2020-2021 Dünya Hak İhlalleri Raporu
2020-2021 Dünya Hak İhlalleri Raporu
2009 yılında kurulan Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi ( UHİM) bugüne kadar birçok çalışma ve rapora imza atmıştır. Hazırlanan raporların en önemlilerinden bir tanesi de her yıl dünyada işlenen hak ihlallerini konu alan “Dünya Hak İhlalleri” raporudur. Pandemi dolayısıyla 2020/2021 olarak hazırladığımız “Dünya Hak İhlalleri” Raporumuzun kamuoyu takdimi İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası  Doktora Salonun'da, Yönetim Kurulu Başkanı Veysel Başar ve bölüm yazarları tarafından gerçekleşti. 

 Algıların ve sanal olanın gerçeği gölgelediği dünyamızda Covid-19 salgınının etkisi altında iki yıl geçirdik. Dolayısıyla bu raporumuzun tüm başlıklarında pandeminin etkileri bariz bir şekilde görülmektedir. Raporumuzda öne çıkan başlıklar özet olarak şu şekilde: 

SİYASET
Bu bölümde 2020-2021 yıllarında, insan haklarının en temel garantörleri olan devletlerin insan haklarını acımasızca ihlal ettiklerinin altı çizilmiştir. ABD, Çin, İsrail, Avrupa ve Rusya‘nın neden olduğu siyasi ihlaller incelenmiştir.
Pandeminin etkisi altında İnsanlar ırklarına göre ayrımcılığa tabi tutulmuş, istihdam ve ekonomik güvence durumları zayıflatılmış, öte yandan barınma ve sağlık hizmetlerine erişimleri de aynı oranda etkilenmiştir.
2020/2021 yıllarında ABD’de polis memurları tarafından en az 2300 kişinin öldürüldüğü kayıtlara geçmiştir. Buna göre ABD’de her gün 3’den fazla kişi polis kurşunuyla hayatını kaybetmiştir. Virüs nedeniyle 500 binden fazla Amerikalı hayatını kaybetmiş, on milyonlarca insan sağlık sigortası kapsamından mahrum kalmıştır. Her 6 yetişkin Amerikalıdan biri ve 4 çocuktan biri açlık riski altındadır. 2020-2021 yıllarında ABD; DSÖ, BM İnsan Hakları komisyonu, UNESCO üyeliği ve Paris iklim antlaşmasından çekilmiştir.
Çin hükümeti, Müslüman Uygur Türklerine karşı soykırım, hapis, zorla kısırlaştırma ve işkence gibi insanlığa karşı suçlar işlemiştir. Çin hükümetinin Uygur Müslümanlarına uyguladığı baskı yeni bir gündem olmasa da son yıllarda benzeri görülmemiş seviyelere ulaşmıştır. Yaklaşık bir milyon Uygur, “siyasi eğitim” kampları, mahkeme öncesi gözaltı merkezleri ve hapishanelerde keyfi olarak gözaltına alınmıştır. Mahkemeler, usulüne uygun bir süreç olmaksızın kişilere ağır hapis cezaları vermiştir. Dini içerikli mesaj, kayıt göndermek ve Uygurca e-kitap indirmek gibi nedenler yıllarca hapis cezasına gerekçe olarak gösterilmiştir.
İsrail işgal altındaki Filistin topraklarında yasa dışı yerleşim politikalarını devam ettirmiştir. 2020 yılında son 10 yılda yıkılandan daha fazla Filistinlilere ait özel ve kamu binaları İsrail işgal rejimi tarafından yıkılmıştır. Yeşil hat içerisinden bulunan 248 ev, batı Şeria’da ise 848 ev ve yerleşim birimi yıkılmış 2030 dönüm araziye ise el konulmuştur.
Suriye’deki savaşın halka karşı vahşeti hız kesmeden devam etmiştir.
Yemen’deki savaş, milyonlarca insanı temel insani ihtiyaçlardan mahrum bırakarak temel haklarının çoğunu kullanılamaz hale getirmiş; açlık ve hastalık sivil halkın önlenemez kaderi olmuştur.
