Sömürgeden Soykırıma Arakan!
Sömürgeden Soykırıma Arakan!
'Sömürgeden Soykırıma ARAKAN' raporumuz UHİM dernek başkanı Ayhan KÜÇÜK tarafından Eresin Taxim Hotel'de yapılan basın toplantısı ile kamuoyuna sunuldu.

Bugün dünya üzerindeki en büyük soykırımlardan biri, hiç şüphesiz Myanmar’daki Arakanlı Müslümanların maruz kaldığı soykırım hareketidir. Bu büyük vahşet, son dönemde yoğun katliamlar ile gündeme gelmişse de, 20. yüzyılın ikinci yarısından bu yana devam etmektedir. Dünyanın sırtını döndüğü, uluslararası hukukun ve dünyada barışın teminatı olduğu iddiasındaki kurumların görmezden geldiği Arakan’da sistematik bir soykırım söz konusudur.
Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi (UHİM) olarak, Arakanlıların içinde bulunduğu durumu yerinde tespit etmek, yaşadıklarını kayıt altına almak ve uluslararası hukuk nezdinde gerekli girişimlerde bulunmak üzere bölgeye gittik. Raporumuz, 9-16 Ağustos 2012 tarihleri arasında Arakan mülteci kampları, Bangladeş ve Tayland’da incelemelerde bulunan heyetimizin gözlemleri, görüşme notları ve tesbitleri doğrultusunda hazırlanmıştır.
Öncelikle belirtmek gerekir ki; Arakan’da uluslararası medyada yansıtıldığı şekilde bir savaş ve mücadeleden değil, soykırıma tabi tutulan ve bunun farklı aşamalarını devamlı suretle yaşayan bir halktan bahsedilmelidir. Zira Arakanlı Rohingyalar, maruz kaldıkları acımasız politikalara ve katliamlara karşı kendilerini savunma imkanına sahip olmadıkları gibi, ulusal ve uluslararası hukuk tarafından da yok sayılmakta ve savunmasız bırakılmaktadır. Uzun yıllardan beri devlet eliyle gerçekleştirilen ve son dönemlerde özellikle Budist milislerin de etkin olarak yer aldığı saldırı ve katliamlarda, uluslararası hukukta ‘soykırım’ olarak tanımlanan her türlü fiil işlenmektedir. Öyle ki, BM dahî Arakan halkını “Dünyada en fazla zulme uğrayan insanlar” olarak tanımlamaktadır.
Bugün Arakan’da gerçek bir dram yaşanmaktadır. Kendi topraklarında maruz kaldıkları sistematik soykırım karşısında hayatta kalmak için göçe zorlanan Arakanlılar, sığındıkları sınır ülkesi Bangladeş tarafından da kabul edilmemektedir. Myanmar yönetimi tarafından Bangladeşli, Bangladeş yönetimi tarafından Myanmarlı olarak görülen Arakanlılar, her geçen gün daha da kötüleşen şartlar altında, kelimenin tam anlamıyla hayatta kalma mücadelesi vermektedir. BMMYK tarafından mülteci statüsünde kabul edilen sınırlı sayıda insanın dışında, Bangladeş’te yaklaşık 1.5 milyon kaçak göçmen bulunmakta, bir o kadarı da dünyanın çeşitli ülkelerine dağılmış bulunmaktadır. Bugün nüfusu 5 milyon olarak tahmin edilen Arakanlıların yalnızca 1.5 milyonu Arakan’da yaşamaktadır.
Eğitim imkanları kısıtlanan, ticaret yapmaları engellenen, evlilik, çocuk sahibi olma, seyahat etme gibi en temel hakları ağır şartlara bağlanan, vatandaş olarak kabul edilmeyen, Myanmar yönetimine bağlı güçler ve Budist milislerce sistematik olarak katledilen ve tecavüze uğrayan, mülteci kamplarında son derece ilkel şartlarda yaşamaya mecbur bırakılan, fuhuş çeteleri ve organ mafyaları tarafından kaçırılan, kültürel değerleri yok edilen, iskan politikalarıyla toprakları ellerinden alınan Arakan, bugün dünyanın en sorunlu ve belki de en yalnız bölgesi olmaya devam ediyor.
Ancak bütün bu olup bitenler, sürecin arkasında yatan asıl nedenler irdelenmeden anlaşılamaz. Arakan ve Myanmar’ın, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının yanısıra, sahip olduğu jeopolitik ve jeostratejik konumla da, başta ABD, İngiltere ve Çin olmak üzere, dünya siyasetine yön veren küresel aktörlerin ve uluslararası şirketlerin iştahını kabarttığı bir gerçektir. Bu nokta dikkate alındığında, daha önce dünyanın farklı coğrafyalarında benzerlerine şahit olduğumuz senaryonun bugün Arakan’da sahneye konmaya çalışıldığını anlamak kolaylaşacaktır.
UHİM olarak hazırladığımız bu raporun, Arakan sorununun ulusal ve uluslararası kamuoyunda kapsamlı bir yaklaşımla ele alınmasına, yaşanan soykırımın bir an önce son bulmasına, sorumluların uluslararası hukuk mercileri tarafından yargılanmasına ve Arakan için gerekli çözüm önerilerinin acilen hayata geçirilmesine katkı sağlamasını ümid ediyoruz. Bu noktada, acilen hayata geçirilmesi gerektiğini düşündüğümüz önerilerimiz şunlardır:

