Suriye’nin “Size” İhtiyacı Var! Çünkü Suriye’nin Barışa İhtiyacı Var!
Suriye’nin “Size” İhtiyacı Var! Çünkü Suriye’nin Barışa İhtiyacı Var!
Suriye’nin “Size” İhtiyacı Var! Çünkü Suriye’nin Barısa İhtiyacı Var! baslıklı basın açıklamamız UHİM dernek merkezinde yapılan basın toplantısıyla UHİM Yöneticilerinden Avukat Metin Kutlubay tarafından kamuoyuyla paylasıldı.

UHİM olarak Suriye’de yaşanan sürece ilişkin 2011 yılından bugüne kadar kamuoyuyla paylaştığımız basın açıklamalarından bazı bölümleri dikkatinize sunmak istiyoruz:
 
UHİM Basın Açıklamasından (“Direnişe Selam, İşgale Devam!” / 21 Mart 2011):
Zulme başkaldırı asla küçümsenemez! Başta Ortadoğu olmak üzere, dünya coğrafyasının dört bir yanında, halklarına zulmederek iktidarını sürdüren diktatörlerin uygulamaları meşru kabul edilemez! Ancak bu diktatörlerin, halklarının başına, bugün kendilerini Ortadoğu halklarının demokratikleşme sürecine adayarak onları bu zalim diktatörlerden kurtaracaklarını iddia eden küresel güçler tarafından bizzat yerleştirildiklerini ne çabuk unutuyoruz!
 
UHİM Basın Açıklamasından (“Akbaba Siyaseti” / 4 Eylül 2011):
(…) ‘Arap Baharı’nın, Batılı küresel güçler nezdinde ne anlama geldiği, bu sürecin söz konusu ülkeler tarafından nasıl kazanıma dönüştürüleceğini önümüzdeki günler gösterecektir. Ortadoğu ve Kuzey Afrika coğrafyasında, yani İslam dünyasının kalbi sayılabilecek bir bölgede devam etmekte olan bu sürecin, Libya’da ekonomik, Suriye’de jeopolitik, Mısır’da siyasî önceliklerle şekillendirilmeye çalışıldığı her geçen gün daha açık bir şekilde görülmeye başlanacaktır. (…) Öte yandan, bu süreçte yaygınlaşmaya başlayan ve yakın geçmişte bir benzerini Irak’ta ABD işgaline karşı çıkanların Saddam yanlısı olmakla suçlanmasıyla tecrübe ettiğimiz, ‘ya Libya halkının ya da Kaddafi’nin yanında olmak’ veya benzer biçimde ‘ya Suriye halkının, ya da Esed’in yanında olmak’ şeklindeki yaklaşımın, aklıselim ile yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Bu söylemin, işgalci güçlerin muhalif kültüre ‘öğrettiği’ bir yaklaşım tarzı olduğu, söz konusu söylemin küresel güçlerin dünya üzerinde sürdürdüğü politikaları kolaylaştırmaktan öte bir anlam taşımadığı artık anlaşılmalıdır.
 
