Türkçe Olimpiyatları Hangi Dili Kullanıyor?
Türkçe Olimpiyatları Hangi Dili Kullanıyor?
TÜRKÇE OLİMPİYATLARI HANGİ DİLİ KULLANIYOR? isimli başın açıklamamız dernek merkezimizde UHİM Başkanı Ayhan KÜÇÜK tarafından yapıldı. 

21. yüzyılda tüm dünyanın küresel sisteme entegre edilmesi için uygulanan politikalar başdöndürücü bir hızla sürüyor. Popüler kültür yoluyla dünyevî olanı kutsallaştıran ve böylece aşırı tüketime dayalı bir yaşam biçimi oluşturmayı hedefleyen hegemonik sistem, kendisine her gün yeni pazarlar arıyor.
Bu bakımdan değerlendirildiğinde, günümüz Müslüman toplumları da bu sistem için oldukça cazip bir Pazar olarak görülüyor. Zira dünyada 2 milyara yaklaşan nüfusuyla Müslümanlar, göz ardı edilemeyecek kadar büyük bir müşteri konumundalar. Dolayısıyla bugün halkı Müslüman olan devletlerde malların dolaşıma açılması, küresel sistem için toplamda trilyonlarca Dolar’lık bir kazanç anlamına geliyor. Hal böyle olunca, bu coğrafya, gıdadan giyime, elektronik ürünlerden eğlence sektörüne, silah sanayinden otomotive kadar hayatın hemen her alanında aşırı tüketime teşvik ediliyor, bir anlamda zorlanıyor. Halihazırda yaşamakta olduğumuz, etkilerini gelecekte çok daha fazla hissedeceğimiz ‘Arap Baharı’nın, özellikle Ortadoğu’da bu süreci kolaylaştırıcı bir rol üstleneceğini söylemek sanıyoruz yanlış olmayacaktır.
Köklü medeniyetimizin yüzlerce yıllık geçmişine dönüp bakıldığında, toplumu yönlendiren, ona şekil veren, bireylerin zihniyet ve şahsiyetlerinin oluşmasına öncülük eden kurumların devlet yönetimleri değil, sosyal yapılanmalar ve toplum müesseseleri olduğu açıkça görülebilir. Hal böyleyken toplumsal yapının şekillenmesinde belirleyici olan sosyal yapılar yaklaşım ve uygulamalarıyla zaman zaman ‘emperyal güçlerin çıkarlarını zedelemeyecek sekülerleşmiş bir İslam’ algısının oluşturulmasına katkı sağlayabiliyor. Günümüzde özellikle kendisini ‘dindar’, ‘muhafazakâr’ ya da ‘İslamcı’ olarak tanımlayan cemaat, kurum ya da vakıfların da bu sürece ortak olduğunu söylemek zor değil. Oysa bu yapıların medeniyetimizin temel değerleriyle örtüşmeyecek böylesi bir yaklaşımdan uzak durması gerektiği açıktır.
Son yıllarda Türkiye’nin içinden geçtiği sürece dönüp baktığımızda, yıllardır siyasi kanallar aracılığıyla toplumsal zemine yayılan bu zihniyetin meşruiyet kazanmasına, bugün cemaat yapılanmalarının da katkı sağladığı görülüyor.
Söz konusu kurumların, kuruluş, cemaat ya da vakıfların dünyayı ekonomik bir sömürü aleti haline getiren bu politikalara destek veren bilinçli veya bilinçsiz birçok çalışmasını saymak mümkündür. Bunlardan bir tanesi de artık gelenekselleşen ve geçtiğimiz günlerde onuncusu düzenlenen Türkçe Olimpiyatları organizasyondur. ‘Türkçe Olimpiyatları’nın kapanış şöleninde yaşanan tablo, organizasyonu gerçekleştiren sosyal yapı tarafından yıllardır eleştirilen bir yaşam biçiminin bugün büyük bir iştahla sahiplenildiğini ortaya koyan görüntülere sahne oldu. Öyle ki, dünyanın dört bir tarafından gelen çocuk ve genç yaştaki katılımcılar, pop müzik starlarının hit şarkılarını danslarıyla süsledikleri sunumlar yaptılar ve yarıştırıldılar. Yıllardır bireysel ve toplumsal yaşama dair ortaya konan anlayışın çiğnendiği törende daha da ilginç olan, organizasyonun gerçekleştirildiği stadyum ve çevresini hıncahınç dolduran 100 bine yakın insanın da, bu sunumlara büyük bir sevinçle eşlik etmesiydi. Devlet yöneticileri de bu organizasyona en üst düzeyde destek vererek, ortaya çıkan bu tablonun hiçbir kritiğe tabi tutulmadan ülke çapında kabul görmesini sağlamış oldular. Öte yandan organizasyonun yalnızca Türkçe öğretme hedefi gütmediği, aynı zamanda Türk kültürünün de benimsetilmeye çalışıldığı görüldü ki bu durum yerel kültürlere gösterilmesi gereken saygı bakımından sorunlu bir yaklaşım tarzıdır.
Bu örnekten hareketle, Türkçe Olimpiyatları, dünyada Türkçe’nin yaygınlaşmasına katkı sağlamakla beraber, gerek içeriği, gerek sunuş biçimi bakımından eleştirilmesi gereken birçok noktayı barındırmaktadır. Topluma rehberlik etmesi gereken kurum ve yapılar, küresel sistemin dayattığı kültür ve ahlak anlayışının yaygınlaşmasına katkı sağlamamalıdır. Kendi medeniyet değerlerine katkı sağlamak isteyen birey ve kurumların üzerine düşen asgarî görev, taşıdığı misyon ve iddiaya uygun hareket etmektir.

 

BASIN BİLDİRİSİ / 22 Haziran 2012
Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi/İstanbul

Kayıt Tarihi : 22 - 6 - 2012
Bu sayfa 754 defa ziyaret edilmiştir.