İslamofobi Mi, Hristiyan Terörü Mü?
İslamofobi Mi, Hristiyan Terörü Mü?
İslam ile terörü özdeşleştirmek adına uzun yıllardır sistematik bir manipülasyon uygulayan Batı dünyası, kendi içerisindeki İslam karşıtı terörü ise görmezden gelmektedir. Her gün ABD ve Avrupa ülkelerinde Müslümanları hedef alan onlarca terör olayı yaşanmakta, ancak bu sistematik vahşet bireysel hadise gibi gösterilmektedir. Müslümanlar günlük hayatın her alanında sözlü ve fiziksel şiddete maruz kalmakta, yaralanma ve ölümle neticelenen saldırılar gerçekleşmekte, ibadethane ve mezarlıklar kundaklanmakta, Müslümanlara ait ev ve işyerleri içlerinde sivil insanlar varken yakılmaktadır. 
Örneğin, Alman resmî rakamlarının verilerine göre Almanya’da 2001-2014 yılları arasında 297 cami saldırısı gerçekleştirilmiş, 1990-2011 yılları arasında 746 Neonazi cinayeti işlenmiştir.
ABD merkezli Southern Poverty Hukuk Merkezi verilerine göre, ABD’deki nefret grubu sayısı 2016’da %14 artarak 892’ye çıkmıştır. Bu oluşumların çoğu Müslümanları hedef almaktadır.
Londra Belediyesi verilerine göre, kentte günde ortalama 20 İslam karşıtı suç işlenmektedir. Bu verilere göre İngiltere’de değil, yalnızca Londra’da yılda 7500 civarında İslam karşıtı terör eylemi gerçekleşmektedir.
Fransa İslamofobi ile Mücadele Kolektifi (CCIF) verilerine göre, Fransa’da İslam karşıtı suç sayısı 2015’in ilk altı ayında 274’tür. Bu rakam yalnızca CCIF’nin tespit edebildiklerini kapsamaktadır.
Hollanda’da İslamofobi ve Ayrımcılık Bildirim Merkezi verilerine göre, ülkedeki Müslümanlara yönelik ayrımcılık, şiddet ve saldırılar 2013-2016 yılları arasında üç kat, camilere yönelik saldırılar da iki kat artmıştır.
Belçika’da resmî statüde hizmet veren Eşit Haklar Merkezi verilerine göre, ülkedeki ırkçı saldırıların %80’den fazlası Müslümanları hedef almaktadır.
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Bu korkunç tablo, ABD ve Avrupa ülkelerinde Müslümanları hedef alan terörün giderek tırmandığını göstermektedir.
Ancak siyasi mercileri, medyası, sivil yapılanmaları, akademisi ve kültür-sanat mecralarıyla Batı dünyası, yaşananları görmezden gelmeyi tercih etmektedir. Müslümanların canına kasteden saldırılar “kaza”, her gün onlarca insanın öldüğü ya da yaralandığı terör eylemleri ise “adi suç” olarak lanse edilmekte, camileri hedef alan yüzlerce kundaklama olayının üstü örtülmektedir. Faili Müslüman olan bir hadiseyi “İslamcı terör” olarak dünya kamuoyunun gündemine taşıyan Batı medyası, bir Hristiyan terör eylemi gerçekleştirdiğinde ise “aklî dengesi bozuk”, “işsiz”, “psikopat” vb. sıfatlar kullanarak olayı basit bir saldırı gibi vermektedir.
Örneğin Almanya’da işlenen Neonazi cinayetleri uzun yıllar ülkede yaşayan Türklerin kendi aralarındaki bir hesaplaşma olarak lanse edilmiş, ardından “dönerci cinayeti” denilerek bireyselleştirilmeye çalışılmıştır. Ancak geçen süre zarfında söz konusu cinayetlerin Alman derin devleti ile bağlantılı Hristiyan Neonazi örgütleri tarafından planlı ve sistematik bir şekilde gerçekleştirildiği ortaya çıkmıştır.
2015 yılı Şubat ayında ABD’nin Kuzey Carolina eyaletinde üç Müslüman gencin kendi evlerinde silahla vurularak öldürülmesi Batı medyası tarafından büyük oranda görmezden gelinmiş, yayınlanan haberlerse olayı basit bir saldırı olarak vermiştir. Olayda failin Hristiyan oluşu, masum gençleri yalnızca Müslüman oldukları için katletmesi gibi gerçeklerin üstü örtülmeye çalışılmıştır.
Yine 2015 yılı Eylül ayında ABD’nin Teksas eyaletinde yaşayan 14 yaşındaki Ahmed Muhammed adlı bir genç, kendi tasarladığı elektronik saati okula götürdüğünde bomba taşıdığı şüphesi ile kelepçelenerek gözaltına alınmış, ailesi de sorguya alınmıştır.
Son olarak birkaç gün önce Londra’da gerçekleşen İslam karşıtı terör saldırısında, Teravih namazından çıkan Müslümanların üzerine kasıtlı olarak kamyonet sürülmüş, saldırıda bir kişi yaşamını yitirirken, ikisi ağır on kişi de yaralanmıştır. Görgü tanıkları saldırganın “Bütün Müslümanları öldürmek istiyorum” diye bağırdığını belirtmiştir.
Bu tablo ABD ve Avrupa ülkelerinde hemen her gün yaşanmaktadır. Bu sebeple;
Siyasi merciler, her geçen yıl daha tehlikeli bir hal alan İslam karşıtı terörü, tüm uluslararası platformlarda Batı dünyasının manipülatif ifadeleriyle değil kendi tanımlamalarıyla tartışmalıdırlar.
Medya organları bu tip haberleri kamuoyuna ulaştırırken, gerçekleri olması gerektiği gibi ifade etmeli, terör hadisesi olduğu açık bir olay için “kaza”, “facia”, fail içinse “aklî dengesi bozuk” gibi olayın vahametini yansıtmayan ifadeler kullanmamalıdırlar.
Sivil toplum, akademi ve kültür-sanat camiası, Batı dünyasında yaşanan bu vahşete karşı ses vermeli, İslam karşıtı şiddeti konu alan raporlar hazırlamalı, kitap ve makaleler yazmalı, sinema filmleri yapmalıdırlar.
Bu anlayışla UHİM olarak 2015 yılında yayımladığımız “Avrupa’da Yükselen Ayrımcılık” ve 2016 yılında yayımladığımız “Manipülasyonların Kıskacında İslam” adlı raporlarımızı bir kez daha kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.
Batı dünyasının barış dini İslam’ı sürekli olarak terörle özdeşleştirmesi ve “İslami terör” ifadesini normalleştirmesi kabul edilemez. Esasen hiçbir dinin “terör” ifadesiyle yan yana getirilmesi tasvip edilemez; ancak bu yaklaşımın devam etmesi halinde ABD ve Avrupa ülkelerinde yaşananların da “Hristiyan terörü” olarak mı tanımlanması gerektiği sorgulanmalıdır.
Saygılarımızla.

BASIN BİLDİRİSİ / 22 Haziran 2017 Perşembe
         Uluslararası Hak İhlalleri İzleme Merkezi / İstanbul
 
Kayıt Tarihi : 22.6.2017
Bu sayfa 2028 defa ziyaret edilmiştir.