İsrail Devleti Küstahlaştıkça Kendisini ve Halkını Ateşe Atıyor
İsrail Devleti Küstahlaştıkça Kendisini ve Halkını Ateşe Atıyor
‘İsrail Devleti Küstahlaştıkça Kendisini ve Halkını Ateşe Atıyor’ isimli basın açıklamamız UHİM Hukuk Direktörü Avukat Mustafa Demiral  ve Dernek Koordinatörü Abdullah Küçükaytekin tarafından yapıldı.. 
 
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Filistin toprakları üzerinde taşıma yöntemlerle tesis edilen demografik yapı üzerine kurulan İsrail Devleti, işgal ettiği toprakların asıl sahibi yerli Filistin halkının yaşama hakkına tecavüz etmeye devam etmektedir.  İsrail’in Gazze’de 13 Kasım Salı günü başlattığı saldırılar esnasında resmî-sivil hedef ayrımı gözetmeksizin halkın canı ve malı tahrip edilmiştir.
Gerektirici hiçbir sebep yokken, İsrail’in bu saldırıyı gerçekleştirmesi, saldırıdan önce Hamas’ın askerî sorumlusunun da ince planlanmış bir suikast ile hayatına son verilmesi, ‘Arap Baharı’ sonrasında oluşan yeni devlet yönetimlerinin test ediliyor olduğunu akla getirmektedir. Eldeki tüm veriler İsrail’in bu saldırısının uluslararası ve insanî hiçbir meşrûiyet temelinin olmadığını göstermektedir. O halde bu devletin fütursuzca hareket etmesinin nedeni nedir? Suriye’deki içsavaşın çözülememiş olmasının getirdiği kaotik ve istikrarsız ortamda İsrail’in işgalleri daha kolay gerçekleştirmeyi hedeflediği görülmektedir. Aynı zamanda, İsrail’de yaklaşmakta olan seçim öncesi bir manevra özelliği de taşıyan bu saldırılar, İsrail’in masum Filistin halkını kendi iç hesaplarına da alet ettiğini göstermektedir.
Ayrıca İsrailli yetkililer bombalama sonrası verdikleri beyanatlarda, bunun bir başlangıç olduğunu, saldırıların devamının geleceğini ifade etmişlerdir. Bu küstahça ve insanlık dışı söylemlerle anlatılmak istenen, İsrail işgali karşısında duran hiç kimseye hayat hakkı tanınmayacağı, bunun için ayrıca başka haklı ve geçerli sebep aramaya gerek olmadığının Filistin özelinde tüm dünyaya ilan edilmesidir. İsrail’in bu tavrı ve bakış açısının, etki-tepki prensibi gereğince, işgal karşıtları nezdinde tam tersi düşüncelerin oluşmasına yol açacağı muhakkaktır. Yani, İsrail işgali devam ettikçe İsrail vatandaşları ve işgal taraftarı kişilere de hayat hakkının tanınmaması gerektiği düşüncesini yaygınlaştıracaktır. O halde İsrail vatandaşlarının can güvenliği nasıl korunacaktır? Anlatılan olasılıklar vuku bulduğunda, İsrail Devleti failleri ‘terörist’ olarak sıfatlandırabilecek midir? Öte yandan ABD’nin saldırılar karşısında her zaman olduğu gibi masum Filistin halkının değil, zalim İsrail Devleti’nin yanında duran açıklamaları, Ortadoğu halklarını ne kadar önemsediğini bir kez daha ortaya koymaktadır.
İnsanî değerleri hiçe sayan, en temel insan hakkı olan yaşama hakkını ihlal edebilen kişi, kurum, grup ve devletlere karşı uluslararası kurumların, sivil toplum kuruluşlarının ve dünyanın dört bir tarafında toplumların ivedilikle harekete geçmesi ve hukuksuz uygulamaların faillerinin cezalandırılması için, içinde askerî yaptırımları da içeren seçeneklerin değerlendirmeye alınması gerekmektedir.
 
BASIN BİLDİRİSİ / 16 Kasım 2012
Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi/İstanbul
Kayıt Tarihi : 16 - 11 - 2012
Bu sayfa 772 defa ziyaret edilmiştir.