
28 Subat Bitmedi Kalbimizde Yasıyor!
Belki bugün 12 Eylül’lerin ve 28 Subat’ların hareket kabiliyetleri sınırlandırılıp millete ragmen darbeye tesebbüs edenler sigaya çekilse de 28 Subat’ın dogurdugu atmosfer hâlâ etkisini sürdürmektedir.
Bu gün 28 Subat. O karanlık ve mesum günlerin üzerinden tam 14 yıl geçmis.
14 yıllık süreci dikkatli okuyanlar bu senaryonun nasıl kaleme alındıgını da fark etmekte zorlanmayacaklardır.
Ülke üzerinde gösterime hazır hale getirilen filmin hiçbir ayrıntısı es geçilmemis.
Seyircisi bile önceden belli.
Her sey Refah-Yol hükümetinin alasagı edilmesine yönelik mizansenler üzerine tesis edilmis.
İrtica paranoyası, vatan elden gidiyor vartası ve dekoru tamamlayan bir sürü umacılar.
12 Eylül’de uygulamaya konulan memleketin seküler mehdi beklentisine uygun hale getirme harekâtı bir kez daha denenmek isteniyor.
Fakat bu kez tanklar sadece Sincan caddelerinde asfaltı kemirerek geçiyor.
Parlamentoya ragmen her sey o kadar normal ki ‘pasam, sabah sabah bu tanklar da nereye böyle? diye soranlar için külahınıza uyarlı cevap bile hazır: “Balans ayarı yaptık”
O saatte uykuda olan ya da yeterince uykusunu alamamıs kimi gazetelerin anlı sanlı üst düzey yöneticilerinin yogun istegi üzerine balans ayarı aynı gün saat 16.00 sularında bir kez daha tekrarlanır.
Yollar tankların balans ayarlarıyla asınacak degildi ya, eger ikinci kez aynı caddeden tanklarla niye geçis yapıldıgını soran olursa ona da verilecek cevap da hazırdı: “Tankları bakıma götürüyoruz”
Nasıl 12 Eylül kılıfa uygun minareler ihdas etme harekâtı ise 28 Subat da çalınan minareye kılıf uydurma operasyonudur.
Evren Pasa basörtüsü basta olmak üzere önemli dini meseleleri kendi zihinsel sablonuna uygun yorumlayıp açıklamaya çalıstı.
Aslında Kenan Evren’in zihinsel sablonu bir tür halkın yaklasık anlama seviyesinin göstergesiydi.
O dönem verdigi fetvalara bakılırsa halkın seviyesine inmenin ne menem bir sey oldugu da kolaylıkla anlasılır.
Laik bir devlette ne fetvası demeyin; 12 Eylül dini mefhumları fehvasınca degil Evren Pasa’nın fetvasınca yorumlamaya çalısan bir sürece tanıklık etmisti.
Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir çiftlik ziyareti sırasında gazetecilerin türbanla ilgili sorusu üzerine Kenan Evren’in söyledikleri kılıfa nasıl bir minare arandıgını göstermekteydi. Konusmasına türban takmamanın günah olmadıgını söyleyerek baslayan Evren’in bu konudaki yorumu halkın seviyesine inmek açısından evlere senlikti: “Bu sıralar türbanla yatıp, türbanla kalkıyoruz. Bu çok saçma. Allah kadınların saçının görünmesini istemeseydi, kadınları kel yaratırdı.”
12 Eylül sayet elindeki kılıflara uygun minareler bulmus olsaydı 28 Subat’ın gerekçeleri de ortadan kalkar “davul tozu minare gölgesi” kabilinden isteklere sosyolojik kulplar bulunarak “post modern darbe”lere tevessül edilmezdi.
Ne Sincan’da düzenlenen ‘Kudüs Gecesi’ ne basbakanlıkta cemaat liderlerine verilen iftar yemegi ne de Aczimdendi cemaati çerçevesinde gelisen olay ve görüntüler 28 Subat post modern darbesinin inandırıcı ve haklı gerekçesidir.
Bu olaylar sadece kafaya konulan harekâtı halka ragmen uygulayabilmenin psikolojik ve kurgusal bahaneleridir.
Post modern darbeciler gördükleri korkulu rüyanın sahiciligine halkı inandırmak için akla hayale gelmedik yollara basvurmuslardır.
2011 itibariyle bu oyunu kimin yazdıgı, kimlerin bu oyunda oynayıp rol aldıgı ya da böyle bir oyunla neyin amaçlandıgı herkes tarafından ayrıntısıyla biliniyor.
İmam Hatip Liseleri, Kuran Kursları, din egitimi, basörtüsü üzerinde sokaga yansıyan psikolojik ve fiili baskılar olanca hızıyla devam ederken zamanın Genel Kurmay Baskanı’nın çıkıp “28 Subat bin yıl sürecek” demesi halk üzerinde nasıl bir toplum mühendisligi uygulandıgının açık göstergesiydi.
Maksat ‘bu baskı ve sıkıntılar ne zaman bitecek’ diye ümit arayısına giren halkın yılgınlık ve kötümserligini artırarak pes etmesini saglamaktı.
Bunun yılgın insan psikolojisine dönük açılımı : “bana dokunmayan 28 Subat bin yıl yasasın” noktasına gelmektir.
Nitekim o süreçte kimi cemaatler 28 Subat’a bu dolaylı destegi vermekten çekinmediler.
Belki bugün 12 Eylül’lerin ve 28 Subat’ların hareket kabiliyetleri sınırlandırılıp millete ragmen darbeye tesebbüs edenler sigaya çekilse de 28 Subat’ın dogurdugu atmosfer hâlâ etkisini sürdürmektedir.
Artık 28 Subat’ın çalıntı da olsa bir minaresi vardır.
Bütün mesele bu minareye kılıf olmayı kabul edip etmemekte yatıyor.
Subat sogugunu iliklerine kadar hissedip bu sürecin terbiye ve tedrisinden geçenlerin birçogu simdilerde hayatın degisik köselerine savrulmus durumda.
Ne iddialarının izini sürüyorlar ne de aynı iddia üzere bir araya geldikleri arkadaslarına sahip çıkıyorlar.
Degisen sadece oturdukları semtler, takıldıkları ortamlar degil; kullandıkları kelimeler ve sevinip üzüldükleri seyler de 14 yıl öncesinden çok farklı.
Biçilen bin yıllık ömür yoksa bu aymazlık ve iflah olmazlıgın bin yıllık uykusu mu?
Sebepleri bakımından bir sey diyemem; ama sonuçları itibariyle 28 Subat’ın bitip bitmediginden hâlâ emin degilim.
28.02.2011
Hüseyin Akın – Haber 7