Neo-Nazi Cinayetleri mi, Almanya’nın Ergenekonu Mu?
Neo-Nazi Cinayetleri mi,  Almanya’nın Ergenekonu Mu?
Neo-Nazi Cinayetleri mi? ALMANYA’NIN ERGENEKONU MU?' başlıklı basın açıklamasını UHİM dernek merkezinde yöneticilerimizden Ayhan küçük ve Yusuf Şahin yaptı.

Almanya, uzun yıllardır pek çok failimeçhul cinayete sahne oluyor. Farklı din ve ırka mensup insanların acımasızca katledildiği olaylar aralıksız devam ediyor. Bu cinayetlerin bütün sorumluluğu yasadışı neo-nazi örgütlere yükleniyor ve dünya kamuoyunda da bu şekilde gündeme geliyor. Oysa cinayetlerin arkasında, Alman istihbarat birimlerinin bulunduğu iddiası her geçen gün daha da kuvvetleniyor.
Federal İstatistik Dairesi 1990-2009 yılları arasında aşırı sağcı saldırılar sonunda 47 kişinin katledildiğini öne sürerken, merkezi Berlin’deki Amadeu-Antonio Vakfı ise bu rakamın 182 olduğunu ayrıntılı listelerle ortaya koyuyor. Liste incelendiğinde, öldürülenlerin yalnızca farklı din ve ırka mensup insanlar olmadığı, cinayete kurban gidenler arasında Alman polisler, savcılar, avukatlar, evsizler, hata ‘Punk’çılar ve çocuklar bulunduğu görülüyor. Öte yandan son 20 yıl içerisinde Alman cezaevlerinde failimeçhul cinayete kurban giden 100’e yakın Türkiye vatandaşı bulunuyor. Bu tablo, cinayetlerin yalnızca aşırı milliyetçi gurupların inisiyatifiyle işlenmediğini düşündürüyor.
Almanya’da şiddet olaylarına açıkça bulaşan NPD (Almanya Milliyetçi Demokrat Partisi) içerisine devlet tarafından sızdırılmış yüzlerce ajanın, partiyi illegal bir çizgiye çektiği ve şiddet olaylarının bu süreç sonrasında tırmanışa geçtiği biliniyor. Nitekim bu gerçek, bizzat NPD üyeleri tarafından dile getiriliyor. Suça bulaşan çete üyelerinin üzerinden, yalnızca Alman gizli servis elemanlarında bulunabilecek kimliklerin çıkması, bu gerçeği teyid ediyor.
Öte yandan, Almanya’nın silahlı kuvvetleri Bundeswehr’in alt kuruluşu olan ‘Yedekler Topluluğu’ adlı paramiliter grubun, neo-nazilerin üye olduğu NPD mensuplarına silahlı eğitim verdiği ortaya çıkmış bulunuyor. Aralarında muvazzaf generallerin de bulunduğu ve Savunma Bakanlığı’na bağlı olarak çalışan kuruluşun, NPD üyelerine silahlı eğitim verdiğini, NPD ile yapılan yazışmalar ortaya koyuyor. Bunun yanısıra, Alman ordusunun askerî hizmeti biten araçları da neo-nazi örgütünün hizmetine verdiği biliniyor. Bu korkunç gerçekler Almanya Savunma Bakanı Thomas de Maizie tarafından ‘istisnai bir durum’ olarak değerlendiriliyor.
Almanya Hükümeti ise yıllardır bu konudaki soru işaretlerini haklı çıkaracak bir tedirginlikle hareket ediyor. 3 Şubat 2008’de gerçekleşen ve 9 Türkiye vatandaşının yaşamını yitirdiği Ludwigshafen yangınında, yaşanan olayları araştırmak ve yerinde incelemeler yapmak üzere girişimlerde bulunan Türkiye’den insan hakları örgütleri, vize başvurularının reddedilmesi nedeniyle ülkeye giriş yapamamıştı. Bu konuda Alman resmî makamlarına yapılan uyarılar da sonuçsuz kalmıştı. Tam tersi bir durumda dünyayı ayağa kaldıran, kendi toprakları dışında yaşanan olaylar karşısında insan hakları savunucusu kesilerek ülkelerin içişlerine müdahil olmaktan çekinmeyen Almanya, olayı görmezden gelmeyi tercih etmişti. Ancak, Almanya’nın en üst düzeyde sorumluluğu üstlendiği, son dönemde Cumhurbaşkanı ve Adalet Bakanı tarafından yapılan açıklamalarla netleşiyor. Almanya’da devlet, yakınları öldürülen ailelere tazminat ödemeyi, henüz yargı kararı olmadan kabul etmiş bulunuyor.
