Uludere Nereye Akıyor?
Uludere Nereye Akıyor?
‘Uludere Nereye Akıyor?' isimli basın açıklamamız UHİM Hukuk Direktörü Avukat Mustafa Demiral  tarafından dernek merkezimizde yapıldı.

Yaşadığımız dünyada insanların ve toplumların daha kolay yönlendirilebildiği, en masum olayların dahi küresel ölçekli odaklar tarafından manipüle edilebildiği, belirli çıkar gruplarının istekleri doğrultusunda seçilmiş algıların oluşturulabildiği bilinen bir gerçek.
Bu gerçeklik zaman zaman örgütlü toplulukları bile içine alan bir durum şeklinde ortaya çıkarken, meşrûiyetini sağlama noktasında da birçok faktörden faydalanabilmektedir. Medya, sivil toplum örgütleri, siyaset ve devlet içerisindeki uygun yapılar, asker ve kolluk kuvvetleri, mafya grupları ve bazen hiçbir şeyden habersiz yoğun halk kitleleri bilerek veya bilmeyerek oluşturulmak istenen bu algılara alet olabiliyor veya edilebiliyorlar. 
Son yıllarda gerek dünyada gerekse ülkemizdeki olaylar ve durumlar karşısında verilen tepkileri biraz da bu açıdan değerlendirmek gerekiyor.  
Şu gerçek bilinmelidir ki; yukarıda ifade ettiğimiz toplumsal yapıların tamamı, derinlemesine tahliller yapmadan, yeterince kurumsallaşmamış, indî ve kişisel kararların kurumsal değerlendirmelerin önüne geçtiği, en önemlisi de tarih şuurundan, toplum değer ve ideallerinden kopuk, özenti ve hercai davrandıkları müddetçe küresel emperyalizmin yeni sömürge aracı haline gelmekten kurtulamazlar.
Buradan hareketle toplumu yönlendirme işlevini gören sosyal mihrakların ve kurumların olayları değerlendirme biçimlerindeki ayrımcı ve seçici yaklaşımlarına yeniden dikkat çekmek gerekiyor. Ülkemiz özelinde bu gözle yakın tarihteki olayların değerlendirilme şekillerine baktığımızda, iç ve dış bağlantılı birtakım mihraklar tarafından işlendiği artık herkes tarafından bilinen Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Turan Dursun cinayetleri ve Sivas Olayları’nda, sivil toplum devreye sokularak bir kesimin nasıl mahkum edildiği ve yargı süreci beklenmeden ‘kanaat’ oluşturma çabası içerisine girildiği görülecektir. Ancak aynı ilginin 33 sivilin katledildiği Başbağlar Katliamı’na, Almanya’da yüzlerce vatandaşımızın kurban gittiği failimeçhul cinayetlere ve kundaklama olaylarına, Adnan Kahveci, Bedri İncetahtacı gibi siyasîlerin şüpheli ölümlerine ve benzer onlarca olaya gösterilmediğini, gerek ülkemizdeki, gerekse dünyadaki toplumsal dinamiklerin bu olaylara duyarsız kaldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Özellikle küresel sistemin yaşadığımız coğrafyada bir taşeronu haline gelen PKK terör örgütünün gerçekleştirdiği katliamların neredeyse normalleştirildiğini, hatta görmezden gelindiğini görüyoruz. Güngören’de yapılan çarşı katliamı, Diyarbakır’da yaşanan dershane bombalama olayı, pek çok masum sivilin yaşamını yitirdiği toplu taşıma aracı kundaklama ve okul yakma eylemleri, öğretmen ve imamların kaçırılması gibi olaylar bu kapsamda değerlendirilebilir. Bu ikircikli tutum ve seçici yaklaşım, olayları değerlendirme ve toplumun algısını yönlendirme noktasında hiç de masum olunmadığının en bariz göstergesidir.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de failimeçhul cinayetlerin geçmişte devlet ve devlet içi güçler tarafından nasıl yönlendirildiği, toplumun nasıl baskı altına alındığı bilinen bir durumdur. Günümüzde ise küresel bir köy haline gelen dünyamızda arkasında hangi odakların olduğu meçhul olan olaylar karşısında toplumu yönlendirme ve baskı altına alma işlevi bazı sivil toplum kuruluşları tarafından yürütülmektedir. Özellikle ayakları yaşadığı topraklara basmayan kuruluşlar ‘evrensellik’ adına bu tuzağa çok kolay düşmektedirler. Bu noktada küresel güçlerin etkisi sınır tanımamakta, devletlerin kontrolünü kolayca aşabilmektedir. Bu olaylardan biri de üzerinden bir yıl geçmiş olan Uludere Faciası’dır. 
