Afrika´da Oynanan Büyük Oyun

Afrika´da Oynanan Büyük Oyun

Afrika'da Oynanan Büyük Oyun

Afrika'daki açlıgın temel nedeni olan öyle oyunlar var ki, bir ucu ülkemize kadar uzanıyor. İste bahtı kara Afrikalının makus kaderinin nedenleri ve oynanan oyunlar.
Afrika denilince bir çok insanın aklına balta girmemis ormanlar gelir.

Hemen pesinden sorulsa, “bir insanın çölde mi açlıktan ölme ihtimali yüksektir, ormanda mı?” denilse, cevabı çöl olur.

Öyleyse nasıl oluyorda Afrikalı açlıktan ölüyor da çöldekiler de o kadar sorun görünmüyor sorusunun cevabı, kaderleri ortak çok sayıda ülkeyi ilgilendiren çarpıcı bir gerçegi ortaya koyuyor.

Ne oldu bu ülkelerin ormanlarına, baglarına, bahçelerine..

Yukarıdaki soruları çogaltabilirsiniz…

Üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkenin denizcilikte hiçbir iddiasının olmaması…

Türkiye bir yandan tahıl ambarı olarak nitelendirilirken,  öbür yandan kendi insanının karnını doyurmaktan aciz olması… Hatta kimi zaman dısarıdan bugday ithal etmek zorunda kalması…

Simdilerde buna canlı hayvan ithalatı da eklenmis olsa da, çocukluk aklımızla dünyada olup biteni kavramaya basladıgımız günlerden bu yana zihinlerimize kazınan en çarpıcı tespitler oldu bunlar…

Dünyada ve ülkemizde yanlıs bir takım isler oldugu gün gibi ortadaydı.

Ülkemizin basına geçirilen boyundurugun ortadan kaldırılması için sömürgeci devletlerin dünyada çevirdigi dolapların çözümlenmesine çok erken yaslarda kafa yormaya basladım. Lisans egitimi olarak tarih alanına ilgi duymamda dünden bugüne dünyada neler olmus merakı etkili olurken, daha sonra iletisim alanına geçmemde de, bilip ögrendiklerimi baskalarıyla da paylasma düsüncesi etken oldu.

Cuma aksamı bir iftar davetinde oruçlarımızı açıp yemeklerimizi yerken, o sırada açık olan ekranda TRT’nin anahaber bülteni devam ediyordu. Sıra Dogu Afrika ülkelerini kasıp kavuran açıklık haberlerine geldiginde ve açlıktan bir deri bir kemik haline gelmis çocuk görüntüleri ekrana yansıdıgında, yemek masasının etrafını dolduran konukların ellerindeki kasıkları adeta istemdısı tabakların kenarına bıraktıgını fark ettim. Çok çarpıcı, yürek burkan görüntüler yansıdı ekrana.

Ardından dogal olarak Afrika’daki açlıgın nedenleri üzerine sohbet basladı. O gün Cuma namazında Diyanet’in baslattıgı yardım kampanyasından söz edenler oldu, baska neler yapılabilecegi hususunda görüsler serdedildi. Baktım ki, birçok davetli bu yıl ki fitrelerini yardım dernekleri üzerinden Afrika’ya gönderme egiliminde. Mutlu oldum buna.

Allah’ın gücüne gider…

Somali'de açlık yüzünden can kayıpları hızla artıyor. Dünyada olan biten konusunda hiçbir dahli olmayan çocuklar, bu durumun faturasını en agır ödeyen insanlar durumunda. Bartın yöresinin tabiriyle, Allah’ın gücüne gider bu durum.

Son üç ay içinde açlıktan ölen çocukların sayısı 30 bin. Hepsi bes yasın altında. Gereken yardım ulasmazsa 500 bin çocuk kısa sürede hayatını kaybetme riski altında.

4 milyon Somalilinin açlıkla savastıgı ülkede, Somali'nin güneyinde El Kaide baglantılı El Sebab örgütünün kontrolündeki bes bölgede resmen açlık ilan edilmis durumda. El Sebab örgütü yardımların ulasmasına izin vermiyor. Güya kendini Müslüman diye tanımlayan bu örgüte, “bu mu Müslümanlık?” dememek elde degi. Keske onlara, sizin yaptıgınızın benzerini Mekke döneminde Müslümanlara azılı İslam düsmanı Müsrikler yapıyorlardı diye hatırlatılabilse…

20 yıl önce 17 Aralık 1991’de Zaman gazetesinde, “Afrikalının kursagına uzanan kirli eller” baslıklı yazı kaleme almıstım. Afrika’da su an milyonları tehdit eden açlıgın nedenlerinden biri son 60 yılın en agır kuraklıgı olsa da, Afrika'da her sey cografya ve tabiat kaynaklı degil.

Diyanet İsler Baskanı Prof. Dr. Mehmet Görmez bu konuda çok çarpıcı bir tespitte bulundu ve “Afrika’daki açlıgın nedeni küresel açgözlülüktür” dedi.

20 yıl evvel kaleme aldıgım “Afrikalının kursagına uzanan kirli eller” baslıklı yazıda, “Dısarıya gıda maddeleri ihraç eden afrika ülkeleri neden açlık çekiyor?” sorusuna cevap aramıstım.

Hersey onların gelmesiyle basladı…

Batılıların Afrika’ya gelisinden önce bu bölge insanları huzur içinde yasıyorlardı. Cografi Kesifler’den sonra Amerika’nın kesfedilmesiyle, bu yeni dünyanın zengin maden yataklarında çalıstırılmak üzere insan isgücüne ihtiyaç duyuldu. İste Afrika’nın dramatik hayatı o günden sonra basladı. Üç asır devam eden insan ticaretiyle tam bir köle pazarına dönen bu koca kıtada 200 milyona yakın Afrikalı Amerika ve Avrupa’ya götürüldü. Afrika’nın balta girmemis ormanlarında bu kıta  insanları adeta elleri kolları baglı kaldı. Eli is tutan insanların sayısının  azalmasından  dolayı bölgeyi isgal etmek kolaylastı. Akbabalar gibi Afrikalı’nın basına üsüsen Batılı ülkeler, asırlarca bu kıtayı sömürdüler.

