Avrupa’Nın Gerçek Yüzü Burka Yasağı Ve Göçmen Telaşı

Avrupa’Nın Gerçek Yüzü Burka Yasağı Ve Göçmen Telaşı

Avrupa’nın Gerçek Yüzü Burka Yasagı ve Göçmen Telası

Binlerce dogu Avrupa’lının batıya gelmesinde hiçbir sakınca görülmezken, Hristiyan kültürünün ‘yabancı’ olarak damgaladıgı bir avuç Kuzey Afrikalı’ya karsı AB adeta alarma geçti.
Avrupa Birligi gündemini bundan önce Avro ülkelerinden basta Yunanistan olmak üzere Portekiz ve İspanya’nın borç krizleri mesgul ederken Kuzey Afrika’daki Arap ülkelerinde görülen direnisler ve ayaga kalkısla birlikte Avrupa’ya bir bir iltica akımı ihtimali daha ön sıraya geçti. Simdiye kadar Avrupa’nın zengin ülkesi Almanya ve Fransa’ya geçebilmek ümidiyle İtalyan adası Lampedusa’ya gelen çogunlugu Tunuslu Kuzey Afrikalı mülteci sayısı ancak 26 bini bulabildi. Avrpa’da duyulan telasa bakılırsa sanki milyonlarca Afrikalı akın akın Avrupa’ya kosmaya basladı. Dogu Avrupa’dan ve özellikle Almanya’ya milyonlarca Alman kökenli olduklarını iddia eden Rusların gelmesinde hiçbir sakınca görmeyen politik anlayıs, hatta bu akımı devletin yine milyonlarca diger yabancı isçilerden de aldıgı vergilerle tesvik ve finanse ediyor.

Mayıs ayıyla birlikte batıdaki isçi ücretlerini asagı düsürme tehlikesi olsa da binlerce dogu Avrupa’lının batıya gelmesinde hiçbir sakınca görülmezken, Hristiyan kültürünün ‘yabancı’ olarak damgaladıgı sayıları 50 bini bile bulmayan bir avuç Kuzey Afrikalının İtalya üzerinden batı Avrupa’ya yayılmasına karsı AB adeta alarma geçti. Sengen antlasması yeniden gözden geçirilerek gerektiginde tekrar sınır kontrollerinin uygulanabilmesi görüsülüyor. İnternet yorumlarından birinde bir Alman, yaklasık 400 milyon AB vatandasının Norveç’ten İtalya’ya, Portekiz’den Polonya’ya kadar serbestçe dolasabildigi bölgeyi kastederek ‘Bir bu özgürlügümüz vardı, o da simdi elimizden alınmak isteniyor. O halde AB’nin ne anlamı kaldı?’ sorusunu yöneltmis.

AB’ye hakim siyasi çevreler, uzmanların gelecekte ekonomik sıkıntılara neden olabilecek isgücü açıgını çözmek için kültür farklarına bakılmaksızın nitelikli isçilere gelis kolaylıgı gösterilmesini önerirken, İslam kültürünü ve Müslümanları Avrupa için büyük bir tehlike olarak görerek, İslam ülkelerinden tek bir kisinin bile gelmesini istemiyor. Bu konuda kendi vatandaslarının haklarını sınırlamaktan bile geri kalmayarak Sengen antlasmasıyla aralarındaki kaldırdıkları sınırları geçici de olsa yeniden koymayı dahi göze alıyor.

Gerek Kuzey Afrika’dan gelen Müslüman göçmenlere karsı gösterilen asırı telas, gerekse önce Fransa’da uygulanmaya baslanan, Belçika’da parlamentodan geçen, Hollanda ve İspanya’da da önümüzdeki aylarda kararlastırılması beklenen burka ya da nikab yasagı AB’nin İslam ve Müslümanlar konusundaki olumsuz tavrını gayet net bir sekilde ortaya koyuyor. Avrupa’da yasayan Müslümanların inançlarına uygun yasamalarını kısıtlarken insan haklarını ve esitligi öne süren AB siyaseti, Müslüman ülkelerden gelen mültecilere uyguladıkları sınırlamaları da ekonomik nedenlere dayandırıyor. Afrika’dan ya da dünyanın baska bir yerinden Avrupa’ya iltica edenlerin çogunlugunun ekonomik nedenlerden geldigi herkes tarafından bilinen bir gerçek. Öyle de olsa ekonomik açıdan bakıldıgında bu gelenlerin de bir kısmıyla isgücü açıklarını kapatırken, gelen kitlelerin de birer tüketiciden mütesekkil oldugu gözönüne alınırsa nüfustaki artısa katkı saglayarak ekonomiye de canlılık getirmez mi?

Almanya’da da Belçika yasagından sonra tekrar gündeme gelen burka yasagına bu kez sol kesimden de destek gelmesi önce sasırtıcı gibi görünse de aslında Sosyal Demokratların da Müslümanlara bakısları bakımından aslında Hristiyan Demokratlardan çok da farklı olmadıklarını ortaya koydu.