Hindistan işgali altında bulunan Cammu ve Keşmir’deki insan hakları ihlalleri de devam eden bir diğer sorundur. Hindistan hükümetinin gerçekleştirdiği ihlaller toplu katliamlardan, işkence, tecavüz ve cinsel istismara; ifade özgürlüğünün
bastırılmasından dini toplantı yasaklarına kadar uzanmıştır.
Avrupa’da 2020-2021 yıllarında Müslüman ve Müslümanlara ait kuruluşlara yönelik binlerce saldırı düzenlenmiştir. Almanya İçişleri Bakanlığı ve Federal Ceza Dairesi tarafından hazırlanan Siyasi Suçlar Raporu’na göre 2020’de İslamofobik suçlar bir önceki yıla göre % 8 oranında, Fransa’da ise %53 oranında artmıştır.

HUKUK
Bu bölümde dünya genelinde devam eden küresel salgının toplumsal hayatta pek çok alışkanlığı değiştirdiği gibi ülkeler bazında da önemli hukuki zorluklara yol açtığı belirtilmektedir. ABD, Çin, Rusya, Ortadoğu ve Avrupa bölgelerinde yaşanan ihlallere odaklanılmıştır.
Dünya genelini esir alan küresel salgın, toplumsal yaşamı düzenleyen kurum ve kuruluşları yeni modellere yönlendirdiği gibi, toplumsal yaşamın sürdürülebilir olmasını sağlayan kuralları da yeniden düşünme imkanı sunmuştur. Toplumsal yaşam kuralları denildiğinde akla gelen örf-adet, din, ahlak ve hukuk kurallarının neredeyse hepsinde salgın döneminde yeni birtakım normlar oluşmuştur.
Filistin’de meydana gelen hak ihlallerinin on yıllardır artarak devam etmesi, Doğu Türkistan’da Çin Komünist yönetiminin her sene şiddeti arttırarak soykırım yapması, ABD’nin dünyaya demokrasi ve insan hakları götürüyoruz iddiasıyla insan hakları kavramını kendi hukuksuzluklarına meşru bir zemin olarak kullanması, demokrasinin beşiği olarak kendisini ifade eden Avrupa’nın konu ırkçılık, İslam olunca gösterdiği reflekslerle nasıl da ırkçı politikalar güttüğü, Suriye ve Afganistan savaşları ile dünyanın en önemli gündem maddeleri arasına giren yoğun göç hareketlerinde insan hakları ve hümanizm vurgusu yapan Batı’nın nasıl insanlıktan uzak tutum ve davranışlar sergilediğini, Rusya’nın zorla işgal ettiği Kırım’da herkesi Ruslaştırma çabasına girerek sadece insan olmadan kaynaklı, insanların sahip oldukları haklarına erişmelerine sert biçimde izin vermemesi gibi pek çok hak ihlali 2020 ve 2021 yıllarında da gündemdeki yerini korumuştur.

ÇEVRE
Dünya kentleşip sanayileştikçe ve iklim değişikliğinin etkileri arttıkça, çevresel krizler dünya genelinde insanların yaşamlarını, sağlıklarını ve geçim kaynaklarını giderek daha fazla etkilemektedir. Temiz çevre hakkı her bir birey ve toplumun öncelikli haklarından biridir ve bugün başa çıkmaya çalışılan en önemli hak ihlalleri arasında gelmektedir. Bu bölümde çevre hakkının tarihsel süreçleri ve uluslararası çözüm arayışları incelenmiş, ilk kez gündeme geldiği tarihten itibaren yapılan çalışmalar aktarılmıştır.
2020 - 2021 itibariyle tüm dünyada enerji ile ilgili karbondioksit ve metanın %35 ine sadece 20 şirket neden olmaktadır.
Zara, Coach, Adidas, Dr. Martens vb. 80 büyük moda markası şeffaf olmayan tedarik zincirlerinden malzeme temin ederek ormansızlaştırma ve hayvan katliamı gibi konularda belirgin bir şekilde etkili olmuşlardır.
