Yirminci Yüzyılda Soykırım Ve Katliamlar
Yirminci Yüzyılda Soykırım Ve Katliamlar


Dünyada barışın teminatı oldugu iddiasındaki Birleşmis Milletler Teşkilatı (BM), “adalet ve güvenliği, ekonomik kalkınma ve sosyal eşitliği, uluslararasında tüm ülkelere sağlamak” amacıyla 1945 yılında kurulmuştu. Ancak dünya, mutlak veto yetkisine sahip Güvenlik Konseyi Daimi Temsilcisi konumundaki beş ülke, ABD, İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya’nın, bugüne kadar sayısız işgal, katliam ve soykırım gerçekleştirdiğine şahit oldu.
Bu beş ‘adalet dağıtıcısı’ ve ‘demokrasi aşıgı’ devlet, dünyaya ahkâm kesip insan haklarını ihlal ettikleri gerekçesiyle bazı ülkeleri ‘cezalandırırken’; bir taraftan da milyonlarca masum sivilin yaşamını yitirmesine sebep oldukları işgal ve soykırımları gerçekleştirdiler ve gerçekleştirmeye devam ediyorlar. Sürdürdükleri bu işgal, soykırım ve ambargoların yanısıra, kendi politikalarını gerçekleştirebilmek adına devletlerin içişlerine karışıyor, din, dil, etnik köken ve mezhep farklılıklarını körükleyerek çatışma ortamı yaratıyor, ardından bu bölgelere milyarlarca Dolar’lık silah satışı yaparak içsavaşları körüklüyorlar.
İnsanlık tarihinin en vahşi uygulamalarının altında imzası olan ABD; Vietnam’dan Afganistan’a, Irak’tan Güney Amerika ülkelerine kadar dünyanın her bölgesinde sayısız işgal ve askerî müdahale gerçekleştirdi. Bu işgaller sonucunda milyonlarca insan hayatını kaybederken, kat be kat fazlası da vatanını terk etmek zorunda kaldı.
Çarlık döneminde başlattıgı katliam ve soykırımları Sovyet rejimi sırasında da sürdüren Rusya; hakimiyeti altındaki coğrafyada yaşayan milyonlarca insanı vatanlarından çıkartarak sürgüne maruz bıraktı. Kırım’dan Çeçenistan’a, Ahıska’dan Volga Almanlarına kadar onlarca halk, toplu katliamlar ve soykırımlarla yok edilmeye çalışıldı.
Asya ve Afrika’da işgal ettigi toprakların tüm kaynaklarına el koyarak birer sömürge imparatorluguna dönüşen Fransa ve İngiltere; bu iki kıtanın neredeyse tamamında yüzyıllarca süren ve milyonlarca insanın katledildiği soykırımlar gerçekleştirdi. 2. Dünya Savaşı sonrasında sömürgelerinden çekiliyormuş imajı oluştururken, yerlerine bıraktıkları kukla yönetimler ve baglayıcı antlasmalarla çıkarlarını muhafaza eden Fransa ve İngiltere, bugün Asya ve Afrika kıtasındaki pek çok bölgeyi emperyalist politikalarla kontrol altında tutmaya devam ediyor.
Son yıllarda dünya siyaset ve ekonomisindeki etkinliğini giderek arttıran ve yeni bir ‘süper güç’ olma yolunda hızla ilerleyen Çin de, bu hızlı yükselişini, doğal kaynaklar bakımından dünyanın en zengin iki bölgesi, Doğu Türkistan ve Tibet’i sömürerek gerçekleştiriyor. Yüzyıllardır işgal altında tuttugu bu bölgelerde akıl almaz asimilasyon ve soykırım politikalarına imza atan Çin, uyguladığı karartmayla, bu vahşeti dünya gündeminin dışında tutmayı başarıyor.
Bu beş devlet, insanlık dışı politikalarını hayata geçirirken, başta BM olmak üzere NATO, AİHM, UCM, IMF, Dünya Bankası gibi tüm insanlığın ortak faydası için faaliyet gösterdiği iddiasındaki uluslararası kurum ve kuruluşların desteğini de arkasına alıyor. Böylece ülkelerin bölünmesine ve siyasî istikrarsızlıkların derinleşmesine zemin hazırlıyor, küresel finans kurumları eliyle dayattıkları politikalarla ülkeleri ekonomik çıkmazlara sürüklüyor, halkların demokratik tercihlerini hiçe sayarak statükocu işbirlikçileri eliyle darbe yapılmasını sağlıyor ve bütün bu uygulamaları sözkonusu devletlere yardım etmek, oraya demokrasi götürmek, barış ve huzuru sağlamak adına gerçekleştirdiklerini iddia ediyorlar.
Türkiye Cumhuriyeti tarihine baktığımızda, bu uygulamaların sayısız örneği olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Başta 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat darbeleri olmak üzere ülke tarihimizdeki belli başlı kırılma noktalarının tamamında sözkonusu devletlerin etkisi göz ardı edilemez.
Öte yandan son dönemdeki uygulamalarına bakıldığında, bu beş devletin artık uzun yıllar devam eden işgal politikalarından ziyade, neoemperyal yöntemleri tercih ettikleri görülüyor. Özellikle “Arap Baharı” olarak adlandırılan süreç sonrasında Ortadogu ve Afrika kıtasında yaşanan gelişmeler küresel sistemin ülkeleri siyasi kaosa sürüklemek, din, mezhep, etnik köken ve aşiret farklılıklarını körükleyerek çatışma ve içsavaş ortamına zemin hazırlamak, kısa süreli askeri operasyonlarla ülkeyi talan etmek gibi yöntemlere yöneldiğini gösteriyor. Başta Suriye olmak üzere, Mısır, Tunus, Libya, Sudan, Mali, Orta Afrika Cumhuriyeti, Somali gibi ülkelerde yaşananlar bunun en açık kanıtı olarak duruyor.
Bütün dünyayı tehdit eden bu uygulamalar, uluslararası hukuk mercileri, sivil yapılanmalar ve dünya devletleri tarafından sorgulanmalı ve sorumlular yargılanmalıdır. Hepsinden önemlisi, insanlığı uçuruma sürükleyen bu uygulamaların sorumlularının vicdanlarda yargılanması ve cezalandırılmasıdır.
UHİM tarafından hazırlanan ve bu beş ülkenin 20. yüzyılda gerçekleştirdiği katliam ve soykırımları konu alan elinizdeki bu çalışma, sözkonusu bilincin toplumsal zemine yayılmasına ve etkin bir hesap sorma hareketinin başlatılmasına katkı sağlamayı hedeflemektedir.
 
Kayıt Tarihi : 10 - 7 - 2015
Bu sayfa 11157 defa ziyaret edilmiştir.