İkinci Dünya Savası’ndan sonra Afrika ülkelerine bagımsızlıklarını veren Batılı ülkeler, bir baska zihniyetin temelini atarak bu kıtadan ayrıldılar. Bir zamanlar kanını kuruttukları bu insanların bu defada alın terlerini istismara basladılar.

Görünüste topragı üzerinde özgür olan Afrika insanı, bir kez daha zalim dünyanın oyununa geldi. Bu söyle oldu:

Avrupalılar Afrika tarımını tek tiplesmeye zorladılar. Bu kıtada üretilen ürünler Avrupa kıtasına ihraç edilmek ve bu pazarın ihtiyacını karsılamak için ayarlandı. Buna göre, Nijerya pamuk üretimi için ayrılırken, Uganda kahve, Senegal yerfıstıgı üretmeye zorlandı. Köylüler agır vergi yükü altında bırakılarak Batı pazarlarında para eden bu ürünleri ekmeye bir bakıma mecbur bırakıldılar.

Meselâ Fransız sömürgesi olan Mali’de 1930’larda 5 kg. pamuk yetistirdiginde vergi yükünden kurtulan vatandas, 1960’larda 40 kg. 1970’deki korkunç kıtlıkta 48 kg. pamuk üretmeye mecbur bırakıldı. Yani vergi yükü 40 yıl içinde 9 katına ulastı.

Köylüler kendilerine biçilen agır vergi yükünün altından kalkmak için ticarî ürün yetistirmek zorunda kaldılar. Batılılar’ın kendi sanayi çarklarını isletmek üzere baslattıkları bu yöntem Afrika insanının kendi ihtiyacını karsılamak üzere yapageldigi geleneksel tarım anlayısını yıktı.

Yerli isbirlikçi zalimler…

Batı güdümündeki Afrikalı devlet adamları, Batı pazarlarında ihtiyacı duyulan sanayi ürünlerine kilo basına daha fazla para vermek suretiyle ülke insanlarını bu tür mahsülleri ekmeye mecbur bıraktılar. Önceleri ziraî aletler ve gübre ucuz kredilerle Afrika insanına verildi. Sanayi mahsülünü ekmeye cazip kılacak fiyatlar bu ürünlere verilerek tesvik edildi. Halk tarlalarını bu ürünlere ekmek üzere hazırladı. Ucuz krediler kullanılarak büyük bir hevese ise koyuldu.

Büyük umutlarla tarlarını Batılı pazarlara hazırlayan Afrikalılar, neticede arzu edilen kârı elde demediler. İs geri dönülemeyecek noktaya geldikten sonra, Batılı büyük sirketler ürünlere çok düsük düzeyde ücret ödemeye basladılar.

Zamanla oynanan oyunun farkında varılsa da, Afrika insanı geriye dönemedi. Aldıgı kredilerin borçlarını ödeyebilmek için, para eden ürünleri ekmeye daha fazla muhtaç hale geldi.

Bunun yanında Batılı ülkeler, kendilerine bagımlı hale gelen bu insanlara verdikleri ziraî alet ve gübre fiyatlarını da artırdılar. Afrika insanı çok çalısan fakat hiç kazanamayan bir fasit daireye mahkum edildi. Topraklarını kredi veren kurum veya kuruluslara kaptırma tehlikesiyle karsı karsıya kaldılar.

Afrika ülkelerinin Batılı pazarlarına olan bagımlılıgı bu ülkelere Batılı endüstrisinin ihtiyacı olan ürünleri üretmeye, kendi ihtiyaçları olan ürünleri de dısardan almaya zorladı. Afrika insanı, çok ucuz emekle elde edebilecegi ihtiyacı olan ürünlere, büyük paralar ödemek suretiyle dısarıdan almaya mecbur bırakıldı.

Benzer bir sürece Türkiye 2001 krizininn ardından sokulmak istendi. Ülkenin batısını fırsat bilen Batılı ülkeler, Türkiye’ye verdikleri cüzi krediler karsılıgında, Kemal Dervis yasaları olarak bilinen ve  Türk tarımını nasıl küresel sisteme entegre etmeye matuf kanunlar çıkmasını sagladılar. Tütün ve sekerpancarı eken üreticiler mahvedildi.  Ekilmeyen arazi basına devlet para vermeye basladı. Bugday ve canlı hayvan ithal etmek zorunda kalan ülke olduk. Türkiye az da olsa sanayilesmemis olsaydı, Afrika kadar olmasa da, durumumuz çok da içaçıcı olmazdı.

Yazı daha da uzasın istemem. Konuya daha derinlikli olarak bir sonraki yazıda temas etmeyi sürdürecegiz.

Not: Ümraniye Belediyesi geçen yıl oldugu gibi bu yıl da dünyanın en büyük açık hava sofrasını kurdu. Dün aksam, yani 7 Agustos Pazar aksamı on binlerce vatandası iftar sofrasında bir araya getirdi. İftar sofrası, Alemdag Caddesi üzerinde, Ümraniye Son Durak mevkiinde bulunan Ramazan etkinlikleri alanından, Santral Mevkii’nde bulunan Belediye Baskanlık Binası’nın önüne kadar uzandı. Emegi geçenlerin hepsini kutluyorum.

08.08.2011
Osman Özsoy / Haber 7