkan haberlerde “Sincan Uygur Özerk Bölgesi terörist faaliyetlerin yoğunlaştığı bir dönemden geçiyor, bölücülük için yoğun uğraşlar veriliyor ve bunu tedavi etmek için acı verici müdahalelerde bulunuluyor” denmişti. 
 
Kitlelerin alıkonmalarına ek olarak hükümetin muhbirlerden yardım aldığı, polis gözetimini yoğunlaştırdığı ve hatta bazı evlere kameralar koyduğu biliniyor. İnsan hakları savunucuları ve uzmanlar, program nedeniyle Müslüman Uygur toplumunun travma geçirdiğini ve ailelerin parçalandığını belirtiyor. Avustralya Ulusal Üniversitesi'nde Sincanlı bir uzman olan Michael Clarke, “Günlük hayata nüfuz etmiş durumdalar. Etnik bir kimliğiniz var, Uygur olarak tanımlanıyorsunuz ve bu patolojik bir vaka olarak görülüyor.” diyor.
 
Çin ise suiistimal raporlarını reddetmeye devam ediyor. Geçtiğimiz ay Cenevre’de düzenlenen Birleşmiş Milletler panelinde, bu kampların yeniden eğitim için işletilmediği belirtilmiş, söz konusu kurumların “ılımlı ıslah kurumları” olarak nitelendirmişti. Bu politikada görevli olan Hu Lianhe ise “Keyfi şekilde gözaltılar gerçekleştirmiyoruz. Yeniden eğitim merkezi olarak nitelendirilecek bir yapımız yok.” diye konuşmuştu.
 
BM, Çin’den kaç kişinin gözaltına alındığını ve serbest bırakıldığını açıklamasını talep etmiş ancak Dışişleri Bakanlığı talebi “gerçeklere dayanaksız” bularak reddetmişti. Ayrıca Çin’in güvenlik önlemlerinin diğer ülkeler ile karşılaştırılabilir seviyede bulunduğunu iddia etmişti. 
 
Ancak Çin hükümetinin savunması; resmi direktifler, haberler, araştırmalar ve ortaya çıkarılan inşaat planlarının yanı sıra daha önce kamplardan kaçan eski tutukluların sunduğu kanıtlar ile çelişmektedir. Hükümetin belgelerde, bu kampları genellikle “eğitim yolu ile dönüştürme merkezleri” olarak tanımladığı ve topluma herhangi bir bilgi verilmeksizin, herhangi bir sistem olmaksızın kamp sayısını artırdığı ortaya çıktı. 
 
New York Times, bu kamplarda tutulan 4 kişi ile görüştü ve ne zaman serbest bırakılacağını bilmemenin verdiği kaygı ile yaşadıklarını anlatan tutsaklar, “içerideki insanların fiziksel ve sözlü tacizlere maruz kaldığını, zorla şarkı söylediklerini, rutin olarak düzenlenen konferanslar ve özeleştiri toplantılarına katıldıklarını” belirttiler. 
 
“Bir virüsün silinmesi”
Kampta yaşadıklarını anlatan Abdusalam Muhemet, kampı şu şekilde anlatıyor:
 
“’Yeniden eğitim kampında’ günler bir koşu ile başlıyor. Neredeyse her sabah, ben ve onlarca başka Müslümana sınırlı bir alanda koşulmamız emrediliyor. Sabırsız muhafızlar bu esnada bazen yaşlıları ve yavaş mahkumları darp ediyor. Daha sonra ‘Komünist Parti olmasaydı Yeni Çin olmazdı’ gibi vatansever marşlar söylememiz talep ediliyor. Marşı hatırlayamayanların, kahvaltıdan mahrum bırakılarak öğrenilmesi sağlanıyor. Çoğu gün İslami radikalizmi benimsemememiz, Uygur’un bağımsızlığına destek vermememiz ya da Komünist Parti’ye karşı çıkmamamız adına uzun konuşmalar yapılıyor. 
 
Hükümet İslamı yasaklamadı ancak arkadaşlarınız ya da misafirleriniz varken evde dua dahi edemiyorsunuz. Ayrıca dini pratiklerimizi nasıl gerçekleştireceğimiz konusunda dar sınırlar belirlediler. Bütün pratiklerin tek bir kilit noktası bulunuyor: Çin Komünist Partisi büyüktür, Uygur kültürü geri kalmıştır ve Çin kültürü gelişmiştir. İki ay sonra ailemi ancak başka bir kampta görebildim. Hiçbir şey söyleyemedim, yalnızca iki oğluma ve eşime sarıldım; ağladıkça ağladım.”
 
Kaynak:  https://nyti.ms/2QMcuLb
Çeviri : UHİM