Geçmişten Bugüne Ülke İhlal Karneleri: İSRAİL
Geçmişten Bugüne Ülke İhlal Karneleri: İSRAİL
Bu çalışma henüz bir asrı bulmayan kısacık tarihine, insanlık tarihinin en acımasız soykırım hareketlerinden birini sığdırmayı başaran İsrail’in gerçekleştirdiği ihlalleri konu almaktadır. Varlığını şiddetle anlamlandıran ve meşruiyet zeminine gerilim ve savaşı koyan İsrail, değişen dünya konjonktürüne karşı gerilimi körükleyen politikalarıyla başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyada gerilimi had safhada tutmaktadır. İsrail işlediği insanlık suçlarına tüm dünyanın gözü önünde devam eden küresel aktörler ve uluslararası kuruluşlar yaşananları görmezden gelmekte, büyük çoğunluğu Yahudi sermayedarların elinde olan uluslararası medya organlarının olayları yansıtma biçimi ise ciddi bir manipülasyona ve karartmaya işaret etmektedir. İsrail’in bugüne kadar hiçbir ciddi yaptırıma tabi tutulmayan ihlallerini raporumuzun sayfalarında ayrıntılarıyla okuyabilirsiniz. Fakat önce bugüne kadar yaşanan sürece kısaca göz atmak yerinde olacaktır.
Sömürgecilik ile başlayan ve bugüne kadar devam eden süreç; medeniyetin, özgürlüğün, refahın ve barışın temsilcisi olduğu iddiasındaki Batı’nın, insanlık tarihine kara birer leke olarak düşecek uygulamaları ile doludur. Bugün dünyada yaşanan sorunlar irdelendiğinde, büyük çoğunluğunun kaynağının söz konusu ülkeler olduğu görülecektir.
Dünya’nın en zengin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına sahip kıtası Afrika’nın, bugün açlık yüzünden her gün binlerce insanın yaşamını yitirdiği bir kıtaya dönüşmesi, Batı’nın sömürge hareketinin sonuçlarından sadece biridir. Küresel sistemin siyasal, kültürel, ekonomik ve askerî politikalarıyla derin bir kaosa sürüklenen kıtada, salgın hastalıklar, açlık, kıtlık, insan ve organ kaçakçılığı sebebiyle her yıl milyonlarca insan ölmektedir.
Bu ülkelerin bir adım ötesindeyse, üretim potansiyelleri ve dinamik toplumsal yapılarıyla gelişmekte olan ülkeler bulunmaktadır. Bu ülkeler de, küresel sistemin çıkarları doğrultusunda hareket eden kuruluşlar eliyle sürekli olarak dış müdahaleye maruz kalmaktadır. BM, NATO, UCM, IMF, Dünya Bankası, Dünya Ticaret Örgütü ve küresel şirketlerin uygulamaları, canlı bir sosyo-ekonomik yapıya sahip olan bu ülkelerde yoksulluğun kalıcı hale gelmesine zemin hazırlamaktadır. Üretim ve istihdamın daraltılması, yatırımların yavaşlatılması gibi dayatmaların yanısıra, olumlu gidişatı baltalayacak siyasî krizler de yine bu kanallar aracılığıyla devreye sokulmaktadır.
Bu olumsuz şartlar mültecilik sorununu da beraberinde getirmekte, milyonlarca insan her yıl yaşamını sürdürebilmek adına vatanlarını terk etmek zorunda kalmaktadır. İşgal, ambargo, içsavaş, yoksulluk, salgın hastalık gibi küresel sistemin uygulamalarından kaynaklanan nedenlerle yaşam alanları yok edilen insanlar, mülteci olarak gittikleri Batılı ülkelerde ikinci sınıf insan muamelesi görmekte, ırkçı ve ayrımcı muamelelere maruz kalmakta ve zor şartlar altında yaşam mücadelesi vermektedir.
2. Dünya Savaşı sonrasında sömürgelerinden çekilen Batılı devletler yerlerine bıraktıkları diktatörlük rejimleri ve bağlayıcı antlaşmalarla kıtadaki kazanımlarını sürdürecek zemini hazırlamıştır. Uzun yıllar boyunca destekledikleri diktatörleri, bugün “Arap Baharı” süreci ile tasfiye sürecine giren küresel sistem, Asya ve Afrika coğrafyasında kontrol alanlarını yeniden dizayn etme kaygısıyla hareket etmektedir.
Küresel sistem bu yöndeki politikalarını sürdürürken “insan hakları”, “demokrasi”, “özgürlük” gibi kavramlar üzerinden politika geliştirmekte, insan hakları örgütleri, sivil yapılanmalar, medya, kültür-sanat kurumları ve uluslararası merciler de bu doğrultuda kullanılmaktadır. Küresel aktörler, kendileri açısından tehdit olarak algılanan devletleri yine bu söylemlerle hedef almakta ve dünya kamuoyunda bu yönde bir algı oluşturmaya çalışmaktadır.
Hiç şüphesiz hak ihlalleri her dönemde ve her coğrafyada yaşanagelmiştir. Ancak bu çalışmada, sınırları dışında etki gücüne sahip olan ve bu yönüyle küresel ölçekte dünya siyasetine yön veren devletler tercih edilmiştir. “Tarihten Bugüne Ülke İhlal Karneleri”nin amacı; medeniyetin, barışın ve özgürlüklerin temsilcisi olduğu iddiasındaki bu ülkelerin söylemlerinin gerçekliği test etmektir. Çalışmamızın, göz ardı edilen bu alanın tartışmaya açılmasına katkı sağlayacağına inanıyoruz.
 
Kayıt Tarihi : 9 - 10 - 2014
Bu sayfa 5271 defa ziyaret edilmiştir.