En büyük 20 küresel şirket dünyadaki toplam plastik atığın yarısını oluşturmakta; Avustralya, ABD, Güney Kore, İngiltere ve Çin bu hususta başı çeken ülkeler olarak öne çıkmaktadır.
2021 yılı itibariyle ortalama olarak memeliler, balıklar, kuşlar ve sürüngen popülasyonları %68, küresel tatlı su türleri de %84 azalarak bioçeşitlilik tarihinin en fazla tahrip edildiği zaman olarak kayda geçmiştir.
Shell şirketinin Nijer deltasına verdiği zararlar Hindistan’daki hava kirliliğinin tarihin en yüksek seviyelerine çıkması, Kamboçya ormanlarının yasa dışı endüstriyi destelemek için yok edilmesi 2021 yılının bariz çevre ihlalleri olarak ekolojik sistemi tehdit etmektedir.
Raporda verilen örneklerden hareketle çevre hakkının sadece bireysel çabalarla çevreyi korumaya çalışmakla sürdürülemeyeceği; bu hakkın en fazla çok uluslu büyük şirketler ve hükümetler tarafından ihlal edildiği belirtilmiştir. Bütün uluslararası çözüm çabalarına rağmen çevre hakkına ilişkin uluslararası bir koruma ve yaptırım mekanizması hâlen bulunmamaktadır. Bu durum küresel ısınmadan ve iklim değişikliğinden daha çok etkilenen kırılgan ve gelişmemiş ülkelerin, çevre hakkının gelişmiş ülkeler tarafından ihlal edildiğini göstermektedir. Küresel ve gelişmiş ülkelerin bu eşitsiz durumu telafi etmek ve daha fazla çevreyi kirletmemek adına karbon ticareti, sınırda karbon düzenlemesi, karbon vergisi gibi uygulamalarda bulunması göstermelik olmaktan öteye gidemediği için tam olarak çevre kirliliğini ortadan kaldırmamakta ve haliyle ihlallerin de önüne geçilememektedir.
Raporda, devletlerin ve hükümetlerin çevre hakkının ihlallerine karşı ulusal mevzuatlarında iyileştirmeler yapması ve bunun uluslararası alana yayılması gerektiği belirtilmektedir. Ayrıca çok uluslu şirketlerin de üretim ve lojistik süreçlerinde çevreye ve insanlara verdikleri zarara karşılık cezalandırılması veya yaptırıma maruz bırakılması gerekmektedir.

EĞİTİM
Eğitim bölümü “hak” ve “eğitim” kavramlarıyla, bunlara ilişkin tanımlamaların kapsamına değinerek başlamaktadır. Bu teorik arka plandan sonra 2020 ve 2021 yıllarında eğitimde yaşanan sorunlar ele alınmıştır. Pandemi döneminde eğitim alanında ciddi hak ihlalleri yaşanmıştır. Genç nesiller için pandemi sırasındaki eğitim kaybı ağır bir yük olmuş ve sonuçları önümüzdeki yıllarda daha belirgin olarak ortaya çıkacaktır. Ayrıca, pandemi, sistemdeki derin eşitsizlikleri ve zayıflıkları ortaya çıkarmanın yanı sıra daha fazla potansiyel insan hakları ihlallerini de tetiklemiştir. Raporda küresel güç olan veya olma yolunda ilerleyen devletler ve birlikler tarafından gerçekleştirilen eğitim hakkı ihlallerinden örneklere yer verilmiştir.
Cemmu ve Keşmir’de devam eden çatışmalar ve bu bölgedeki Hindistan’ın aşırı sert tutumu birçok temel insan hakkını ihlal ettiği gibi eğitim hakkını da ihlal etmiştir. Hindistan silahlı kuvvetlerinin çocuklara yönelik şiddet uyguladığı raporlara yansımaktadır.
