60 Yılda Toprak Kazanan Tek Devlet

60 Yılda Toprak Kazanan Tek Devlet

60 Yılda Toprak Kazanan Tek Devlet

II. Dünya Savası'ndan bu yana toprak kazanan tek ülke gerçegi, dünyadaki çarpık düzeni yansıtmaya yetiyor. İste tüm boyutlarıyla dünyanın genel fotografı:
İkinci Dünya Savası’nın 1945’de sona ermesinden 2000 yılına kadar geçen 55 yıllık sürede tam 150’yi askın savas yapıldı. Milyonlarca insan öldü…
Aynı dönemde yüzden fazla devlet bagımsızlıgını kazandı ve Birlesmis Milletler’e (BM) üye oldu.
Fakat bagımsız devletlerin kendi aralarında yaptıkları savaslardan İsrail hariç bir karıs toprak kazanan taraf olmadı.
Önceki gün Birlesmis Milletler (BM) tarihi bir karara imza attı. “İsgal Altındaki Golan Topraklarının Suriye'ye İadesi” konulu karar tasarısı 159'a karsı 1 oyla kabul edildi… Oylama sırasında İsrail'in en güvendigi ülke bile aleyhte oy kullandı.
Daha önce BM’nin hiçbir kararına uymayan İsrail, eger alınan bu son kararın gereklerini yerine getirirse, kazandıgı topraklardan bir adım geri gitmis olacak.
İsrail’in isgal ettigi topraklar elbette Golan tepeleriyle sınırlı degil. Eger İsrail’in Golan tepelerini iadesi gerçeklesirse bu gerileme nereye kadar devam eder, elbette bunu da zaman gösterecek.
Batılı ülkeler sömürdükleri ülkeleri görünüste terk edip giderken, yıgınla meseleyi de arkalarında bırakmıslardır. Tıpkı, ABD’nin terk etmeye hazırlandıgı Irak’tan çekilirken bu ülkeyi kaotik bir ortamda bırakıp gitmesi gibi…
Sömürgeci devletler bir zamanlar isgal edip uzun yıllar bir sülük gibi kanlarını emdikleri toprakları terk ederken sınırların çiziminde esas aldıkları nokta tamamıyla rastgele olmus ve bu toprakların geçmisine dair tarihsel gerçeklikler tamamıyla gözardı edilmistir.
Bitmeyen sınır çatısmaları…
Örnegin İspanyol ve Portekizliler Latin Amerika’yı bırakıp giderken geride bıraktıkları toprakların paylasımını ve sınırların çizimini buralara hayatında hiç ugramamıs olan Papa’ya yaptırmıslardır. Sonunda da tahmin edilebilecegi gibi herkes komsu ülkenin toprakları üzerinde hak iddia etmeye baslamıstır.
Kendi dogal sınırlarını olusturmaya çalısan Paraguay, çok geçmeden Arjantin, Brezilya ve Uruguay’a harp ilân etti ve sonunda perisan oldu.
Bolivya ve Peru ve bir olup 1979’da Sili’ye harp ilân ettiler. Bolivya bu savasta umdugunu elde edemedi ve nitrat madeni yönünden çok zengin olan Atakama Çölü’nü ve denize açılan topraklarını kaybetti.
Sonra Bolivya ile Paraguay kapıstılar. Bu kez de bu ülke, topraklarının büyük bir kısmını kaybetti. Sonraları Ekvator ve Peru karsı karsıya geldi. Arjantin ve Sili, Patagonya üzerindeki toprak taleplerini ısrarla tekrar edip durmaktadırlar.
Açlıgın temeli…
Dünyanın aç ve sefalet içindeki ülkelerinden Somali ve Etiyopya’da yıllardır sınır kavgaları yüzünden birbirleriyle didisip durmaktadırlar. Fransızlar’ın bosalttıgı topraklardan Yukarı Volta ve Mali’de, taraflar birbirlerinin sınırlarını halâ tanımamıslardır.
İspanya’nın bosalttıgı İspanyol Sahrası üzerinde Fas, Moritanya ve Cezayir silahlı çatısmalara girmektedir. Afrika’nın en fakir topraklarında Huttilerle Tutsiler arasında hiçten sebeplerle çıkan çatısmalarda milyonlarca insan öldü. Milyonlarcası topraklarını terketmek zorunda kaldı.
Nüfuslarının toplamı günümüzde 3 milyara yaklasan Çin ve Hindistan sınır ihtilafı yüzünden 1962’de karsı karsıya gelmislerdir. Uzakdogu’da Borneo’nun sömürgecilerden tarafından paylastırılmasından sonra ortaya çıkan sonuç Endonezya, Malezya ve Filipinler’i karsı karsıya getirmistir.
