Tarihten Bugüne Ülke İhlal Karneleri
Tarihten Bugüne Ülke İhlal Karneleri

UHİM hazırladığı “Tarihten Bugüne Ülke İhlal Karneleri” adlı raporla dünyanın barış elçiliğine savunan ülkeleri ve belli baslı kuruluşların gerçek yüzlerini ortaya koydu.

Taxim Hill Otel'de gerçeklesen kahvaltılı basın toplantısında UHİM Başkanı Ayhan Küçük bir sunum gerçekleştirerek hazırlanan rapor ve dünyada yapılan hak ihlalleri hakkında açıklamalarda bulundu.

‘Gücü elinde bulunduranların diğerlerini ezmesi’ şeklinde cereyan eden senaryo, insanlık tarihi boyunca devam etti. Kimi zaman siyâsî, kimi zaman ekonomik, kimi zaman da toplumsal güç, iktidarı ele geçirmek için yeterli oldu; sahip oldukları güçle iktidarı ele geçirenler, çoğunlukla diğer alanlara da egemen oldular. Egemen güçler önce hakim oldukları topraklarda yaşayan insanları sömürdüler; daha sonra gözlerini başka topraklara diktiler ve ‘daha fazlası’ için kan dökmeye devam ettiler.

Bu düzenek binyıllardır devam ediyor; fakat 15. yüzyılın sonlarında ‘coğrâfî keşifler’le başlayan ve bugüne kadar devam eden süreçte, dünyada yüzyıllardır medeniyetin, gelişmişliğin, refahın ve barışın timsali olduğu iddiasındaki Batı’nın, insanlık tarihine kara birer leke olarak düşecek uygulamaları, kendisinden önce yaşanan vahşetleri bile gölgede bıraktı.
İspanya ve Portekiz, sömürgeciliğin ilk adımlarını attılar. 16. yüzyılda başlayan, bugüne kadar devam eden ve adına ‘keşif’ denen işgal hareketlerinin ilk örneklerini verdiler. İnka, Maya, Aztek gibi binlerce yıllık köklü medeniyetleri ortadan kaldırarak milyonlarca insanı soykırıma tabi tuttular.
Fransa ve İngiltere sömürgecilik bayrağını İspanya ve Portekiz’den devralarak küresel ölçekte bir sömürge hareketine girişti. Bugün hala devam etmekte olan ve dünyanın dört bir tarafını kana bulayan işgal hareketleri, bu ülkelerin bugünkü refah ve zenginliklerinin kaynağını işaret etmeye yetiyor.
20. yüzyılda küresel çapta hegemonik bir düzen kuran ABD, dünya tarihi boyunca benzeri görülmemiş uygulamalara imza attı. Uzakdoğu’dan Ortadoğu’ya kadar dünyanın her köşesinde gerçekleştirdiği işgallerle, onlarca ülkede kurduğu askerî üslerle, kendi güdümündeki uluslararası kurumlar aracılığıyla siyasî-sosyal-ekonomik alanda dünya üzerinde kurduğu hegemonyayla, hukuk dışı uygulamalarını meşrulaştıran medyası ve sivil örgütlenmeleriyle, ismini insanlık tarihine kanla yazdırdı.
İşgal ettiği topraklar üzerinde kurduğu devletle, yarım asrı bulmayan kısa tarihine sayısız katliamı sığdırmayı başaran İsrail, insanlık dışı uygulamalarına tüm dünyanın gözü önünde devam ediyor. Sahip olduğu siyasî ve ekonomik güçle, dünyanın en büyük devletlerini de kendi politikaları çerçevesinde hareket ettirmeyi başaran küresel güçlerin bu yeni yetmesi, varlığını şiddetle anlamlandırıyor ve meşruiyet zeminine gerilim ve savaşı koyuyor. İsrail, değişen dünya konjonktürüne rağmen çatışmayı körükleyen politikalarıyla başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyada gerilimi had safhaya çıkarıyor.
