Küresel “Terör Tiyatrosu”
Küresel “Terör Tiyatrosu”
Küresel güçlerin bilhassa Ortadoğu’daki operasyonlarının en önemli araçlarının başında terör örgütleri geliyor. Bu örgütleri çeşitli yöntemlerle en yoğun biçimde kullanan ülkelerin başında ise şüphesiz ABD gelmektedir. Bu bakımdan, 11 Eylül saldırıları ABD’nin İslam’a karşı yürüttüğü savaş için en kullanışlı bahaneyi teşkil etti.  Saldırıyı gerçekleştirdiği ‘iddia edilen’ El Kaide militanlarını Sovyetler Birliği’ne karşı savaştıkları dönemde “özgürlük savaşçıları” olarak lanse eden ABD, söz konusu şaibeli 11 Eylül saldırılarından sonra fikir değiştirerek, El Kaide’yi terörist örgüt ilan edip Afganistan’ı işgal etti.  Afganistan işgalini, sonradan bir kurgu olduğu ortaya çıkan Irak’ın işgali izledi.
Bahsi geçen işgallerle Ortadoğu’yu kan gölüne çevirmekle kalmayan ABD, bölge halkları üzerinde kalıcı psikolojik travmalara sebep olurken, işgaller sırasında kurulan hapishanelerde uygulanan işkence görüntüleri bütün dünyanın hafızasında hâlen tazeliğini korumaktadır. Nitekim bu şiddet sarmalı, takip eden yıllarda yine şiddeti doğurmuş ve bölgedeki halkları aşırılığa meyilli bir konuma sevk etmiştir. İşgaller sırasında etnik ve dini fay hatları üzerinden oluşturulan kaos ortamı, kurulan mezhepçi, ayrımcı ve azınlık yönetimlerle ayakta tutulmaya çalışıldı. 
ABD ve onun Irak işgalindeki en önemli destekçisi olan İngiltere’nin emperyalist müdahalelerinin bir ürünü olan DEAŞ, gelinen noktada emperyalist güçlerin mevcut bölge siyasetine meşruiyet kaynağı teşkil etmektedir. Öyle ki, DEAŞ büyük oranda tasfiye edilmişken, ABD bir diğer terör örgütü olan PKK/PYD’ye yaptığı silah yardımlarını meşru göstermek adına, basın yayın yoluyla, örgütle alakalı tehdidin büyük ölçüde devam ettiği yönünde algı operasyonları yürütüyor. Öte yandan DEAŞ’a karşı silahlandırılan PYD’nin PKK ile bir bağının olmadığını büyük bir pişkinlikle iddia etmeye devam eden ABD, söz konusu bu örgüte verdiği tonlarca mühimmatın Türkiye’ye karşı kullanılmadığını da aynı tavırla ileri sürmektedir. ABD’nin mevzubahis ikircikli tutumu, Irak sınırına yakın çöl bölgelerindeki DEAŞ unsurlarına dokunmadığı; benzer biçimde, PYD/YPG’nin de bahsi geçen silah yardımlarının devamı adına ellerinde rehine olarak tuttukları DEAŞ’lı militanları serbest bıraktığı da dikkatlerden kaçmamalıdır. 
ABD ve İsrail ile ilişkisi sık sık gündeme gelen DEAŞ, hâlihazırda bu iki devletin Ortadoğu’ya yönelik temel siyaseti olan “istikrarsızlığın istikrarı” stratejisine hizmet etmeye devam ediyor. İsrail ordusuyla bağlantılı bir kuruluş olan Meir Amit İstihbarat ve Terörizm Enformasyon Merkezi bu senenin başlarında yayımladığı raporda özetle; DEAŞ’ın bundan sonra, İran’ın Suriye üzerinden Lübnan’a uzanan kuşağında vur-kaç eylemleri yapacağını ilan ediyor ve örgüte adeta yol gösteriyordu. Söz konusu bu yakın temas, DEAŞ’lı teröristlerin zaman zaman İsrail’de tedavi olmaları ve bölge ülkelerinin tamamında terör saldırıları düzenleyen örgüt militanlarının İsrail’e henüz bir “taş” dahi atmışlığının olmaması gerçeğiyle daha aşikâr bir hal almaktadır.
Bölgedeki kaostan nemalanan en önemli aktörlerden bir diğeri de kuşkusuz Rusya oldu. Geride kalan zaman zarfında, asırlardır arzuladığı ‘sıcak denizlere inme siyaseti’ni gerçekleştirmekle kalmayan Rusya, bölgede stratejik üsler elde ederek kalıcı bir pozisyona sahip oldu. Geçtiğimiz yılın ortalarında dışişlerinden yapılan bir açıklamayla ne PKK’yı ne de PYD’yi terör örgütü olarak görmediğini açıklayan Rusya da tıpkı ABD gibi terör örgütlerini menfaatleri doğrultusunda kullanmakta tereddüt etmemektedir.
Küresel güçlerin kendi menfaatleri uğruna her türlü yol ve yöntemi mübah gören, bütün insani hasletlerden yoksun, ikiyüzlü siyasetlerinin bir gereği olarak, taşeron terör örgütleriyle sahada hangi yöntemlerle “danışıklı bir dövüş” sahneledikleri alenen ortadadır.
Söz konusu bu güçlerin kültür endüstrisinin muhtelif araçlarını ve bilhassa da basın yayın organlarını kullanarak zihinlerimizde oluşturmaya çalıştığı suni gündemlere karşı dikkatli, tarihten nasibimizi alır bir surette hareket etmek ve gerek bölgemizde gerekse de dünyada cereyan eden olaylara bu şuurla yaklaşmak bir zaruret halini almıştır.
 
BASIN BİLDİRİSİ / 15 Şubat 2018 Perşembe
         Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi/İstanbul
 
Kayıt Tarihi : 15.2.2018
Bu sayfa 628 defa ziyaret edilmiştir.