
Avrupa’da Hosgörünün Sartı ‘Entegrasyon’
Avrupa'da genel çogunlugun ve devlet gücünü elinde tutan siyasi iradelerin kendilerinden olmayana karsı saygı ve hosgörü göstermeleri için iki sart ortaya koyduklarını görüyoruz.
Gerek Almanya'da olsun gerekse Fransa, Belçika ve Hollanda gibi diger ülkelerde bizdeki hosgörü yani 'müsamaha' kelimesinin derinligini yakalayabilecek bir karsılık bulmak oldukça zor. Halk arasında Müslümanlara karsı hosgörü bakımından gerçekten örnek olabilecek birtakım istisnalar olabilir. Ancak genel çogunlugun ve devlet gücünü elinde tutan siyasi iradelerin kendilerinden olmayana karsı saygı ve hosgörü göstermeleri için iki sart ortaya koyduklarını görüyoruz; Birincisi her ne amaçla olursa olsun yabancı unsurlar onların ülkelerinde uzun süre kalmamalı, misafir olarak gelip, misafir olarak geri dönmeli. Bu yüzden Almanya'ya çalısmaya gelen isçilerin düne kadar adı 'Gastarbeiter' yani misafir isçi idi. İkincisi ise onların toplumlarına kıyafeti, yemesi, içmesi ve tüm yasantısı ile tam bir uyum saglaması. İste bu ikincisinin adını 'entegrasyon' koymuslar. Bazı iyimser kisiler bunun ahenkli bir birlikte yasamayı ifade ettigini söyleseler de, çogunlukla 'entegrasyon'dan maksat 'asimilasyon'dur.
Aslında sosyolojik bakımdan degerlendirildiginde Almancada kullanıldıgı sekliyle 'integration' Latince 'integratio' kelimesinden geliyor ve 'egitim' anlamını tasıyor. Sosyolojik bakımdan bu kavram, farklı bir renge bürünmüs bir azınlıgın, çogunlugun renginden de biraz alarak çogunluga katılması ve bu iki toplumun ahenkli bir sekilde birlikte hareket etmelerini ifade ediyor. İste burada çogunlugun azınlıgı hosgörebilmesi için azınlıgın ne kadar renk alması gerekiyor sorusu her zaman tartısmaların asıl nedenini olusturuyor. Müsbet bir uyumdan ya da entegrasyondan sözedebilmemiz için bu iki unsurun karsılıklı olarak birbirlerinden kendi sahsiyetlerini kurban etmeden birtakım özellikleri üstlenerek ahengi saglamaları gerekiyor. Aksi takdirde Avrupalıların en çok yakındıgı birbiriyle alakasının olmasını istemeyen paralel toplumlar ortaya çıkıyor. Batılılar Dogudan gelenleri kendi aralarında biraraya gelerek paralel toplum olusturmakla suçlarken, bu azınlıklara kapılarını kapatmak suretiyle kendilerinin de daha büyük çapta paralel toplum olusturduklarını gözardı ediyorlar.
Geçtigimiz günlerde Almanya'da bir özel televizyon, 'tolerans günleri' adı altında baslattıgı programlar dizisinden birinde Türk asıllı bir komedyene takke ve sakal takarak, bir pop yıldızını da kara çarsaflara büründürerek toplum arasına gönderdi. Tabiiki gizli ya da açık kamera esliginde.
Agırlıklı olarak programda sanki daha çok bu görünümdeki Müslümanların sıkıntıları dile getirilecegi yerde, 'degisseler, dısgörünümlerini Alman toplumuna uydursalar isleri daha kolay olur' gibi bir mesaj çıktı ortaya. Halbuki programın ana baslıgı 'tolerans günü' idi.
Takkeli ve sakallı Müslüman gencin basına gelenlerden en çok dikkatlere sayan iki örnegi burada aktarayım. Münih'te bir baskasıyla ortak kullanmak için evini kiraya veren Müslüman gencin ilgilenenler yaptıgı görüsmeler aktarıldı. Aynı evde gayr-i müslim bir Alman gencinin de ev ilanına müracaat edenler de aynı sekilde gizli kamera ile kayda alınarak seyircinin idrakına sunuldu.