UHİM Basın Açıklamasından (“İhlaller İkiye Ayrılır: Dünya Gündeminde Yer Alanlar ve Üstü Örtülüp Yok Sayılanlar!” / 18 Haziran 2012):
Yaşadığımız bölgede tarih yeniden yapılıyor. Bu coğrafya yeniden şekillenecek. (…) Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, yeni şekillenme kimin ya da kimlerin yörüngesine uygun olarak gerçekleştirilecek? Asıl sorun burada düğümleniyor. Bugün yaşananları anlamak için, dünü bilmek zorundayız. Sömürgeci güçlerin Arap coğrafyasındaki diktatör yapılara karşı bugün niye bu kadar karşı bir tutum içinde olduklarını irdelemek zorundayız. 1. Dünya Savaşı sonrası kendi yaptıkları putların devrilmesini bu kadar gönülden arzu etmelerinin tek sebebi ‘demokrasi’ aşığı olmaları mıdır acaba?
Bunun en tipik örneklerinden biri de bugün Suriye konusunda yaşanıyor. 2011 yılında başlayan ‘Arap Baharı’ sürecinin son halkası olan Suriye’de yaşanan süreç, bugün dünyanın gündemine oturmuş durumda. Fakat burada anormal olan bir şey var: Yıllardır görmezden gelinen Suriye halkının acılarına, neden bugün bu kadar ilgi duyuluyor? Öte yandan Arap Baharı öncesinde başlayan ve sonrasında da iyileşme belirtisi gösteren Suriye’deki demokratikleşme sürecinin hızlanması beklenirken, bu çatışma ortamı nasıl oluşturuldu? Sorunlara siyaset kurumları kanalıyla çözüm üretilebilecekken, neden bu ihtimal devre dışı bırakıldı? 
UHİM Basın Açıklamasından (“Suriye Özgürleştiriliyor Mu, Yoksa Parçalanıyor Mu?” / 1 Ağustos 2012):
Tıpkı Kuzey Irak örneğinde olduğu gibi, bugün Suriye’de de, Esed sonrası süreç için, küresel ve bölgesel aktörler tarafından yönlendirilecek ve Türkiye için tehdit oluşturacak bir yumuşak karın oluşturuluyor. Türkiye’nin Suriye’deki çatışmalar karşısındaki tavrı Türkiye’nin Ortadoğu’daki ilişkilerini husumet temeline taşıma ve İslam dünyasında yeniden bölünmeye yol açma tehlikesi arzediyor. Bugün bölgede denge politikası izleyen ABD’nin bu yaklaşımı da, Türkiye’nin özelde Suriye, genelde Ortadoğu politikalarını ve ‘komşularla sıfır sorun’ ilkesini ortadan kaldıracak bir işlev görüyor.
Bütün bu olup bitenler bir coğrafyanın yeniden şekillendirildiğini gösteriyor. Yüzyıllardır bu coğrafyayı sömüren Batı ekonomisi, bugün yaşadığı köklü krizden çıkmak için yeni bir çözüm arayışı içerisinde. Bugün yaşananların müsebbibi konumundaki ‘merhametsizlerden merhamet bekleme’nin hiçbir sonuç doğurmayacağı, zira küresel güçlerin bölgedeki çıkarları kesişmedikçe akan kanın durması yönünde bir adım atılmayacağı çok açık. Çözümün ‘bizim’ tarafımızdan üretilmesi gerekiyor. Ancak üretilen çözüm önerilerine, politikalara ve beklentilere bakıldığında son derece derinliksiz ve kısa vadeli alternatifler üzerinde durulduğu görülüyor.
Öte yandan ülkemizde Suriye konusunda sürdürülen iç politika karşısında, medya, sivil toplum kuruluşları ve başka kanallar aracılığıyla dile getirilen her türlü eleştiri, 11 Eylül sonrasında ABD’nin güttüğü ‘Ya bizimlesiniz, ya karşımızdasınız!’ mantığıyla linç ediliyor ve Suriye’de yaşanan sürece eleştirel yaklaşan her birey ve kurum ‘Esedcilik’le, ‘Baasçılık’la suçlanıyor. Daha birkaç sene öncesine kadar Türkiye’deki olumlu gelişmelerin Ortadoğu’ya örnek olabileceği dünya kamuoyunca konuşulurken, bugünkü sürece nasıl gelindiği irdelenmelidir. Siyasal çözümlerle gerçekleşebilecek bir dönüşümün nasıl şiddetin kucağına bırakıldığı ve bu coğrafyadaki ülkelerde parçalanmanın tetiklendiği görülmelidir. Suriye’de yaşanan gelişmelerin sonuçlarının daha önce tecrübe ettiğimiz diğer örneklere benzememesi, etnik-mezhepsel ayrıma dayalı bir bölünmenin gerçekleşmemesi için Suriye’deki süreç Şam merkezli olarak sürdürülmelidir. 
 
UHİM Basın Açıklamasından (“Suriye’nin Operasyona Değil Barışa İhtiyacı Var!” / 28 Ağustos 2013):
Bugün, devam etmesi halinde ne zaman biteceği meçhul; kime yarayacağı belli olan bir ayrışmaya sahne olacak Suriye’deki bu savaş, küresel aktörlerin operasyonlarına fırsat verilmeden derhal durdurulmalıdır. Suriye’de artık barışın söz konusu olamayacağını söyleyen, huzurun sağlanabilmesine dair umutlarını küresel güçlerin füzelerine bağlayan anlayışa itibar edilmemeli, intikam söylemlerinden kaçınılmalı ve bizim için olmayan bu savaşa son verilmelidir.
Barışın sağlanabilmesi için başta Türkiye ve İran olmak üzere tüm yerel ve bölgesel unsurlar harekete geçmelidir. İİT, Arap Birliği, bölge ülkeleri, İslam dünyasında ve özellikle Türkiye’de temsil gücü bulunan etkin kişi, kurum ve yapılar Suriye’de çatışan tarafların müzakere masasına oturmalarını sağlamak için katkı vermelidir.
Bu uğurda tüm hesaplar bir kenara bırakılmalı; Suriye’de dökülen her damla kanın ve düşen her bir tuğlanın Suriye halkına ve İslam coğrafyasına zarar verdiği görmezden gelinmemelidir. Küresel emperyal sistemin, operasyonlarını, halkların değil kendisinin menfaati için düzenleyeceği ve bunu da kendisi için uygun şartlar oluşmadan yapmayacağı bilinmelidir. Suriye üzerinde gerçekleştirilecek herhangi bir küresel operasyonun, ülkeye huzur getirmek şöyle dursun, yaşanan dramı derinleştirici ve kalıcı hale getirici bir misyon üstleneceği unutulmamalıdır. Gelinen noktada insanları bir daha bir arada yaşayamayacak düzeye götürecek ve faturası hem Suriye, hem İslam coğrafyası, hem de insanlık için çok ağır olacak bir küresel operasyona davetiye çıkarmak yerine, Türkiye başta olmak üzere tüm bölge ülkelerini, sorumlu kişi ve kuruluşları Suriye’de siyasal çözüm arayışına davet ediyoruz. 
 