Rusya kendi ülke sınırları içinde eğitim hakkının ihlaline yönelik eylem ve işlemlerde bulunabildiği gibi; askeri güç bulundurduğu bölgelerde de bunu uygulayabilmekte ve eğitimi Ruslaştırma politikasının bir parametresi olarak kullanmaktadır. Özellikle Suriye-Rus askeri ittifakının, uluslararası olarak yasaklanmış silahların kullanımı da dahil olmak üzere, yıllar içinde ticari marka haline gelen taktiklerle; okullar, hastaneler, pazarlar, evler ve sığınaklar dahil olmak üzere sivil altyapıya kasıtlı ve ayrım gözetmeksizin saldırmaya devam ettiği görülmektedir.
ABD’nin tarihsel süreç ile ortaya çıkan ve halen devam eden, özellikle ırksal ve sosyo-ekonomik eşitsizliklere dayalı olarak ülke içindeki eğitim hakkı ihlalleri aratarak devam etmiştir. Siyah ve kahverengi ten rengine sahip öğrencilerle Latin ve işçi sınıfı öğrencileri, özel ve yetersiz finanse edilen okullara gitmek zorunda bırakılmıştır. Okul girişlerinde metal detektörlerle aranmış ve kamu gücü suiistimal edilerek sürekli güvenlik kontrolü altında oldukları hissettirilmiştir.
Avrupa ve okyanus ötesinde eğitim hakkı ihlali ile ilgili tartışmaların ekseriyeti mülteci çocuk ve gençlerin şartlarının yanı sıra dini sembollere dönük tavır olarak ortaya çıkmıştır. Mülteci ve azınlık çocuklar ile Müslüman çocuklarına karşı eğitimde fırsat eşitliği hakkı ihlal edilerek, düşük ve yetersiz seviyedeki eğitime mahkum edilmişlerdir.
İsrail’in engelleyici ve saldırgan politikaları dolayısıyla Filistin’de örgün bir eğitimden bahsetme ihtimali söz konusu değildir.
Sahraaltı Afrikası, Filistin ve Afganistan gibi bölgelerde teknik yetersizliklerden dolayı pandeminin örgün eğitimdeki etkisi yıkıcı olmuştur.

MEDYA
Raporun bu bölümünde, “medya ihlali” kavramı “medyaya yönelik” ihlalden ziyade bizatihi “medyada gerçekleştirilen” ihlalleri kapsamaktadır. Medya ihlalleri gittikçe yaygınlaşan ve karmaşıklaşan medya ağlarına paralel olarak fazlalaşmış ve söz konusu sorunlarla mücadele her geçen gün güçleşmiştir.
Sosyal medyanın yaygın kullanım alanına güç ve meşruiyet kazandıran “özgürlük söylemleri”, kaçınılmaz bir biçimde ayrımcılık, ırkçılık, istismar ve nefret suçlarını tetiklemiştir.
Geleneksel ve sosyal medya ırkçılık söylemlerinin yükseldiği ve sıradanlaştığı zemin olmayı sürdürmüştür. Özellikle siyahlara ve Müslümanlara dönük Batı toplumlarında yaşanan ayrımcılık, medya alanında da tekrar edilmiş ve yeniden üretilmiştir.
Uluslararası toplum ve mahkemeler tarafından “soykırım” olarak kabul edilen Srebrenitsa dahil, içinde Müslüman kimliğin yer aldığı birçok mesele İslamofobi’ye hizmet edecek şekilde haberleştirilmiştir. Afganistan’daki siyasi kırılmaların ardından sistematik biçimde İslamofobik etiketlemeler yapılmıştır.
2021 yılının Ramazan ayında yaşanan İsrail şiddeti de, Batı medyasında gerçeklerin çarpıtılması ve gizlenmesi şeklinde haberleştirilmiştir.
Mülteciler ile ilgili hadiseler olumsuz algılar oluşturularak haberleştirilmiş. Facebook ve Netflix gibi platformlarda siyahi insanlar primatlara benzetilmiş, Müslüman kişiler ise sıklıkla terörle bağlantılı olarak konumlandırılmıştır. Küresel şirketler vasıtasıyla ifade özgürlüğü sınırlandırılmış, insanların zihin kodlarına müdahale normal hale getirilmiştir. Trump’ın sosyal medya hesaplarının bloke edilmesi buna en güzel örnektir.