Uludere Faciası’na bu gözle baktığımız zaman şu konular üzerinde dikkat çekmek gerekiyor: 
1. Uludere’de meydana gelen elim facia bilinmezlerle dolu, açıklanmaya muhtaç, izah edilmesi gereken birçok farklı yönü bulunan bir hadisedir. 
2. Gücü elinde bulunduran hükümet ve devletin şeffaf ve hesap verebilir olması, vicdan sahibi her insanın beklediği bir durumdur. Bu açıdan baktığımızda, devlet bu olay karşısında süreci tüm detaylarıyla araştırmalı, yanlış yapanları deşifre etmeli, en kısa sürede yargılamalı ve ceza sürecini başlatmalıdır. Ayrıca olayla alakalı kişi ve kurumlarla ilgili tedbirler ivedilikle alınmalı, gerekiyorsa bazı yetkililer soruşturmanın selameti için açığa alınmalıdır. Ancak bu mesele hükümetle bir hesaplaşma ve hükümete diz çöktürme aracı olarak kullanılmamalıdır.
3. Devlet vatandaşının can güvenliğinden sorumludur. Kendi vatandaşının güvenliğini sağlamak için her türlü savunma tedbirlerini almak durumundadır. Ancak bu uygulamalarda özellikle vatandaşının hakkını gözetmek, suçluyu suçsuzdan ayırmak zorundadır. Vatandaşlarının dış mihrakların etki alanından ve onların taşeronu terör örgütünün karşı propaganda alanından kurtulması için gerekli çalışmaları yapmak devletin en temel görevleri arasındadır.
4. Uludere’nin gerçekleşme biçimi ve sonrasında yaşanan sürecin kimin ekmeğine yağ sürdüğü, bu olaydan hangi güçlerin kazançlı çıktığı, üzerinde durulması gereken bir durumdur. Bu sürecin yaşanmasında gerek küresel güçlerin, gerek devlet içinde hâlâ varlığını sürdürdüğü açık olan birtakım odakların, gerekse terör örgütünün rolünün hangi boyutlarda olduğu kamuoyu tarafından net bir şekilde bilinmemekte, bütün bu unsurların bu süreçteki rolünün en kısa zamanda ortaya çıkartılması gerekmektedir. 
5. Uludere’de hangi sebep ve gerekçeyle ve ne şekilde olursa olsun hayatını kaybeden insanlar, bu ülkenin vatandaşları ve milletimizin ayrılmaz fertleridir. Dolayısıyla devlet, vatandaşının maddî-manevî mağduriyetlerinin giderilmesi noktasında attığı olumlu adımların yanısıra, olayların aydınlatılması hususundaki hukukî süreci de acilen tamamlamalıdır.
Sonuç olarak, kamuoyunda ele alınış biçimi ve sonrasında yaşanan süreç itibariyle yönlendirmeye açık olan bu hadisenin kirli emellere araç olmaması için herkesin elinden gelen gayreti göstermek gibi ahlakî ve vicdanî bir sorumluluğu vardır.
Uludere yanlış mecralara akmamalıdır.
 
 
BASIN BİLDİRİSİ / 25 Aralık 2012
Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi/İstanbul
Kayıt Tarihi : 25 - 12 - 2012
Bu sayfa 1136 defa ziyaret edilmiştir.