İsviçre, tarafsızlığı ve güvenli bir ülke oluşu ile nam yapmış bir ülke. Özellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında bu yıl yaşanan gelişmelerden sonra, İsviçre, kendi ülkesinde hesabı bulunan diktatörlerin hesaplarına elkoymuştu. Fakat haksız yoldan kazanıldığı açık olan milyarlarca Dolar’lık bu servetlerin uzun yıllardır neden ve nasıl korunduğu tartışılmadı. Buna benzer pek çok örnekle, İsviçre’nin, bir gizli kasa görevi gördüğü ve diktatörlere ait gözüken paraların aslında halka ait olduğu bilinmesine rağmen bu paraların akıbetinin ne olacağı ise sorgulanmıyor.
Barış ve tarafsızlık gibi özelliklerle öne çıkan ülkelerden Norveç ve İsveç de, bu imajlarıyla taban tabana zıt uygulamalara imza atıyor. Her iki ülke de dünyadaki silah ticaretinin önemli bir kısmını ellerinde bulunduruyor. Öte yandan dünyanın pek çok ülkesinde insan hakları ve özgürlük söylemleri üzerinden siyasî baskı uygulayan bu ülkelerde Skanlar, Samiler ve Taterlerin maruz kaldıkları uygulamalar bir soykırım ve asimilasyona işaret ediyor.
Dünyanın en büyük ekonomik gücü olma yolunda hızla ilerleyen Çin, aynı gelişimi temel hak ve özgürlükler konusunda gösteremiyor. Özellikle Doğu Türkistan ve Tibet bölgelerinde, uzun yıllardır dünyanın en büyük soykırımları işleniyor.
Sovyetler Birliği, 20. yüzyılda başta Kafkasya, Orta Asya ve Doğu Avrupa ülkeleri olmak üzere, çok geniş bir coğrafyada milyonlarca insanın canına malolan uygulamalar gerçekleştiren Rusya, Sovyetler’den ayrılarak bağımsız birer devlet haline gelen bu ülkeler üzerindeki etkilerini yeni dönemde de sürdürüyor. Rusya’nın söz konusu ülkeleri askerî, siyasî ve ekonomik açıdan kendi kontrolü altında tutmak isteği Sovyet rejiminden kalma alışkanlıklarını devam ettirme gayreti içinde olduğunu gösteriyor.
Milyonlarca insanın, yaşam koşulları ve temel özgürlüklerle ilgili olumlu imajı nedeniyle hayatını sürdürmeyi hayal ettiği Kanada, takip ettiği politika ve uygulamalarıyla bu olumlu imajından hayli uzak bir görüntü çiziyor. ABD ve İsrail’in hukuk ve insanlıkdışı uygulamalarına verdiği destekle, nerede durduğunu açıkça ifade eden Kanada, son yıllarda Kutup bölgelerinde ortaya çıkan yeni enerji alanlarının kontrolü ile ilgili süreçteki söylemleriyle, barış söyleminin de gerçeği yansıtmadığını kanıtlamış oldu.
Hollanda’dan Belçika’ya, Almanya’dan İngiltere’ye, Danimarka’dan Norveç’e, İsveç’ten Fransa’ya kadar Avrupa’nın pek çok önemli ülkesi, kendi ülkesinde yaşayan yabancı kökenli insanlara karşı ayrımcı politikalar uyguluyor ve kendi vatandaşlarının karşı uyguladığı şiddete sessiz kalıyor. Özellikle 11 Eylül sonrasında daha da tehlikeli boyutlara ulaşan İslamofobya, kutsala hakaret tanımlamasının da ötesine geçmiş bulunuyor.
Bugün dünyada yaşanan sorunlar irdelendiğinde, büyük çoğunluğunun kaynağının söz konusu ülkeler olduğu görülecektir. Dünya’nın en zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip toprakları olan Afrika’nın, bugün açlık yüzünden her gün binlerce insanın yaşamını yitirdiği bir kıtaya dönüşmesi, Batı’nın asırlar boyu süren sömürge hareketinin sonuçlarından sadece biri. İnsan ve organ kaçakçılığı, uyuşturucu madde ve yasadışı silah ticareti gibi konularda da, bu ülkelerin izlerini takip etmek mümkün.
IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve uluslararası şirketlerin uygulamaları, canlı bir sosyo-ekonomik yapıya sahip olan ülkelerde dahi yoksulluğun kalıcı hale gelmesine zemin hazırlıyor. Üretimin azaltılması, istihdamın daraltılması, yatırımların yavaşlatılması gibi dayatmaların yanısıra, olumlu gidişatı baltalayacak ekonomik krizler de yine bu kanallar aracılığıyla devreye sokuluyor.
Dünyanın dört bir tarafında, işgallerle, sömürgeci faaliyetlerle ve ekonomik uygulamalarla yaşam alanlarını yok ettikleri milyonlarca insanın vatanlarını terk etmelerine sebep olan ‘gelişmiş devletler’, müsebbibi oldukları bu soruna şefkat(!) ellerini uzatarak çözüm bulduklarını iddia ediyorlar. Bizzat bu ülkelerin işgal, ambargo ve benzeri uygulamaları neticesinde kendi vatanlarında yaşamlarını sürdürme imkanları ellerinden alınan bu insanlar, hayatta kalabilmek adına çareyi yine söz konusu ülkelere göç etmekte buluyor. Talepleri ya baştan reddedilen, ya da ‘mülteci’ olarak kabul edilerek ikinci sınıf insan muamelesi gören milyonlarca insan, son derece zor şartlar altında yaşam mücadelesi veriyor.
20. yüzyılda sömürgelerinden çekildiği izlenimini uyandırmaya çalışan küresel güçler, yerlerine kukla diktatörler ve kazanımlarını sürdürmelerine yetecek anlaşmalar bırakmışlardı. Dün destek vererek iktidarlarını sürdürmelerini sağladıkları diktatörleri, bugün özgürlük havarisi kesilerek hesaba çekmeye çalışan hegemon güçler, özellikle Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında sömürge alanlarını yeniden dizayn etme kaygısıyla hareket ediyorlar.
Bütün bunları yaparken, insan hakları örgütlerini, sivil yapılanmaları ve uluslararası mercileri de kendi politikaları doğrultusunda yönlendiren küresel güçler, uygulamalarını meşrûlaştırmaya ve insanlık dışı faaliyetlerine hûkukî bir zemin oluşturmaya çalışıyorlar. Öte yandan işgallerle ve savaşlarla oluşturdukları hak ihlallerine bugün küreselleşme, globalleşme ve modernizm gibi söylemlerle kılıf bulmaya çalışmalarıdır.
Siyâsetten hukuğa, ekonomiden sağlığa, medyadan kültür-sanata kadar hayatın her alanında gerçekleştirdikleri ihlallerle, bugün dünya üzerinde yaşanan sorunların çoğunda pay sahibi olan bu devletler, dünyanın kendileri dışında kalan kısmını sömürmeye devam ederken, bir taraftan da sahip oldukları güç ve yürüttükleri politikalarla kendilerini temize çıkarmaya çalışıyorlar.
Biz de, ‘Tarihten Bugüne Ülke İhlal Karneleri’ adlı çalışmamızda; medeniyetin, barışın ve özgürlüklerin temsilcisi olduğu iddiasındaki bu ülkeleri masaya yatırarak söylemlerinin gerçekliğini test ettik. Tarihsel sürecin genel bir fotoğrafını çekmeye, coğrâfî keşiflerden bu yana yaşanan ihlaller üzerinden bir değerlendirme yapmaya çalıştık. Dünya üzerinde yaşanan ihlallerin gerçek müsebbiplerinin deşifre edilmesi, kimin suçlu, kimin masum olduğunu tesbit etmemize yardımcı olacaktır.

 

BASIN BİLDİRİSİ / 30 Haziran 2011
Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi/İstanbul



Raporun tamamına ulasmak için asagıdaki linki tıklayınız.
https://www.uhim.org/_tarihten-bugune-ulke-ihlal-karneleri_-raporu.html

Kayıt Tarihi : 30 - 6 - 2011
Bu sayfa 629 defa ziyaret edilmiştir.