Müslümanların kutsal değerlerine, İslam peygamberi Hz. Muhammed’e yönelik saldırgan ve hakaret içeren karikatürler batı medyası tarafından ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmiş ve bu içerikler Fransa’da resmi devlet binalarında sergilenmiştir.
Charlie Hebdo dergisinin Suriyeli Aylan bebek için “yaşasaydı tacizci olurdu” şeklindeki karikatürü de Wikipedia tarafından yayınlanarak nefret suçu işlenmiştir.
Batı medyasının terör örgütleriyle ilgili seçici ve algı oluşturan yaklaşımları bu yıllarda da devam etmiş özellikle ülkemiz aleyhindeki faaliyetleri ile bilinen pkk, ypg, fetö gibi örgütlere müsamahalı bir tutum sergilenmiştir.
Geleneksel medyada yer tutan tüm bu haberler, eşzamanlı olarak sosyal medyada da paylaşılmış ve bu yolla kitleler manipüle edilmiştir. Sosyal medya, gerek şirketler bazında gerekse devletler bazında, içinde yaşadığımız çağın medya atmosferini domine etmiştir.

EKONOMİ
Raporumuzun bu bölümünde pandeminin etkisi altında yaşanan ağır ekonomik sorunlar, kitlelerin makro ekonomik politikalarının sonucunda yaşadığı mağduriyetler, küreselleşmenin çöküşü, ekonomik yapının sürdürülebilirliği ile gelir ve servet eşitsizliğine kadar bir çok farklı konu ele alınmıştır.
Etkileri devam eden salgın ve ekonomik krizde neoliberal politika ile hareket eden devletlerin özel sektörün çıkarlarını gözettiği gerçeği somut şekilde deneyimlenmiştir
Küresel işsizlik 2020’de 33 milyon artmış istihdam oranları ise azalmıştır.
Küresel gelir adaletsizliği tarihin en yüksek dönemine çıkmış, dünya nüfusunun en zengin %10 u küresel gelirin %52 sini alırken, nüfusun en yoksul yarısı ise küresel gelirin %8,5 ini ancak kazanabilmiştir. Servet dağılımında ise en zengin %10 tüm servetin %76 sına sahiptir. Dünyanın en zengin 10 insanın günlük kazancı ise 3,1 milyar insanın günlük kazancına eşittir.
Tüm dünyada devletlerin borçluluk oranları hızla yükselmiş bunun sonucunda bir çok ülke sosyal ve siyasal baskılara maruz kalmıştır. Ekonomik sorunların derinleşecek olması, yeni teknolojik açılımların ve dönüşümlerin istihdam konusunda oluşturduğu belirsizlikler, işsizliğin meydana getirdiği sosyo-ekonomik problemler, şehirlere göç dalgaları, iklim değişikliği, gelir ve servet dağılımındaki adeletsizliğin giderek daha da artması gibi tüm sorunlar sistemin yeniden yapılandırılmasının zorunluluğuna işaret etmekte ayrıca, bu sisteme kaynaklık eden disipliner anlayışın da sorgulanması gerekliliğini bir kez daha bize göstermektedir.

SAĞLIK
2020 ve 2021 yıllarının en büyük sorunu pandemi olmuştur. Küresel salgın ülkelerin altyapısının ve hukuk sisteminin hazır olmadığı bir ortamda meydana gelmiş ve başta sağlık olmak üzere birçok alanda küresel krize dönüşmüştür.
Raporda salgın ile ilgili Hak İhlalleri, Mülteci Sağlığı ile İlgili Hak İhlalleri, Savunmasız Grupların Sağlık Haklarının İhlalleri, Sanitasyon ile İlgili İhlaller ele alınmıştır.