Alman gençle görüsen kisiler evi gezip dolasmaya bile ihtiyaç duymadan kısa bir görüsmeden sonra evi kiralamak için formu doldurup hiç endise etmeden imzalarını atarken, Müslüman gençle görüsenler ise hem uzun uzun genci sorguladılar hem de evi enine boyuna iyice bir gözden geçirdiler.
Yine takkesi ve sakalıyla, pantolonu üzerine çıkardıgı gömlegiyle Müslüman genç ve Alman genç yaklasık 300 metre ara ile Münih yakınlarında bir benzin istasyonunda otostopla Münih'e gitmeyi denediler. Alman genç 10 dakika geçmeden ilk arabayı durdurmayı basardıgı halde, Müslüman genci Münih'e götürmek için yanına almakta sakınca görmeyen ilk araç sahibi ancak 5 saat sonra durdu.
Nikab adı verilen ve daha çok Arap ülkelerinde Müslüman bayanların sadece göz kısımlarını açık bırakan bir peçeyle örtündükleri mütesettir kıyafete bürünen pop yıldızı bayanın isi daha da zordu. Aynı sekilde nikab tasıyan Alman Müslüman bir bayanla sokaga çıkan pop yıldızı etrafındakilerin bakıslarından bile rahatsız olarak birkaç saat içinde gözyaslarını tutamadı. Kimileri yanlarından kaçtı, kimileri saskın ve kızgın nazarlarıyla adeta o ikisini yere sermek istiyordu. Bazıları da son günlerde medyada sıkça görülür oldugundan bunun bir kamera sakası, bir tuzak falan oldugunu düsünerek merakla bakıyorlardı.
Bazı Almanların kendilerine yöneltilen mikrofona verdikleri cevaplarda Avrupalıların gerçekten hosgörülü olabilmeleri için daha çok zamana ihtiyaç oldugunu açıkca gösteriyordu. Örnegin ihtiyarlardan biri, mütesettir bayanların yerli Almanlar oldugunu düsünmeden 'mademki burada misafirler o zaman ev sahibi ülkede terbiyelerini takınıp uyumlu olsunlar' sözleriyle Müslümanları terbiyesizlikle suçladı. Ardından da 'biz de onların ülkesine gittik mi uyum saglıyoruz' demez mi. Türkiye'nin turistik sahil sehirlerinde Alman turistlerin nasıl bizim gelenek ve göreneklerimize saygı duyduklarını, hangi kıyafetlerle gezip dolastıgını herkes gayet iyi biliyor.
Aynı ihtiyar gruptaki bir bayana niçin mütesettir bayanlara uzaklasın isareti yaptıkları soruldugunda, 'ne bileyim belki kemerinde patlayıcı tasıyor' cevabını verdi. Bunun üzerine Alman Müslüman bayan da yaslı kadının esini göstererek 'iste sizin beyinizin de kemeri görünmüyor, belki o da bomba tasıyordur' deyince yaslı kadın söyleyecek bir söz bulamadı.
İste bu günlük hayatta Müslümanların yasadıgı zorlukları gösteren basit örnekler Avrupa'da halkın nasıl medya ve siyaset çevreleri tarafından yanlıs bilgilendirildiklerini, insanlar hakkında önyargılarla donatıldıklarını gayet güzel bir sekilde ortaya koyuyor. Medya rating amacıyla, politikacılar da orta yas grubu konzervatif kesimden daha fazla oy almak ümidiyle populist propogandalarına devam ediyor. Gerçekten problemlerin çözülmesini isteyenlerse, karsılıklı hosgörü ve saygının, çalıskanlıgın ve dürüstlügün önemini gayet iyi biliyor ve sahsiyetlerinden de hiçbir taviz vermeye ihtiyaç duymuyor.
17.04.2011
Mucahid Yıldız – Dünya Bülteni / Almanya