
Canilerin Yürek Mahkemesi!
Artan çocuk, genç ve kadın cinayetlerinin, tanımı zor bir canilikle islenmesinin; aslında her birimize “Hangi Vicdan” sorusunu “Haykırarak” sordurması lazım gelir.
Her insanın içinde bir “mahkeme” vardır. Bu mahkemenin adı “vicdan”dır. Baska bir ifadeyle “iç ses”imizdir. Bir davranıs gerçeklestirecegimiz zaman bizi uyaran ya da yaptıklarımız konusunda bizi yargılayan bu mahkemedir.
Ahlak felsefesinin de temel konusu olan vicdanı, Edward Young “Allah'ın tatlı fısıltısı.” olarak degerlendiriyor. Hz Ömer (ra) da “Kötü bir isin en gizli sahidi vicdanımızdır.” der.
İnsanlık tarihi kadar eski olan ve “insanın” kurdugu “Hukuk Mahkemeleri”nin olmadıgı dönemler de dahi yargılamalar yapan mahkeme “vicdan mahkemeleri” degil miydi?
Peki, ne oldu da bu vicdan mahkemesi artık, bir çok insanımızı yanlıs verdigi kararlarında ve isledigi cinayetlerde yargılayamaz hale geldi? Bir çok akıl sahibi için “En büyük ceza vicdan azabı.” iken bu en güçlü yargılama usulümüz yara aldı?
Son dönemlerde iyice artan özellikle çocuk, genç ve kadın cinayetlerinin, tanımı zor bir canilikle islenmesinin; aslında her birimize “Hangi Vicdan” sorusunu “Haykırarak” sordurması lazım gelir. Kendime sordugumda buldugum cevaplar beni gerçekten hem üzdü hem de insanlıgımız adına endiseye sevketti.
Su soruyu, hunharca cinayetleri isleyenlere soralım. “Senin vicdanın yok muydu, hiçmi sızlamadı?” diye. Neden sızlasın. Sizin vicdanınızı besleyen degerler bütünüyle onun ki aynı mı ki sızlasın. Siz karsıdaki caniye bu soruyu sorarken, kendi hikayeniz üzerinden ve deger anlayısınızı temel alarak soruyorsuz. Oysa “Herkes inandıgını görür.” gibi temel bir bilimsellik anlayısı, onunla bizim vicdanımızın farlılıgını ortaya koyuyor.
İsin endise veren yanı da burası zaten. Yapılan canilik onun gözünde, bizde oldugu gibi bir vahset görüntüsü olusturmuyor.İste, sızlamayan ve yaptıgını normal olarak algılayan vicdana seslenmenin de hiçbir yankısı olamıyor.
Yasanan kültürel asınmalar ve kaybedilen kollektif inanç ve ahlaki degerler sebebiyle yasadıgımız olayların bir çok çesidinin yanına, bazen kan donduranlar da ekleniyor. Hala yüreklerinde insani yargılar barındıranların içini acıtıyor ama bazılarının umurunda bile olamıyor.
Bu canılıkleri yapanları, bizim baktıgımız pencereden bakmaya ikna edebilir miyiz? Yüreklerinin, bizim gibi sızlamasına zemin hazırlaya bilir miyiz? Cevap “evet” ise ıslahın bir anlamı olabilir elbette. Ama “hayır” diyorsak bilelim ki bu insanlar hapisten çıktıklarında aynı seyi yapmaya devam edeclerdir. Verildigi dönemlerde de tartısılan “Af” kararlarıyla serbest kalanların yaptıkları, gerçek olarak ıspata yeterlidir. Bu nokta da birilerinin “idam” hükmünü düsünürken “Demokrasi ayıbı” demesi bana su soruyu sorma hakkını veriyor; “En ileri demokrasiler insanının güvenligini de en üst seviyede koruyanlar degil midir?” Çünkü, sosyolojide ve psikolojide güvenlik ihtiyacı insanın en temel ikinci ihtiyacıdır.
Elbette bir insanın “yasam” hakkı en kutsal hakkıdır. Fakat bu kutsallık birilerinin gözünde yitip gitmisse onlara “dur” demek te bir devletin diger vatandaslarına karsı olan sorumlulugudur. Devletlerin temel varolus felsefesi insanların güvenlik ihtiyacı üzerine kuruludur. Hiçbir hukuk devleti vatandasını, bir caninin sızlamayan “yürek mahkemesine” terkedemez, etmez.
02.04.2011
İsmail Öz – Haber 7