Kesmir yüzünden Pakistan ve Hindistan defalarca silahlı çatısmaya girdi ve günümüzde bile halâ tetikte bekliyorlar. Nüfusunun büyük bölümü Müslüman olan Kesmir’in neden Hindistan’a baglandıgı sorusu bile, oynanan oyunu anlamıza yeter.
Haritaların gösterdigi gerçekler…
Haritalarınızı açar ve dünya siyasî cografyasına söyle bir bakarsanız, Batılı ülkelerin terk ettigi sömürge topraklarında kurulan devletlerin sınırlarının ne kadar düzgün oldugunu görürsünüz. Bunlar masa basında yapılan çizimlerin eseridirler ve tarihî hiç bir mesnetleri bulunmamaktadır. Bu sınırların çiziminde tarihî realiteler gözetilmedigi için taraflar birbirlerine yıllardır düsman durumda bulunmaktadır.
Arap yarımadası adını verdigimiz topraklarda irili ufaklı bir çok devlet bulunmaktadır. Bu ülkelerin neden birer küçük devletler halinde bulundukları merak edilecek konudur. Irkları mı ayrıdır, dilleri veya dinleri mi ayrıdır, yoksa kültürleri mi farklıdır?
Hiç kuskusuz, hiçbiri degil…
Batılı ülkeler bu toprakların petrollerini daha rahat sömürebilmek için buralara küçücük devletler serpistirmisler ve bunların herbirini birer lokma haline getirmislerdir. Nüfusu yarım milyonu bile bulmayan, fakat petrolden elde ettigi geliri 60 milyonluk Türkiye’nin nüfusunu bile çalısmadan geçindirebilecek durumda bulunan bu ülkelerin dünya siyasî konjonktüründeki agırlıgı nedir ki?
Petrol zengini bu ülkelerin nüfuslarının toplamı Çin’in 10’da birini bile bulmamasına ragmen silahlanmaya ayırdıkları para Çin’in savunma harcamalarından fazladır. Merkezi Londra’da bulunan Stratejik Arastırmalar Enstitüsü’nün verdigi rakamlar silaha en fazla para yatıran ülkelerin petrol zengini ülkeler oldugunu ortaya koymaktadır.
Bu ülkeler bu silahları büyük ölçüde kendi halklarına karsı despot iktidarlarını korumak için kullanmaktadırlar.
Silahlanmaya milyarlarca dolar ayıran Kuveyt’i 1990 yılında birkaç saat içinde isgal eden Saddam Hüseyin’in en büyük avantajı, Kuveyt ordusunun dıs düsmana karsı nasıl mukavemet edilecegini bilmemesiydi. Nitekim sadece vatandasına karsı organize eli silahlı bu güçler, Saddam’ın askerlerini görünce hiçbir mukavemet göstermeden çil yavrusu gibi dagılmıslardır. Silaha en çok para ayıran ülkeler arasındaki Suudi Arabistan bile durum karsısında panige kapılmıs ve ABD’nin koruyucu semsiyesi altına girmek zorunda kalmıstı. Körfez’de konuslanan ABD ordusunun kola masraflarına varıncaya kadar tüm giderleri Saddam’dan korkan bu ülkelere fatura edilmisti.
Stockholm Uluslararası Barıs Arastırma Enstitüsü, dünyada bir yılda silaha harcanan paranın dörtte üçünün Üçüncü Dünya Ülkeleri adı verilen geri kalmıs ülkelerce harcandıgını ve silaha harcanan bu paranın üçte ikisinin de Batılı ülkelerin kasasına girdigini açıklamamaktadır.
Yani vatandaslarının kursagından yiyecek geçmeyen ülkeler paralarını kalkınma yerine silaha ayırırken, bunları kendi aralarında kapıstıran Batılı ülkeler servetlerini katlamaktadırlar.
Bugün dünyanın yasadıgı sıkıntıların temelinde, Batı’nın ihdas ettigi ve asırlar boyunca dünyanın dört bir yanında sürdürmeye çalıstıgı bozuk düzenin etkisi vardır. Bu öylesine çarpık bir düzen ki, bumerang etkisi yaparak sonunda isin ucu kendilerine de dokunmustur.
Batı medeniyeti mazlum milletlerin kan, ter ve irinleri üzerinde yükseldi.
Bakalım yüzlerce yıllık tarihin laneti ve mazlumların ahı bu ülkelerden nasıl çıkacak?
Yeni bir dünya kuruluyor. Tarihin bu anına tanıklık etmeyi ihmal etmeyin.
Torunlarınıza anlatacak gözlemleriniz olsun.

14.11.2011
Prof. Dr. Osman Özsoy / Haber 7