ABD’nin almış olduğu mültecilere seyahat kısıtlaması getiren kararlar ile mülteciler salgın sürecinde savunmasız bırakılmış, sağlık sistemlerine erişimleri engellenmiştir. ABD’de sağlık sistemindeki örtük önyargı ve ırkçı yaklaşımlar sebebiyle salgın süresince hasta olma oranlarında ve aşılanma oranlarında ırka dayalı eşitsizlikler ortaya çıkmıştır. Örneğin beyazların en az 1 doz aşı vurulma oranı% 61.7 iken, siyahilerde bu rakam %15’leri bile bulmamaktadır. Aynı zamanda ABD’de yaşayan siyahların Covid-19’dan ölme oranları beyazlardan 3,5 kat daha fazladır. ABD’nin birçok şehrinde temiz suya ve sanitasyona erişimin kısıtlığı olduğu, var olanın da adaletsiz dağıtıldığı ortaya konmuştur. Kızılderili hanelerin beyazlara göre 19 kat daha yetersiz tesisata sahip olduğu tespit edilmiştir.
27 Avrupa ülkesinde küresel salgın engelliler, yaşlılar ve mülteciler gibi savunmasız grupları orantısız bir şekilde etkilemiş; İtalya, İspanya gibi birçok ülke de yaşlı bakım evlerinde toplu ölümler gerçeklemiştir. DSÖ verilerine göre bazı ülkelerde Covid-19 nedeniyle ölenlerin yarısına yakını bakım evlerinde kalan yaşlı insanlardır.
Birçok ülkede gündeme gelen Aşı olma zorunluluğu beraberinde işten çıkartmalar gibi hak ihlallerine sebep olmuştur. Aşıya ve koruyucu sağlık hizmetlerine erişim de tam bir adaletsizlik oluşmuş, gelişmiş ülkeler arasında bile söz konusu malzemelere erişim noktasında mücadeleler yaşanmıştır.
Salgın sürecinde drone ve teknik izlemeler sonucunda kişi hakları ve mahremiyeti ihlal edilmiştir.
Avrupa ülkeleri sınırlarında göçmenlerin iltica başvurularına izin verilmemesi ve gözaltı merkezlerinde gerekli tedbirlerin alınmaması sonucunda göçmenler salgın karşısında savunmasız bırakılmıştır.
Salgın döneminde Çin ve Rusya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinde de kadına ve çocuğa yönelik eviçi şiddet artmıştır.
Sağlık sigortası sorunu devam eden Romanlar, salgın döneminde bulundukları ülkelerde ayrımcı bir biçimde zorunlu karantinaya alınmışlardır.
Rusya birçok savaş bölgesinde kimyasal silah uygulaması ile gündeme gelmektedir. Aynı zamanda Nükleer santral kullanan ülkelerin atıklarının oluşturduğu çevre kirliliği neticesinde ciddi sağlık ihlalleri rapor edilmiştir.
Çin’in 2020-21 yılları arasında sebep olduğu en büyük ihlal bildirimde gecikmesidir. Bu gecikme belki de milyonlarca insanın hayatına sebep olmuştur. Aynı zamanda Çin’in Uygur Türklerine ve diğer azınlıkta bulunan etnik ve dini gruplara uyguladığı zorla kürtaj, zorla doğum kontrol yöntemleri, zorla kısırlaştırma, zorunlu kobaylık, işkence ve tecavüz gibi uygulamalar ile bir çok sağlık hakkı ihlal edilmiştir…
Yedi başlık altında hazırlamış olduğumuz “2020-2021 Dünya Hak İhlalleri Raporu”muzun kısa bir özetini sunduğumuz bu basın açıklamamız ile raporumuzu kamuoyunun istifadesine arz ediyoruz. İnsanlığın yeniden kendi değerlerinin farkına vararak, barış ve huzur içerisinde bir dünya da yaşaması dileğiyle katılımınız için tekrar hepinize çok teşekkür ediyorum.

İnsanlığın yeniden kendi değerlerinin farkına vararak, barış ve huzur içerisinde bir dünya da yaşaması dileğiyle...
Kayıt Tarihi : 20.4.2022
Bu sayfa 810 defa ziyaret edilmiştir.