Küresel Güçlerin Yeni Sömürge Politikası: Ayrıştırma-Çatıştırma-Bölme
Küresel Güçlerin Yeni Sömürge Politikası: Ayrıştırma-Çatıştırma-Bölme
Bugün tüm dünyada, sömürgeci güçlerin politik çıkarları, toplumların demokratik tercihleri gibi gösterilmeye çalışılıyor. Bize düşen görev; bu senaryoyu deşifre etmek, etkin, sivil bir mücadele alanının oluşmasına katkı sağlamak, kamuoyuna sunulanla yetinmemek ve olayların arkasında yatan asıl nedenleri tespit ederek toplumla paylaşmaktır.
Kuzey ve Güney Sudan arasında yaklaşık 50 yıl süren içsavaş, 2005 yılında imzalanan barış anlaşmasıyla sona ermiş; ülkenin geleceği ile ilgili karar, geçtiğimiz günlerde Güney Sudan’da yapılan halk oylamasından çıkacak sonuca bırakılmıştı. 9 Ocak 2011’de başlayan ve teknik şartların yetersizliği nedeniyle yaklaşık bir hafta devam eden oy verme işlemleri sonuçlandı. Sayım işlemleri sürerken, referandum sonuçlarının Güney Sudan’ın ayrılmasını onaylayacağına kesin gözüyle bakılıyor.
Her ne kadar, süreç Güney Sudan halkının demokratik tercihleri doğrultusunda şekillenmiş gibi gözüküyorsa da; büyük resme bakıldığında olayların küresel güçlerin stratejik tercihlerini yansıttığı anlaşılıyor. Sudan’ın içişlerine yapılan müdahalelerde, uzun yıllardır devlet başkanı El-Beşir’in yönetim ve uygulamaları gerekçe gösteriliyordu. Önce yıllarca süren içsavaş ve ardından alınan bölünme kararı, yaklaşık yüzyıl önce İngiltere ve Fransa tarafından çizilen Afrika ülkeleri arasındaki sınırların, bugün ABD tarafından, yine benzer sebeplerle değiştirilmesi anlamına geliyor.
ABD, yaklaşık on yıl önce, Güney Asya’nın en büyük devleti olan Endonezya’da da benzer bir müdahalede bulunmuş ve Doğu Timor, Endonezya’dan ayrılarak yeni bir devlet olmuştu. 11 Eylül sonrasında gerçekleştirilen Irak işgali de Ortadoğu’da sınırların sömürgeci güçler tarafından yeniden belirlendiğini ispatlıyor. Üç ülkenin de yeraltı kaynakları bakımından zengin olması, küresel güçlerin müdahalelerinin asıl nedenlerinden birini daha ortaya koyuyor.
Bu süreçte ABD ve küresel güçlerin, Sudan konusunda çeşitli uluslararası kurumları nasıl bir baskı unsuru olarak kullandığı da görüldü. Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)’nin, Sudan Devlet Başkanı Ömer el-Beşir hakkında aldığı tutuklama kararı ve karara dayanarak çeşitli ülkelere uyguladıkları baskılar, bunun tipik bir göstergesi olarak dünya kamuoyunu uzun süre meşgul etti. UCM, kendisini tanımayan ülkeler hakkında karar alma yetkisine sahip değilken, söz konusu kararı gerekçe göstererek el-Beşir’in ziyaret ettiği ülkelerde tutuklanması gerektiğini iddia etti.
UCM’nin bu tavrının, el-Beşir’in planlanan fakat gerçekleşemeyen Türkiye ziyareti öncesinde, Türkiye’de sivil alanda faaliyet gösteren birçok insan hakları kuruluşu, gazeteci, yazar ve akademisyen tarafından da benimsenmesi, maalesef sürecin doğru okunamadığını gösteriyor. Söz konusu yargılamada, yargılananın el-Beşir değil, bütün bir Sudan halkı olduğu; el-Beşir’in haksız ve suç teşkil eden uygulamalarının güzel bir kılıf olarak kullanıldığı açıkça görülüyor. Nitekim, dünyanın pek çok bölgesinde küresel güçler tarafından bugün de devam etmekte olan işgallerde her gün yüzlerce insan hayatını kaybederken, UCM, söz konusu işgalleri gerçekleştiren ülkeler ve sorumluları hakkında herhangi bir yargılama ya da tutuklama kararı almayarak nerede durduğunu göstermiş oluyor. UCM’nin bu siyasî yaklaşımı net bir biçimde ortadayken, alınan kararları tekil olarak değerlendirmek ve kararların hukukî olup olmadığını tartışmak pek mümkün gözükmüyor.
Öte yandan, ABD Başkanı Obama’nın, referandumun bölünme kararı ile sonuçlanması ve el-Beşir yönetiminin çıkan sonuca rıza göstermesini şart koşarak; teröre destek verdiği gerekçesi ile Sudan’a karşı uygulanan ambargonun kaldırılacağı sözünü vermesi de, ABD ve küresel güçlerin yaklaşım ve uygulamalarının ne ölçüde tutarlı ve güvenilir olduğunu ortaya koyuyor.
Sudan; başta ABD olmak üzere, küresel güçlerin yeni dönemdeki sömürgeci politikalarının nasıl işleyeceğini göstermesi bakımından önemli bir örnek olma özelliği taşıyor. Siyaset ve medya kanalları ile gerçekleştirilen manipülasyonlar önümüzdeki süreçte de devam edecek, sömürgeci güçlerin politik çıkarları, toplumların demokratik tercihleri gibi gösterilmeye çalışılacaktır.
Biz Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi (UHİM) olarak; bu senaryoyu deşifre etmek ve etkin, sivil bir mücadele alanının oluşmasına katkı sağlamak için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Çünkü bu alanda çalışma yapan birey ve kurumların asıl görevi; kamuoyuna sunulanla yetinmemek ve olayların arkasında yatan asıl nedenleri tespit ederek toplumla paylaşmaktır.

 
BASIN BİLDİRİSİ / 20 Ocak 2011
Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi/İstanbul
Kayıt Tarihi : 20 - 1 - 2011
Bu sayfa 870 defa ziyaret edilmiştir.