KİRLİ EMELLERİNİZLE BİZİ KİRLETEMEZSİNİZ!
KİRLİ EMELLERİNİZLE  BİZİ KİRLETEMEZSİNİZ!
Tarih sahnesi devlet ve milletlerin birbiriyle mücadelelerinin bir geçit töreni gibidir. Bu mücadelenin en önemli garnitürleri etnisiteye dayalı topluluklar ve güçsüz devletlerdir. Güçlü devletler böylesi yapıları birbirlerine karşı bir koz olarak kullanma ve bu sayede rakiplerini zayıflatmak isterler.
20. yüzyıl başında Osmanlı İmparatorluğu’nun bazı vilayetlerinde uygulanan zorunlu göç politikası, aslında büyük devletlerin (İngiltere, Rusya, Fransa, Almanya) Ermeniler üzerinden Osmanlı ile hesaplaşmak istemelerinin bir sonucudur. Bu süreçte vuku bulan hadiselere “Ermeni Soykırımı” elbisesi giydirilmiş, o dönemde Osmanlı Devleti yıpratılmış, daha sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti de Lozan başta olmak üzere tüm uluslararası zeminlerde bu tür iddialarla sıkıştırılmak istenmiştir.
 Lozan görüşmelerine giden TBMM heyetinin yol haritasını oluşturan “TBMM İcra Vekilleri Riyaseti Kalemi Mahsus Müdüriyeti” başlıklı talimatnamenin birinci maddesi, “doğuda bir Ermeni Devleti talebinin reddi ve görüşmelerin derhal kesilmesi” emrini haizdir. Bu durum bile Ermeni meselesinin Batılı güçler tarafından nasıl kullanıldığının en önemli işaretlerindendir.
 100 yıl boyunca bu konu çeşitli yöntem ve vesileler ile milletimizin ensesinde Demokles’in kılıcı gibi bekletilmiştir. Günümüzde de aynı mantıkla hareket eden küresel güçler, hiçbir dayanakları olmadan bu hadiseyi siyasileştirmekte ve parlamentolarında kararlar alarak Türkiye’yi baskı altına almak istemektedirler.
 Osmanlı döneminde olduğu gibi insan hak ve onurunu günümüzde de en saygın değer olarak kabul eden Türkiye’nin Ermeni halkıyla hiç bir sorunu yoktur. Bununla beraber Ermenistan Devletinin ve diasporasının batılı devletler hamiliğinde yürüttüğü tedhiş ve terör hadiselerinin de muhatabı yine Türkiye olmuştur.
Ne Osmanlı ne de Türkiye, Ermenileri hiç bir zaman yalın haliyle bir sorun ve tehdit olarak algılamıştır.

Bugün, irisiyle ufağıyla hemen her Avrupa devletinin, Ermeni soykırımı iddialarını karar altına almalarından sonra, yeni seçilen ABD başkanı Biden’ın da 1915 yılında uygulanan Ermeni tehciri için soykırım ifadesini kullanmasındaki maksat, Batı’nın yüz yıl önceki beklenti ve hedefleri ile aynıdır.
Türkiye’nin sürekli güçlenen siyasi, askeri ve kültürel altyapısı; kendi ihtiyacını görecek bir sanayi yetkinliğine doğru hızla ilerlemesi, savunma sanayi alanındaki hamleleri ve bölge halklarına ilham veren siyasi ve medeni yön gösterici seyri ile bölgesinin en önemli devleti haline gelmesi, küresel ticaret ve denge açısından üstleneceği rolü belirleyici ve kritik bir noktaya getirmiştir. Bu durumda da Küresel güçler için Yunanistan, Ermenistan vb. devlet, taşeron ve militarist yapıların yeniden aktive edilmesi bir ihtiyaç haline gelmiştir.
Kendi tarihi sürecinde, varlığını borçlu olduğu birçok büyük katliam ve soykırıma sebep olan, kendi sınırları dışında da milyonlarca insanın ölümüne yol açan, yıkıcı ve sömürgeci bir kültürün temsilcisi olarak ABD’nin yaptığı bu soykırım polisliği, insanlık maşeri vicdanında ölüye can vermekten öte bir anlam ifade etmemektedir.
Ve son olarak şunu da ifade etmek gerekir ki; yapılan bu tür ithamlarla, bilinen tarihin en kapsamlı ve nitelikli birlikte yaşama tecrübesini, yüzlerce yıl boyunca hayata geçirerek tüm farklı inanç, kültür ve etnik oluşumların gönlünü kazanmış medeniyetimizin hala özlenen ve aranan bu huzur iklimi kirletilmek istenmektedir.
 
BASIN BİLDİRİSİ / 27 Nisan 2021 Salı
 Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi
Kayıt Tarihi : 27.4.2021
Bu sayfa 152 defa ziyaret edilmiştir.