Resmi kurumlarda Müslüman bir hanımın yüzünü de kapatarak çalısmasının elbette birtakım zorlukları da beraberinde getirecegini, hele batı toplumunda bunun neredeyse imkansız oldugunu herkes takdir eder sanırım. Ancak sokakta, müzede, sinemada ya da hayvanat bahçesinde çocuklarıyla birlikte gezintiye çıkan ve yüzünü de örten bir Müslüman bayan nasıl bir güvenlik tehdidi olusturabilir? Aynı sekilde basına bir sapka ile günes gözlügü takan, boydan boya elbise giymis herhangi birisi de o zaman güvenlik riski olusturabilir.

Zaten gerek Fransa’da gerek Belçika’da yasakları savunanlar güvenlik sorunundan çok burka ya da nikabın dini bir sembol olmadıgını, Müslüman hanımların iradelerini hiçe sayan hakeratamiz bir uslup kullanarak, kadına yapılan bir baskının ve esitsizligin sembolü olarak gördüklerini söylüyor. Aynı ifadeleri her kesimden oldugu gibi garip bir sekilde feminist olduklarını ve kadın haklarını savunduklarını iddia eden kimselerden Almanya’da da duymaktayız. Demekki problemin aslı yabancı bir kültürün ülkelerinde çok az da olsa varlık göstermesinden kaynaklanıyor.

GÖÇMEN KÖKENLİ İÇ DİNAMİKLER GÖRMEZDEN GELİNİYOR

AB’nin ekonomik bakımdan en güçlü ülkesi Almanya basta olmak üzere bu ülkelerde yasayan göçmen kökenli binlerce nitelikli genç insana farklı kültürden geldikleri için is piyasasında fırsat esitligi tanınmıyor. Fransa’da Arap gençlerin, Almanya’da Türk gençlerin yaptıkları yüzlerce is müracaatına isimleri görülür görülmez olumsuz cevap veriliyor.

Almanya’da her hafta medyada ‘nitelikli isgücü ihtiyacı giderek büyüyor’ haberleri arzı endam ederken, ülkede yasayan üniversite mezunu ya da herhangi bir meslek ögrenmis yabancı kökenli yüzlerce genç için, ihtiyaç duyulan sektörlerde çalıstırılmak üzere özel mesleki egitim, ek ögrenim gibi konular hiç gündeme getirilmiyor. Bunun yerine özellikle konzervatif siyasi çevreler, ırkçı söylemleriyle populer olan ve yazdıgı kitabı milyondan fazla satan Sarrazin gibilerinin daha çok gündemde tutulması için gayret sarfediyor. Ancak bu gayretin son günlerde solcu Sosyal Demokrat kesimde de basladıgını görüyoruz. Sosyal Demokrat Parti SPD’nin Genel Sekreteri Andrea Nahles’in Sarrazin’in partiden ihrac basvurusunu geri alması parti içindeki bazı kesimleri bile sasırttı.

İstatistikler Almanya’da 2050 yılına kadar dogum oranlarının yüzde 30, Dogu Almanya’da yüzde 50 gerileyecegini ortaya koyuyor. Bu gelismeler karsısında Almanya diger AB ülkeleri gibi gelecekte daha da vahim bir duruma dönüsecek isçi açıgını kapatmak için kendi kültürlerine daha yakın gördügü Dogu Avrupa ülkelerine yöneliyor. Ancak ne varki Dogu Avrupa ülkelerinde de demografik sorunlar yasanıyor. Oralarda da nüfus geriliyor. Arastırmalar Sovyetlerin yıkılmasından sonra birçok Dogu Avrupa ülkesindeki nüfus gerilemesinin Dogu Almanya’dakine benzer bir gelisme gösterdigini ortaya koyuyor. Bu durumda AB’nin ya da Almanya’nın, isçi açıgını gidermek için kendi kültüründen ya da kültürüne yakın kültürlerden isgücü getirmek gibi bir lüksü önümüzdeki yıllarda tamamen ortadan kalkacak gibi görünüyor.

Almanya’da yaklasık bir ay önce çıkarılan bir kanunla burada yasayan yaklasık 300 bin yabancının ülkelerinde aldıkları diplomaların kolayca tanınması kararlastırıldı. Ancak bu kisilerin Almanya’da ihtiyaç duyulan tabiat bilimleri teknigi sektörlerinden gelmedikleri, doktor, eczacı, bakıcı, avukat gibi mesleklerden oldukları açıklandı. 1 Mayıs’tan itibaren batıya gelecek Dogu Avrupalı isgücüne ise bransları bakımından hiçbir kısıtlama getirilmedi. Dogu Almanya’ya Çek Cumhuriyetinden büyük oranda doktorların gelmesinin beklendigi bildirildi. Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerde bosalan yerlere de Romanya ve Bulgaristan’dan doktor ve benzeri mesleklerden kisilerin geldigi belirtildi. Demek ki bu dalga kendi kültür çevresinden oldugu zaman AB için bir sorun teskil etmiyor. Ancak bir avuç da olsa İslam ülkelerinden küçük bir mülteci akımı olursa iste o zaman bu durum ortak bir krize dönüsüyor.

01.05.2011
Mucahid Yıldız – Dünya Bülteni / Almanya