Bugün, içlerinde Türkiye’den Almanya’ya göç edenlerin de bulunduğu pek çok kişinin katledildiği failimeçhul cinayetler ciddi biçimde incelenmelidir. Cinayetlerin neo-nazi kılıfıyla örtülmeye çalışıldığı ve sürecin “Almanya’nın Ergenekon’u” olarak tanımlanabileceği gözardı edilmemelidir. Nitekim Almanya’da söz konusu olaylara karışan ve sürecin aydınlatılmasına katkı sağlayabilecek isimler son günlerde teker teker öldürülmekte, olayların Alman devleti ile olan bağlantıları çözülemeden, salt bir neo-nazi terörü olarak kalması sağlanmaya çalışılmaktadır.
Medya bugüne kadar yaşanan olayları farklı şekilde açıklamayı tercih etmişti. Örneğin 2000’li yıllarda işlenen dönerci cinayetlerinin birbiriyle alakasız münferit olaylar olduğu iddia edilmiş, hatta cinayetlerin Türk mafyasının işi olduğu iddiası ortaya atılmıştır. Olayların arkasında derin yapılanmaların olabileceği iddiası tartışılmamış ve görmezden gelinmiştir. Ancak son dönemde olayların arkasında yatan gerçekler medyaya servis edilmiş ve Alman medyası da cinayetlerin derin yapılanmalar tarafından işlenmiş olduğunu ortaya çıkartmıştır. Yıllardır bilinen bu gerçeğin görmezden gelinmesi ve bugüne kadar sorgulanmaması manidardır. Öte yandan uluslararası insan hakları örgütleri de Almanya’da yaşanan bu sürece sessiz kalmayı tercih etmiş, yakinen bildikleri bu hukuksuzluğa göz yummuşlardır.
Almanya’da işlenen bu cinayetlerde pek çok Türkiye vatandaşı da katledilmesine karşın, maalesef Türkiye’nin bu konudaki girişimleri oldukça cılız kalmaktadır. TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu tarafından yapılan araştırmalar neticesinde, gerek kundaklamalar, gerek cezaevinde işlenen failimeçhul cinayetlerle ilgili önemli ipuçları elde edilmiş bulunmaktadır.
Bu konuda yapılması gerekenler şöyle sıralanabilir:

  • Türkiye’deki resmî makamlar, sivil yapılanmalar ve medya organları, olayların arkasında yatan asıl nedenleri ve katliamların gerçek sorumlularını deşifre etmek için üzerine düşeni yapmalıdır. Bu konuda Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ulusal ve uluslararası hukuku harekete geçirmeli ve bu konuda etkin bir siyaset izlemelidir.
  •  Medya organları olayların Almanya’daki derin yapılanmalarla bağlantılarını araştırmalı ve bu konuda kamuoyuna doyurucu ve gerçek bilgiler sunmalıdır.
  • Uluslararası düzeyde faaliyet gösteren insan hakları örgütleri, olayları görmezden gelmekten vazgeçmeli, gerçek suçluların cezalandırılması için yakınları cinayete kurban giden ailelerin hukuk mücadelesine destek vermelidir.


 

BASIN BİLDİRİSİ / 23 Kasım 2011
Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi/İstanbul

Kayıt Tarihi : 23 - 11 - 2011
Bu sayfa 580 defa ziyaret edilmiştir.