Avrupa’Da Soykırım Ve Peçe Yasağı

Avrupa’Da Soykırım Ve Peçe Yasağı

Avrupa’da Soykırım ve Peçe Yasagı

1991-1995 yılları arasında eski Yugoslavya’da yasanan soykırım suçlularının sonuncusu Goran Haciç, yakalandı. Savas Suçları Mahkemesi’nin belirledigi 161 katliamcının sonuncusuydu Haciç. Daha evvel yakalanan, Bosna katliamlarından sorumlu Ratko Miladiç ve Radovan Karadziç’in yargılanmaları da aynı mahkemede sürüyor. 15 yıldır yakalanamayan Goran Haciç’in ele geçmesi Sırbistan’da memnuniyetle karsılandı, zira bu tutuklama ile birlikte Sırbistan’a AB kapıları açılıyor… Türkiye’ye karsı kilit üstüne kilit vuran kapılar, insanlık suçu isleyen Sırbistan’a sonuna kadar açık.

Peçe yasagı
Bu hafta sonundan itibaren, Belçika’da uygulamaya konacak Peçe Yasagı hakkında Avrupa Konseyi İnsan Hakları Temsilcisi Thomas Hammerberg bir tenkit raporu açıkladı. Belçika’daki 270 peçeli kadın, sokakta görüldükleri taktirde 7 gün hapisle,135 euro para cezasına çarptırılacaklar. Hammerberg raporu, peçe yasagıyla sarsılacak Avrupa imajıyla ilgili. Fransa ve Belçika’dan sonra, Avusturya, Danimarka, İsviçre ve Hollanda da, Fransa ve Belçika’yı takip ederek peçe yasagını yasallastırma adımları içinde…
Islamophobia Watch
Yükselen İslam fobisini izleme ve hukuk takibi yürütme amacıyla Avrupalı Müslümanların kurdugu sitelerden sadece birisi Islamophobia Watch. Hazırladıkları rapora göre; 4 mart 2011 günü Santiago de Compostela kilisesine ziyarette bulunan Sarkozy, tokalastıgı pür tesettür rahibelere, milli kimlik ve Hristiyanlık geleneginden sözetmis. Ülkede ciddi bir İslam kalkısmasından ve yüzü tam olarak örten burka’nın, Fransız milli kimligi ve geleneklerine uymadıgından bahsetmis. Tesettür konusunda sıkı kurallara riayet eden rahibelerin cevabı ise enteresan; Allaha karsı bir görev ve yükümlülük olarak tanımladıkları hayat tarzlarından herhangi bir kusku ya da utanç duymadıklarıyla ilgili.
Fransa’daki laiklik; bir yanıyla milli kimlik, diger yanıyla gelenegi sentetik bir döküman olarak bitistirebilen bir hülasa. Peki bu ikisi çatıstıgında ne olacak? Rahibeler üzerinden Hrisitiyan gelenegi, kendini ancak küçük yasama alanında (kilise ve yardım kurulusları gibi) devam ettirirken, gerçek anlamda hayatın içine çok da karısmadan inzivaya çekilmis, hatta bir tür turistik hatıra, müze veya mezarlık gibi tahammül edilebilen, hosgörülebilen bir durum haline getirilmistir. Bir tür Laik muhafazakarlık..
Oysa aynı Fransa’da, burka giyen ve sayıları 2000’i asmayan Müslüman kadınlar, sokak ortasında taciz edilmeye, itilip kakılıp, kelepçelenmeye baslandı. Çünkü burkalı kadınların ve İslam dininin, Santiago de Compostela’daki laik muhafazakarlıga uyum yapmıs bir kilise anlayısı yok. Din, hayatın içinde ve her anına yayılmıs bir olgu olarak, mekana, muhite, sosyal cemaate kısıtlanmıs, eklektik bir kavram degil… Hatta burka giymeseler de örtünen kadınlar, hayatın içinde ve her alanda görüldükçe hem “milli kimlik” hem de “hristiyan gelenek” ve bunların logaritmik tezahürü Fransa tüzel kisiligi, bundan yara aldıgını hissediyor. (Lili-Alma levy/Fransa’ya karsı davasında oldugu gibi)
Lili ve Alma kardeslerin açtıkları davanın baska bir önemi daha var; çünkü bu dava ile tesettürün ve İslam dininin, “göçmenlere has” ve “kadını indirgeyici baskı” oldugu yönündeki Paris iddiası da çökmüstü. Zira Alma ve Lili kardesler, göçmen degiller, baskıyla örtünmedikleri de ortada; anneleri Feminist babaları Musevi olan iki beyaz Fransız kızı… Avrupa’nın kendi içinden yükselen, göçmen olmayan İslam sesiyle ne yapacagı merak konusu… Bununla birlikte Bosna katliamında oldugu gibi, göçmen olmadıgı halde Müslüman Avrupalılara reva görülen soykırım karsısındaki kıpırtısızlıklarına bakılırsa, çok da umutvar olmamak gerekiyor…
Nefret ve soykırım suçlarını pervasızca isleyen Sırbistan’a AB kapıları ardına kadar açılırken, cadı avına dönüsen Peçe Yasagı, tüm Avrupa’yı kusatıyor. Tüm bu çerçeve yeni bir Avrupa Orta Çagı izlenimini veriyor…

22.07.2011
Sibel Eraslan / Star