UHİM Basın Açıklamasından (“Orta Afrika, Mısır ve Suriye Örneğinde Ayrıştırma, Çatıştırma, Bölme” / 13 Mayıs 2014):
Suriye ise üç yıldır devam eden bir içsavaşa mahkum edilmiştir. İçsavaş yüzbinlerce ölü, milyonlarca mülteci ve harap olmuş bir ülkeye mal olurken, küresel aktörlerin çıkar çatışmaları ve başta BM olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşların olaylara seyirci kalması, İslam dünyasının çözüm üretmekten uzak pasif yaklaşımı sebebiyle Suriye bölünmenin eşiğine getirilmiştir. İçsavaşta bugüne kadar yaklaşık 200 bin kişi yaşamını yitirmiş, 3 milyon insan göç etmek zorunda kalmış, 9 milyon kişi yardıma muhtaç hale gelmiştir. (...)
Suriye küresel sistem açısından çok yönlü hesaplar barındırmaktadır. Şii ve Sünni dünyanın karşı karşıya getirilmek istenmesi, Türkiye ve İran arasında bir sürtüşmeye sebep olması, Türkiye’nin Suriye üzerinden Sünni ve Şii dünyayı yakınlaştıran politikalarının durdurulması, Ortadoğu’da İsrail’in güvenliğini tehdit edecek bir yapının engellenmesi gibi sebeplerle Suriye içsavaşa sürüklenmiş ve “bölünme”nin eşiğine getirilmiştir. Küresel sistemin Mısır’da sürdürdüğü politikalarla birlikte düşünüldüğünde, Mısır’daki süreç tamamlanmadan Suriye’de içsavaşın bitmesine izin verilmeyeceği açıktır. 
 
Ve Bugün…
2011 yılından beri sürmekte olan içsavaşla birlikte derin bir kaosa sürüklenen Suriye, 21. Yüzyılda dünyanın gözü önünde yaşanan bir insanlık dramı olarak tarihe geçiyor. Dört yıldır sürmekte olan içsavaşta bugüne kadar yaklaşık 300 bin kişi yaşamını yitirdi, 7 milyondan fazla Suriyeli ülkesini terk etmek zorunda kaldı, 250 bin kişi tutuklanarak cezaevine gönderildi ve işkenceye maruz bırakıldı, savaştan etkilenen 5 milyondan fazla çocuk derin bir travma yaşadı, 3 milyondan fazla ev tahrip edildi, yüzlerce okul, hastane, kamu binası, ibadethane, müze yıkıldı, ülke ekonomisi tamamen çöktü ve ülkenin %80’i yoksul hale geldi. Bütün bunların yanısıra, tıpkı Afganistan’da, Irak’ta, Mali’de, İslam coğrafyasının işgal ve içsavaşa maruz bırakılan tüm bölgelerinde olduğu gibi Suriye’de de medeniyetimizin köklü birikimi büyük bir hızla yok ediliyor.
Bu içler acısı tablo, dünya kamuoyunun ve İslam coğrafyasının gözleri önünde ve yalnızca dört yıl içinde gerçekleşti. Küresel sistem Arap Baharı’ndan bu yana kendi çıkar çatışmaları ve bölgedeki hesapları üzerinden bu coğrafyayı bir savaş alanına çevirdi. Bugün de, önce görmezden geldiği, ardından çözümsüzlüğe ittiği Suriye’de kendi çıkarları için bir akbaba siyaseti sürdürmeye devam ediyor. Bu süreçte iki büyük bölgesel güç olan Türkiye ve İran’da karşı karşıya getirilmek isteniyor. Türkiye’deki kamuoyu algısının İran karşıtlığı ve düşmanlığı üzerine oturtulması önümüzdeki dönemde İran ile ilişkilerin Suriye’ye benzeme riski taşımaktadır. Küresel güç odaklarının İslam dünyasının her tarafına yaptığı fiili ve dolaylı müdahalelerin karşısında yer alınmalı ve İran’ın bu müdahalenin etkisinden kurtulması hedeflenmelidir.
Biz UHİM olarak, sürecin başından bu yana dile getirmeye çalıştığımız hususların bugün bir kez daha gözden geçirilmesi ve üzerinde düşünülmesi gerektiğine inanıyoruz. Başta Türkiye ve İran olmak üzere, bölge siyasetinde etkili olan tüm yapıları bu savaşı durdurmaya, ateşkes ortamını acilen sağlamaya ve barış için müzakere ortamını oluşturmaya davet ediyoruz.
 

BASIN BİLDİRİSİ / 23 Mart 2015
         Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi/İstanbul
Kayıt Tarihi : 23 - 3 - 2015
Bu sayfa 1167 defa ziyaret edilmiştir.