  • Arakan’da yaşanan süreç, uluslararası medyanın ve küresel güçlerin yaklaşımıyla ele alınmamalı, sürecin arkasında yatan asıl sebepler irdelenmelidir. Dünya siyasetine yön veren devletlerin Arakan ve Myanmar üzerinden planlar yaptığı unutulmamalıdır. Yüzlerce yıldır birarada yaşayan Müslüman ve Budist unsurların bugün İngiltere’nin başını çektiği bir komployla çatışmanın ortasına atıldığı görülmeli ve bu oyunu bozacak politikalar geliştirilmelidir.
  •  Arakan’da yaşanan sorunun uluslararası platforma taşınması için Türkiye Hükümeti gerekli girişimlerde bulunmalı ve bu konuda BM acilen toplantıya çağrılarak, kınayıcı ve önleyici bir karar çıkması sağlanmalıdır.
  •  İslam İşbirliği  Teşkilatı acil olarak toplanmalı, üye ülkeler örgütlenerek soruna ilişkin birlikte ve bütüncül bir tepkiyle karar alınması sağlanmalıdır.
  • Türkiye’nin Dışişleri Bakanlığı kanalıyla bölgede açmış olduğu siyasî ve insanî koridorun devamlılığı sağlanmalı; özellikle TİKA, Kızılay gibi kurumların Myanmar / Arakan bölgesine ilişkin faaliyetleri kalıcı hale getirilmelidir. Zira bu çalışmalar Arakan’da güvenli bir ortamın oluşmasına katkı sağlayacaktır.
  •  Uluslararası Arakan sempozyumları ve konferansları düzenlenerek konu dünya kamuoyunun gündeminde tutulmalı ve farklı yönleriyle ele alınmalıdır.
  • Eğitim çağındaki Arakanlı gençlerin Türkiye’de ve dünyanın farklı ülkelerinde eğitim almaları sağlanmalı, eğitimini tamamlayan bu gençlerin ülkelerine geri dönmesi ve Arakan halkına hizmet etmesi hedeflenmelidir.
  • Uluslararası alanda çalışma yapan insan hakları örgütleriyle diyaloğa geçilerek bu konuya ilişkin aktif rol almaları sağlanmalıdır.
  • Uluslararası yardımların Arakan bölgesine yönlendirilerek Arakan dışındaki mülteci kamplarının yavaş yavaş kaldırılması sağlanmalıdır.
  • Öncelikle mülteci akını durdurulmalı, sonrasında geri dönüşler sağlanmalıdır. Zirâ Myanmar yönetimi Arakan’da uyguladığı politikalarla bölgedeki müslüman nüfusu tasfiye etmeyi amaçlamaktadır. Mülteci akınının durdurulmasından ve geri dönüşlerin sağlanmasından sonra, mültecilerin bulundukları ülkelerdeki yaşam şartlarının iyileştirilmesi hedeflenmelidir.
  • Arakan gibi farklı etnik ve dinî azınlıkların bulunduğu sorunlu bölgelere yönelik stratejik çalışmalar yapılmalı; bu meyanda yazar, akademisyen, aktivist ve sanatçılardan oluşan sivil çalışma grupları oluşturulmalı ve bu grupların bölgedeki sivil oluşumlarla diyaloğa geçerek sorunun çözümüne katkı sağlayacak çalışmalar yapmaları desteklenmelidir.
  • Budistlerin Nobel Barış Ödülü sahibi dini lideri Dalai Lama Tenzin Gyatso ve bir başka Nobel Barış Ödülü sahibi Myanmarlı kadın düşünür-aktivist Aung San Suu Kyi başta olmak üzere, Budist dünyasının önderleriyle diyaloglar kurulmalı ve onların bu meseleye duyarlı olmaları sağlanmalıdır.

Arakan gibi yaşam hakkını tehdit eden siyasî sorunların yaşandığı bölgelere yönelik insanî yardım çalışmaları siyasî, hukukî ve güvenlik merkezli olmalıdır. Bu noktadan hareketle tarihsel deneyimleri referans alan ve Myanmar yönetiminin baskıcı politikalarını engelleyecek, etkin, kuşatıcı, kalıcı, stratejik çözümler geliştirilmelidir.

BASIN BİLDİRİSİ / 10 Eylül 2012

Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi/İstanbul

Kayıt Tarihi : 10 - 9 - 2012
Bu sayfa 1153 defa ziyaret edilmiştir.